Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu 25 Eylül günü Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirilen ve eş zamanlı tüm Türkiye’de yapılan emekli eylemi sırasında kendini vurarak hayatına son verdi. Şekeroğlu eylemi gerçekleştirirken elinde “Para için değil onurumuz için” yazılı bir döviz taşıyordu. Ali Şekeroğlu’nun hem sosyal medya paylaşımlarında hem de alanda söylediği son sözlerden emekli aylığı ile geçinemediği net bir şekilde anlaşılıyordu. Bir emekli olarak Şekeroğlu’nun içinde bulunduğu duruma hayatına son vererek gerçekleştirdiği bu üzücü ve sarsıcı olay adeta çok yönlü bir isyan eylemiydi.
Bu Eylem Saray’a İsyandır
Çalışan emekli sayısı 2020 yılında 746 bin iken bu rakam 2026 yılında 2 milyon 130 bin kişiye çıkarak altı yılda yüzde 185 oranında arttı. Üstelik bu rakamlar sadece kayıtlı olarak çalışan emeklileri kapsıyor. Yani gerçek rakam bundan hayli fazla.
Türkiye’de çalışırken iş cinayetine kurban giden emekli sayısı da bu oranla birlikte artıyor. Geçtiğimiz sene 50-64 yaş arası 558, 65 yaş ve üstü 126, toplam 684 işçi çalışırken hayatını kaybederken bu rakam “Emekli Yılı” ilan edilen 2024’te 50 yaş ve üstü için 558 kişiydi. Ali Şekeroğlu’nu hayattan kopartan koşullar milyonlarca emekliyi çalışma zorunda bırakarak bir kısmını inşaatta, iş makinası başında ya da tezgahta aynı sona sürüklüyordu.
Peki, emekliler neden çalışmak zorunda kalıyor? Sorunun en net cevabı bu zorunluluğun ülkeyi yönetenlerin tercihi olduğudur. Tercihin kaynağında neoliberal politikalar olduğunu bilmekte fayda var. Bu politikalar sonucunda kamu kaynakları piyasalaşma yoluyla sermayeye devrediliyor. Özelleştirmeler kamu mallarının tasfiye edilerek özel sektörün kontrolüne geçmesini, kamu harcamalarının kısılması eğitim, sağlık gibi kamu hizmetlerinin piyasanın pençesine düşmesini, ücretlerin baskılandırılması sömürünün artarak yoksulluğun derinleşmesini getiriyor. Emeklilik haklarının budanarak emekli aylıklarının düşürülmesi de bu politikaların sonuçlarından bir tanesi.
Kısaca bu tercih kamu adına ve yararına ne varsa sermaye lehine talan edilmesi olarak kapitalizmin en vahşi biçimlerinden biri olarak pek çok ülkede uygulanıyor. Bu uygulama sonucu emekliler her geçen gün yoksullaşarak insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum ediliyor. Bugün açlık sınırının 40 bin lira sınırına dayanmışken en düşük emekli aylığı neredeyse bu rakamın yarısına denk gelecek şekilde 23 bin 552 lira olarak bir emekliyi iki katı açlığa mahkum ediyor.
Ortalama bir polis emeklisi aylığının 39 bin lira olduğu düşünülecek olursa Ali Şekeroğlu’nun çalıştığı yılların karşılığı olarak gördüğü değer tam anlamıyla yönetenlerin dayattığı bir onursuzluktur. Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın yaptığı açıklamaya göre beş gün içinde yedi polis memuru hayatına son vermiş. Mobbingin en yüksek oranda yaşandığı yerin emniyet kurumu olduğu biliniyor. Bu intihar vakalarıyla birlikte değerlendirecek olursak Şekeroğlu’nun bu eyleme götüren yol biraz daha belirginleşmiş olur.
İşte Ali Şekeroğlu’nun ortaya çıkarttığı isyanın bir ve en önemli yönü emeklileri insanlık dışı koşullarda yaşamaya iten tercihlerin sahibi olan Saray iktidarıdır.
Bu Eylem Meslektaşa İsyandır
“Polis simit sat, onurlu yaşa!” Gezi isyanı ile birlikte hayatımıza giren ve polisin halka uyguladığı vahşete dönük üretilmiş bir slogandı. Şimdilerde pek çok nedenle o günlerdeki kadar sık atılmasa da slogan hafızalarda halen tazeliğini koruyor.
Ali Şekeroğlu’nun elinde tuttuğu dövizde yazan “onur” bu sefer bir başka isyanın sloganı olarak karşımıza çıkıyor. Belki de uzun yıllardır ilk defa emekli de olsa bir emniyet mensubunun hükümetin politikalarına karşı çıkan ve bu kadar açık ve sert bir eylemine tanık oluyoruz. Bu eylem derinlerinde, insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalan ve katlandığı tüm sıkıntılara rağmen sesini çıkartmaktan imtina eden meslektaşlarına Gezi’deki milyonların söylediği bir gerçeği tekrardan hatırlatıyor: Onur!
Öğretmenlik gibi kadro ya da çok çeşitli fakültelerden mezun olup iş bulamayan binlerce gence geçim ve güvenceli bir iş imkânı kapısı olarak görülen polislik mesleği işsizliğin pansumanı gibidir. Emniyet teşkilatının Saray rejiminin faşizmi inşa sürecinde oynadığı rol ile birlikte düşünürsek kurum çalışanlarına dayatılan ideoloji onların formasyonlarını sıfırlayan niteliktedir. Zora ve otoriteye dayalı hiyerarşi hak bilincini de işlemez kılarken polisliği geçim imkanı olarak gören kesimi Şekeroğlu’nun sloganlaştırdığı onursuz yaşama mecbur kılar.
İşte Ali Şekeroğlu’nun isyanının bir yönü de eski meslektaşlarınadır. Onların durumlarına etmedikleri itiraz Şekercioğlu’nun isyanının nesnesi olmuştur.
Bu Eylem Topluma İsyandır
Milyonlarca insanın şahit olduğu bu eylem bir gerçeği de toplumun gözüne sokarak gerçekleşmiştir: Yaşam koşullarının ağırlığı toplumsal çürümeyi ve içe çökmeyi yoğunlaştırıyor.
Uygulanan neoliberal politikalar ile iyice baskılanan ücretler yoksulluğu toplumun normali haline getirdi. Disk-Ar’ın araştırmasına göre 2024 yılında asgari ücretin yüzde 10 üstüne kadar maaş alanların oranı yüzde 53,2. Bu oran güncel olarak daha da artmış vaziyette. Kaldı ki asgari ücretin 28 bin 75 lira, açlık sınırının ise yaklaşık 40 bin lira olduğu düşünülürse yoksullaşmanın boyutları da göz önüne gelebilir.
Ücretlerin düşük olmasının sebeplerinden belki de en önemlisinin çalışanların örgütlülük düzeyi olduğu biliniyor. Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 13,8. Yani her yüz çalışandan yaklaşık 14’ü sendikalı. Ve buna karşılık özel sektörde sendikalı olarak çalışan bir işçinin aldığı maaşın ortalama olarak asgari ücretin oldukça fazlası olduğu da bir gerçek. Örgütsüzlük ile yoksulluk kol kola büyüyor.
Diğer yandan yoksulluk zemininde çeteleşme, uyuşturucu, kumar sarmalı toplumu bir kanser gibi sararak için için çürümeyi hızlandırıyor. Yoksulluk, çürüme, güvencesizlik koşullarının yarattığı umutsuzluk farklı bireylerde farklı tepkilere neden oluyor. Bunu yaşanan intihar olaylarındaki artıştan izlemek mümkün. 2017’de Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçiş ile birlikte yaşanan kırılma ve ardından yoğunlaşan toplumsal çürüme hali intihar istatistiklerine de yansımış durumda. 2017 ile birlikte 3,94 olan kaba intihar sayısı (her yüz bin kişideki intihar vakası sayısını belirten sayı) 2025’de 5,36’ya sıçrayarak tarihin en yüksek rakamına erişiyor.
İşte Ali Şekeroğlu’nun hepimizin gözleri önünde gerçekleştirdiği bu eylem toplumun çaresizliğine yönelmiş bir isyandır ve elinde tuttuğu çığlık toplumu harekete geçirme çağrısıdır. Aynı 2010 yılında Tunus’ta bedenini ateşe veren seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin halkın birikmiş öfkesinin açığa çıkartmaya olan etkisi gibi. O etki Tunus’ta rejimin değişmesini sağlamış ve ardından tüm Arap coğrafyasına da yayılmıştı.
Emekli Örgütlerine İsyandır
Türkiye’de emekli sendikaları, partileri, dernekleri, birlikleri, platformları gibi yüzlerce örgütlenme bulunuyor. Emeklilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunmak ve devletle müzakere etmek üzere kurulan ama yasalar karşısında bu hak tanımlanmadığı için resmi kimliğe kavuşamayan emekli sendikalarının en aktif örgütlenmeler olduğu görülüyor. Sayıları dokuz olan fakat birbirlerinden anlayış olarak farklı gözükmeyen bu sendikaların neden özneleşemedikleri Ali Şekeroğlu’nun isyanının başka bir yönünü oluşturuyor.
Yoksulluğun en dip kesimini oluşturan ve her sene daha da dibe sürüklenen emeklilerin yaşadıkları çeşitli haberlere de konu oluyor. Ankara’da insanlık dışı koşullarda otelde yaşayan emeklilerin ya da arabayı ev olarak kullanan ve ısınmak isterken yanarak ölen emeklinin ya da çalışırken inşaatlardan düşen emeklilerin haberleri yakın zamanın sarsıcı gerçekleri olarak hafızalarda. Ortalama emekli aylığı 27 bin lira civarında seyrederken bunlara benzer çok fazla sayıda örnek hepimizin hayatında bulunuyor.
Sorunun bu kadar yaygın ve yakıcı olduğu bir durumda emekli örgütlerinin özneleşme çabalarının yetersizliği umutsuzluğu ve dolayısıyla içe çökme durumunu da beraberinde getiriyor. Emekli örgütlerinin emeklilerin örgütlenmesinde yaşadığı kriz milyonlarca emekliyi Ali Şekeroğlu’nun bahsettiği onursuzluğa hapsediyor. Onurlu bir yaşam örgütlü bir mücadeleyle kazanılacaksa bu mücadelenin adreslerinden biri de emekli örgütleri olacaktır. İşte 25 Eylül günü 25 emekli örgütünün önünde gerçekleşen bu eylem aynı zamanda mücadelede özneleşemediği için Ali Şekeroğlu’na bu hareketi yapmak zorunda bırakan emekli örgütlerine karşı bir isyandır.
Ali Şekeroğlu milyonlarca insana, onursuzca yaşamanın mümkün olmadığını hatırlattı. Bu yüzden onun hayatına son verme biçimi bir intihar değil isyandır ve bizlere düşen de şimdi içinde bulunduğumuz koşullara karşı olan isyanı büyütmektir. Yeni örneklerinin yaşanmaması ve yaygınlaşmaması için buna ihtiyacımız var.


