6 Şubat 2023 tarihli Türkiye’nin 11 ilini etkileyen Kahramanmaraş depremi, hem vatandaşları hem göçmen depremzedeleri, özellikle depremden en çok etkilenen altyapı ve evlerin yok olduğu şehirlerde hayatta kalma mücadelesi vermeye zorladı ya da başka şehirlere iç göçe zorladı. Bu felaketten etkilenen 11 ilde 14 milyon Türkiye vatandaşı ve büyük bir bölümünü Geçici Koruma (GK) altındaki Suriyelilerin oluşturduğu 1,7 milyon göçmen ikamet ediyordu. Türkiye’de GK altında ikamet eden Suriyelilerin yaklaşık yüzde ellisi depremden etkilenen bu illerde kayıtlıydı. Türkiye’nin Suriyeli sığınmacıları tabi tuttuğu il bazlı kayıt ve ikamet sistemi Suriyeli depremzedelerin iç göç ve başka şehirlere uyum sürecinde farklı mağduriyetler ve güvencesizlikler yaratmıştı. Depremin üzerinden 3 sene geçmiş olmasına rağmen depremden etkilenen illerde insani yardım ihtiyaçları devam ederken başka şehirlere göç etmiş olan Suriyeliler ya buralarda farklı teknikler üzerinden yasa dışılığa itiliyor ya da barınma ve hayati hizmetlere ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanmakta zorlandığı şehirlere geri dönmek zorunda bırakılıyor. Bu yazı 6 Şubat depremlerinin ardından göçmenlerin yaşadığı zorluklar üzerinden göç yönetiminin Suriyelileri belirsizlik, yasa dışılaştırma ve yıldırma politikaları ile nasıl bir kıskaç içerisinde hapsettiğini inceliyor ve depremden bir buçuk sene sonra depremzede Suriyeliler ile yaptığım görüşmelerde aktardıkları deneyimlerden yola çıkarak bugün hâlâ süreklilik gösteren politikalara ışık tutmayı amaçlıyor.
Sayısal Veriler ve Yıkımın Demografisi
6 Şubat depremleri öncesinde depremden en çok etkilenen iller arasında olan Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay illerinde sırasıyla 461.149, 370.793 ve 356.361 GK altında Suriyeli ikamet ediyordu. Bu iller 543.973 kayıtlı Suriyeli göçmenin ikamet ettiği İstanbul’u takiben en yüksek Suriyeli sayısına sahiptiler (Mülteciler Derneği, Aralık 2022).[1] Dönemin İçişleri Bakanı’nın 22 Nisan 2023’te yaptığı açıklamaya göre depremden dolayı hayatını yitiren göçmen sayısı 7.302 idi. Fakat göçmenlerin en güvencesiz binalarda ve apartmanlarda oturduğu gerçeği bizi bu sayıya şüpheyle yaklaşmaya itiyor. Bunun yanı sıra, mart ayı yaklaşırken Milli Savunma Bakanı 43 bin Suriyelinin gönüllü olarak ülkesine döndüğünü açıklamıştı. Türkiye’nin kendine has iskân politikası ve depremden sonra izlediği yol izni politikası sebebiyle ne kadar insanın deprem sonrasında başka şehirlere göç ettiği ve ne kadarının yaşadıkları yıkımdan sonra hayatlarını bu şehirlerde devam ettirmeye çalıştığına dair bir veriye ulaşmak çok mümkün değil.
Türkiye’nin uluslararası koruma rejiminin kendine has yönlerinden biri de sığınmacılara uyguladığı il bazlı kayıt ve ikamet sistemidir. Bu iskân politikasına göre geçici koruma ve uluslararası koruma altındaki sığınmacılar kayıtlı oldukları illerde ikamet etmek zorundadırlar. Kayıtlı göçmenler sahip oldukları haklara ancak bu şehirlerde ikamet ettikleri sürece erişebilirler. Buna ek olarak, şehirlerarası seyahat sadece yol izni ile mümkündür. Kayıtlı olduğu ilde ikamet etmeyen göçmenler, iline geri gönderme pratiğinden başlayarak kaydını düşürme ve sınır dışı edilmeye kadar farklı pratiklere tabi tutulmaktadırlar. Aslında hukuken olması gereken göçmenin iline geri gönderilmesi iken, 2022’den beri il dışında yakalanan göçmenlerin kimliklerinin iptal edilip geri gönderme merkezine alındığı ve sürecin geri göndermeye kadar gittiğine dair sahadan bilgiler mevcut.
Göçmenleri oldukları şehirlere hapseden ve şehirlerarası hareketi yasaklayan bu sistemin deprem sonrası bir şekilde askıya alınması gerekiyordu: İnsanları illere hapsetmek bir politika olarak adlandırılabilirdi ama insanları yıkım ve kayıplarla sarmalanmış şehirlerde zorla tutmak düpedüz caniceydi. O sebeple sadece görünüşte de olsa daha insani politikalar izlendi. Fakat bu politikaların sonuçları onları deneyimleyen göçmenler için daha az zorlayıcı değildi. Depremin hemen ardından Göç İdaresi depremden etkilenen 10 ilde ikamet eden yabancıların izin belgesiz o illeri terk edebileceğini ve gittikleri şehirlerde 90 gün süreli yol izin belgesine erişebileceklerini açıklamıştı. Fakat gittikleri şehirlerde kamu kurum ve kuruluşlarındaki konaklama imkânlarından faydalanamayacakları ve hiçbir barınma yardımı alamayacakları da belirtilmişti. Bunun yanı sıra, yeni şehirlere gelen göçmenlerin 3 ay sonra başlarına ne geleceğine dair de bir fikri yoktu. Yeni yerleştikleri şehirlerde hayatlarını kurmaya çalışmalı mıydılar? Yoksa 3 ay sonra hâlâ yıkımın, altyapısızlığın ve ihtiyaçlara erişimde sorunların devam ettiği şehirlere dönmeleri mi söylenecekti? Göçmen depremzedelerin mağduriyet ve güvencesizliklerini görüştüğüm bir STK çalışanı şu şekilde ifade etmişti:
“Şimdi deprem ilk olduğunda biz burada en büyük zorlanmayı şurada gördük. Kişiler afet illerinden çıkıp diğer illere yöneldiğinde… Ve burada büyük şehirler çok büyük iç göç aldı. Buralarda bütün yardımlar Türkiye vatandaşı depremzedelere yönelikti. Diyelim, siz bir geçici koruma ya da uluslararası koruma kapsamında bir kişiyseniz, ilçe belediyelerinden genellikle yardım alamadınız. Ama buradaki isteksizlik şöyle: Şimdi belediyeler “biz yardım vermeyiz” gibi bir yerde değillerdi. Gene çoğu belediye bu yardımı vermek istese de, böyle popülist şeylerden veya tepki toplama konusundaki çekinmelerden dolayı mesela sivil toplum kuruluşları ile çok işbirliği yaptı. Gelen aynî yardımların birçoğunu sivil toplum örgütlerine verdi belediyeler. Ve bizler aracı olup mültecilere ulaştırmayı denedik. Zaten İl Göç’ün çok büyük bir baskısı vardı: “Asla barınma desteği vermeyeceksiniz” (STK çalışanı, 9 Ekim 2023).”
Yasa Dışılığa İtilme
Kaydını yeni yerleştikleri şehirlere alamayan göçmenler, belirsiz bir bekleyiş içerisinde kaldılar. Yol izni ile hastanelere erişim hakları olsa da, geçici olarak buralarda kaldıkları kabul edildiği için çocuklarını okula yazdırma konusunda problemler yaşadılar. 90 günlük yol izinlerinin birkaç defa daha uzatılması kararına rağmen, insanlar her seferinde 3 ay sonra depremden dolayı her şeyini kaybettikleri şehirlere dönmek zorunda kalıp kalmayacaklarının belirsizliği içerisinde beklediler. Buna ek olarak, yol izni uygulaması ekstra mağduriyetler de yaratmıştı. Görüşmecilerimden Hatay kayıtlı Suriyeli bir anne ve baba İstanbul’a yerleştikten sonra yol iznini yeniletmek için 2 gün geç kalan oğullarının nasıl kontrolde yakalanıp Suriye’ye geri gönderildiğini ve hâlâ Türkiye’ye dönemediğini anlatmıştı. Başka bir oğulları ise yine yol izni bittiği için depremden en çok etkilenen şehirlerden olan Hatay’a dönmeye zorlanmıştı:
“Benim oğlum 21 yaşında. O Çağlayan’da yakalandı. Yol izin süresi bitmiş olduğu için geri gönderme merkezine götürdüler. Kimliğini kestiler. Dediler ki Hatay’a geri döneceksin, orada her 15 günde bir imza atacaksın. Burada kalmayacaksın artık, Hatay’a döneceksin. Göç İdaresi’ni İstanbul Valisi’ne şikâyet ettik. Bizim evimiz yıkıldı. Neden böyle yaptılar? Zaten İçişleri Bakanlığı’ndan karar çıkmış. Bize serbest, bize karışmaması lazım. […] Yani sizin yaptığınız yasak yasal değil. Yol izin belgesi olmasa bile Hatay’a geri gönderme hakkın yok. O çocuk şimdi kimliksiz oldu. Elinde kimlik yok (Hatay kayıtlı depremzede aile, 4 Mayıs 2024)”
Göç yönetimi kayıtlı veya depremzede dinlemeden insanların halihazırda var olan mağduriyet ve güvencesizliklerini iyice derinleştiren politikalar izledi. Kalma izni ve hakkı olmasına rağmen insanlar zorla depremden ağır etkilenen şehirlere dönmeye zorlandı ya da yasal olmayan biçimlerde zorla geri gönderildi. Bunların yanı sıra başka bir depremzede aile yol izinleri olmasına rağmen dışarı çıkmaya korktuklarını, göç yönetimi ve polisin nasıl bir yıldırma politikası izlediğini açıklamıştı:
“Biz çok şey duyduğumuz için artık psikolojik olarak yol izin belgesi olsa bile polis görünce çıkamıyoruz. Tabii, iyisi var, kötüsü var ama bazen yol izin belgesi olsa bile bize sorun çıkartıyorlar. “Burada ne işin var? Neden dönmüyorsunuz? Deprem biteli 1 sene oldu. Hatay’a geri dön.” Ama benim çocuklarım… Artık benim çocuklarımın orada gördükleri şeyler psikolojilerini bozdu. Hatay’a geri dönmek istemiyorlar, burada kalmak istiyorlar (Hatay kayıtlı depremzede, 18 Mayıs 2024).”
Belirsizliğin Sürekliliği
Depremzedelere yönelik göç politikaları onları yasa dışılığa itip sürekli geri gönderilme korkusuyla sarmalamakla kalmayıp çok katmanlı mağduriyetler de yaratmıştı. Geçici yol izni politikası 2024 ortası itibarıyla daha keyfi düzeyde uygulanmaya başlanmıştı. Bazı göçmenler yol izinlerini 3 ay daha yeniletirken, diğerlerinin kayıtlı olduğu şehirlere dönmeleri istenmişti.[2] Bu da göçmenleri ya kayıtsız ve izinsiz bir şekilde 1 buçuk senedir ikamet ettikleri şehirlerde kalmak için çabalamaya ya da depremi yaşadıkları şehirlere dönmeye zorlamıştı. 2022 itibarıyla birçok büyük şehir, birçok ilçe ve mahallenin yeni kayda kapanması insanların hareket alanını da iyice daraltmıştı. Başka şehirlere kaydını aldırmak da artık neredeyse imkânsızdı. Keyfi politikalar insanları iyice belirsizliğe sürüklemişti. Bugün depremin üzerinden tam 3 yıl geçmişken, bu belirsizlik, korku ve yıldırma politikaları devam ediyor. Suriye’de Esad rejimi düşmeden önce göç yönetiminin uyguladığı kapsamlı geri gönderme projesi, rejimin düşmesiyle birlikte daha da meşruiyet kazanan “gönüllü” geri dönüşler adı altında devam ediyor. Birden fazla defa yerinden edilmiş, depremi ve yıkımını yaşamış olan Suriyeliler ise bu pratiklerden muaf tutulmuyor.
[1] https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi-aralik-2022/
[2] https://english.enabbaladi.net/archives/2024/05/turkey-renews-travel-permit-for-syrians-affected-by-the-earthquake-in-istanbul/


