Orta Doğu’da yaşanan yeni gelişmelere baktığımızda, Türkiye’nin yeniden bir savaş atmosferine doğru çekildiğini görebiliyoruz. HTŞ’nin Kürtlerin kontrolündeki bölgelere karşı Türkiye’nin de desteği ile sahaya sürülmesi bunun açık göstergesi. Bu yazı kapsamında Orta Doğu’da yaşanan sürecin bir değerlendirmesini yapmamız mümkün değil. Bu konu ile ilgili daha detaylı değerlendirmeler için gazetemizin ilgili sayfalarına ve konuya ilişkin parti açıklamalarımıza bakılabilir. Bu sayfada ülkenin sürekli olarak içine çekildiği savaşın emekçilere dayattığı ekonomik bedellerine odaklanacağız.
Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye’nin savaşla kurduğu tek ilişki değil. Libya’ya asker gönderilmesi, savunma sanayi yatırımları adı altında dünya geneli süren savaşlara silah satılması ve yer yer Orta Doğu üzerinden şekillenen operasyonlar, ülkenin savaş ile sürekli bir ilişkisi olduğunu bize gösteriyor. Ülkenin çok büyük bir çoğunluğu günlük hayatında savaşın varlığını doğrudan hissetmiyor olsa da aslında bu sürekli savaş halinin emekçiler üzerinde çok çarpıcı etkileri var.
Bütçe
Aslında ülke içerisinde savaşa ayrılan kaynağı tespit etmek pek kolay değil, çünkü buna dair istatistikler genellikle kamu ile paylaşılmıyor ve sıkça manipüle ediliyor. Ancak sadece 2026 yılı bütçesine baktığımızda dahi bu harcamaların ne ölçüde devasa olduğunu görebiliyoruz. Toplamda tam 1,6 trilyon Türk lirası savaşa harcanacak, ki bu devletin yapacağı tüm harcamaların yüzde 10’unun savaş harcaması olduğu anlamına geliyor. Bunu bağlama oturtmak adına, savaşa harcanan para asgarî ücretliye aktarılsa 2026 yılı asgari ücreti 40.000 TL olabilirdi.
Üstelik bu bedeli bu kadarla da sınırlı görmemek gerek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’de sözde “savunma sanayi” altında 100.000 insanın çalıştığını söylüyor. Bu aslında şu anlama geliyor, 100.000 kişilik bir üretim kapasitesi başka insanları bombalamak için kullanılıyor. Bu üretim kapasitesinin halkın yararına sektörlere aktarılmasının yaratacağı tüketim potansiyelini de unutmamak gerek. Üstelik bu sadece açıklanan ve muhtemelen resmi işletmelerde çalışan insan sayısı. Halbuki imalat sektöründe yapılan üretimin önemli bir bölümü de savaş için üretime taşeron iş yapıyor.
Tüm Kaynak Savunmaya Değil Zenginleşmeye Gidiyor
Fakat tabiki, söz konusu olan “savunma sanayi” olunca, insanların geneli bunun gerekli olduğu ve ülkenin (ve içinde yaşayan bizlerin) korunması için yapılan bu harcamanın meşru olduğunu düşünüyor. Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarını biraz daha deşersek, aslında bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcısının ağzından duymuş oluruz.
Yılmaz, “savunma sanayi” alanında yapılan ihracatın yıllık yarım trilyon Türk lirasına ulaştığını ve 185 ülkeye satış yapıldığını söylüyor. Bu da aslında şu demek, bize savunma sanayi adı altında anlatılan ve ülkenin (ve içinde yaşayan bizlerin) korunması için yapılmak zorunda olduğu söylenilen bu devasa üretim ve harcama kanalının sonucunda, üretilen silahlar başka ülkelere satılıyor, başka halkların imhasında rol oynuyor.
Savaştan Zenginleşenler, Hep Savaş İster
Peki bu devasa ihracat geliri kimin cebine giriyor bir de buna bakmak gerek. Bu sorunun cevabına bakmak istediğimizde de karşımıza ciddi bir şeffaflık ve veri sorunu çıkıyor. Bir kısmı devletin olan savaş sanayi şirketlerinin kârlarının tam olarak nasıl kullanıldığını tespit etmek pek mümkün değil. Ancak Bayraktar kardeşlerin her yıl katlanarak artan serveti bize önemli bir ipucu sunuyor. Geçtiğimiz yıl servetlerine servet katarak her ikisi de dolar milyarderi olmuş ve Forbes’ın dünyanın en zengin insanları listesine girmeyi başarmıştı. Bir kez daha büyük sayıları bağlama oturtmak gerek, çünkü birçok insan ne var çalışıyorlar kazanıyorlar gibi düşünebilir. 1 milyar dolar dediğimiz servete ulaşmak için bir asgari ücretlinin 115.000 yıl aralıksız çalışması ve bir kuruş bile harcamaması gerekirdi. Yani ulaşılan servetler bizim gündelik hayatımızda anlamlandırabileceğimiz yahut ileride işler yolunda gider de zengin olursak ulaşabileceğimiz miktarlar değil.
Tüm bu zenginleşmenin karşısında ise, savaş sanayisinde çalışan işçilerin ciddi yoksulluğu ve güçsüzlüğünü görüyoruz. Millî güvenlik gerekçesi ile greve çıkması yasaklanan, doğrudan devlet güdümünde sendikalara zorla üye yapılan ve herhangi bir hak arayışı hainlik olarak suçlanan bir işçi grubunun sırtından kazanılan milyarlarca dolar … Üstelik sadece o işçilerin sömürüsüne de dayanmıyor bu zenginleşme. Vergiler yoluyla bizlerden alınan kaynağın bütçe aracılığı ile bu savunma sanayi patronlarına aktığını görmemiz gerek.
Gördüğümüz üzere, savunma sanayi adı altında muhteşem bir düzen kurulmuş. Vatanın çıkarları, halkın korunması adı altında milyonlar sömürülüyor, bir avuç insansa servetine servet katıyor. Üstelik savaştan zenginleşen bu bir avuç insanın savaşların devamı için her şeyi yapacağını fark etmemiz gerek. Zenginliğini ve gücünü savaştan alan bu insanların, vatanın yahut hepimizin çıkarları diye bizi uyutmasına, halkları vahşice katledip bir de servetlerine servet katmasına dur dememiz gerek.

