Fenerbahçe Kongresi: Kazanan Belli “Yeni Türkiye”

“Fenerbahçe Cumhuriyeti” Yalçın Doğan’ın seksenlerin sonuna doğru yazdığı ve Fenerbahçe’nin ülke siyasetiyle olan ilişkisini anlattığı kitabının adıydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kodlarına kadar uzanan bu ilişki Tek Parti dönemi ve sonrasında da ordu üzerinden devam ederek rejimin simgesi olmuş bir kimliği ortaya çıkartmıştı. Cumhuriyet ile özdeşleştirilen kulüp uzunca bir süredir “yeni Türkiye”‘nin zapt etmeye çalıştığı alanlardan biri olarak hırpalana hırpalana bugüne kadar güç bela geldi.

Şimdi Fenerbahçe Spor Kulübü dokuz ay sonra tekrardan, 6-7 Haziran tarihlerinde, yeni başkanını seçmek üzere kongreye gidiyor. İki başkan adayının yarışacağı kongre sadece kulübü kimin yöneteceğini değil Fenerbahçe’nin siyasi ve sermaye ilişkilerini de belirleyecek. 

Son kongrede hatırlanacağı gibi Ali Koç yönetimine karşı Saran Holding’in sahibi Sadettin Saran başkan seçilmişti. Fenerbahçe Spor Kulübü bir sermaye grubunun denetiminden farklı bir sermaye grubunun denetimine, Koç Holding’den Saran Holding’e geçmişti. Bu değişim Saray iktidarı için biçilmiş kaftandı keza Sadettin Saran rejim için kolay bir lokma oldu.

Cumhuriyetin Gölgesi

Gelişmeleri anlamak için filmi biraz geri sarmakta fayda var. Fenerbahçe ülke sporunda ve toplumsal ilişkiler içinde kuruluşundan itibaren önemli bir yer tutmuş, sahip olduğu popülerliği ile her dönem merkezi yönetimlerin ilgisini çekmişti. Kulübü yönetenler de bu ilgiden faydalanmayı iyi bilmişlerdi.

Cumhuriyetin siyasi ve ekonomik gelişimi ile Fenerbahçe’nin gelişimi paralel bir hikâye izler. Yeri gelir askerle asker olur, yeri gelir sermayenin ihtiyaçlarına göre şekil alır. “Fenerbahçe Cumhuriyeti” Türkiye Cumhuriyeti’nin spordaki gölgesidir adeta. Başbakanlar, komutanlar, büyük sermaye grupları genelde kulüple hep ilişki içinde olmuşlardır.

Bu paralellik bugün mücadelesi süren eski cumhuriyetin tasfiye sürecinde de kendi izdüşümünü buluyor. Yakın tarihi hatırlarsak, önce Gülen Cemaati eliyle 3 Temmuz 2011’de gerçekleştirilen operasyon ile kulübe hâkim olma denemesi büyük bir dirençle karşılaşmıştı. Sokakları dolduran on binlerce taraftar AKP-Gülen Cemaati ortaklığında gerçekleştirilen tasfiye hareketine karşı çıkmış ve 2013’te gerçekleşecek Gezi isyanının ön gösterimini yapmışlardı.

Taraftarın direnci başarılı olmuştu ama egemenler arasında bozulan ortaklık sonrası Erdoğan 3 Temmuz’un ihalesini Gülen Cemaati üzerine yıkarak aradan sıyrılmayı bilmişti. Erdoğan 15 Temmuz’da elde ettiği büyük güç ile birlikte mutlak iktidarına giden yolda “Yeni Türkiye”‘nin temellerini oluştururken Fenerbahçe’yi bu sürecin parçası yapacak net adımları ise bir türlü atamıyordu.

Bu süreçte “Yeni Türkiye”‘nin takımı Fenerbahçe’nin ezeli rakibi Galatasaray oldu. 15 Temmuz sonrası gerçekleşen on sezonun altısı Galatasaray’ın şampiyonluğu ile sonuçlanırken bu sürede gerçekleşen bir çok yolsuzluk ve hakemlerle ilgili ortaya atılan iddialar Türkiye’nin yeni haliyle uyumu göstermesi açısından oldukça önemlidir. 

Gülen Cemaati sonrası çeşitli uzlaşmalarla sürdürülen AKP-Fenerbahçe ilişkisi sarayın kulüp üzerinde mutlak bir hakimiyet kuramamasından dolayı çeşitli dönemlerde gerilim üretmekten de geri durmadı. 6 Şubat depremleri sonrası Kadıköy tribünlerinde yankılanan “hükümet istifa” sloganları ve Aralık 2023’te Suudi Arabistan’daki Süper Kupa maçında yaşanan kriz en hatırlanan örneklerdir. 

Eylül 2025’te gerçekleşen kongre ile Ali Koç’a karşı 257 oy farkla başkan seçilen Sadettin Saran koltuğa oturduktan üç ay sonra uyuşturucu operasyonundan gözaltına alınarak adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. Uyuşturucuyla mücadele görüntüsü altında yürütülen fakat uyuşturucu baronları ve çeteler yerine belirli “ünlü” kişileri itibarsızlaştırma amacı taşıyan bu operasyonlar sarayın iktidar alanını genişletme işlevini layıkıyla yerine getiriyordu.

Nitekim bu operasyon spor camiasında da Sadettin Saran üzerinden sonuç alıcı bir hamle oldu. Pozitif çıkan uyuşturucu test sonucu Saran’ın itirazlarına ve serbest kalınca bağımsız kuruluşlara yaptırdığı temiz çıkan sonuçlara rağmen kayıtlara geçti. Operasyonla eş zamanlı olarak büyük bir hızla basına servis edilen özel yazışmaları ile birlikte Saran göreve geleli daha bir yıl olmadan saray kumpasıyla kulübü tekrardan kongreye taşımak zorunda bırakıldı. 

Evet, bugün Fenerbahçe Spor Kulübü kongreye böylesi bir süreç ile gidiyor. Karşımızda iki başkan adayı var. Adaylardan biri Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım, diğeri ise ilk kez adaylığını koyan Hakan Safi. İki aday da Fenerbahçe’nin saray ile kuracağı ilişkinin farklı biçimini temsil ediyor. 

“Uyum Süreci”

Katıldığı farklı programlarda Erdoğan ile ne kadar yakın olduklarını anlattıktan sonra sözlerini “yani şimdi biz eğer sıcak olursak onlar da bize sıcak olma mecburiyetindeler. Çünkü Türkiye’nin Fenerbahçe’ye ihtiyacı var. Yani Fenerbahçe’siz Türkiye olmaz” diye bitiriyor Aziz Yıldırım. Yani bir nevi Fenerbahçe’nin “Yeni Türkiye” ile entegrasyonunu sağlayacak “uyum süreci”nden bahsediyor.

Yıldırım’ın açıkladığı yönetim kurulu adayları listesi de bu sürecin ilişkilerini götürecek sermayedarlardan oluşturulmuş. Sporun endüstriyelleşme döneminde üst düzey kulüplerin yönetimlerinin ağırlıklı olarak sermaye çevrelerinden oluşması artık sistemin normali oldu. Yönetilen şey spor değil spor sermayesi.

Erdoğan’ın kurumsallaştırmaya çalıştığı yönetim biçimi sermaye ile itaati de içeren uyumu gerektiriyor. Bu açıdan bakarsak, Yıldırım’ın yönetim kurulu adayları AKP’nin büyüttüğü Atasay Kuyumculuğun kurucusu Cihan Kamer, AKP zengini “beşli çete” bileşeni Limak İnşaat’ın sahibi Nihat Özdemir’in oğlu Batuhan Özdemir, Murat Ülker’in yeğeni Murat İman, DYP eski milletvekili ve sahibi olduğu Olay TV hakkında çıkan muhaliflik tartışmalarında “yakınsam Tayyip Erdoğan’a yakınım, AK Partili değilim” diyen Cavit Çağlar’ın oğlu Mustafa Çağlar, Bilfen Şirketler Topluluğu kurucusu Ali Osman Öztürk’ün oğlu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Öztürk ve MÖN İnşaat’ın sahibi Nihat Özbağı gibi isimlerden oluşuyor. Liste AKP ile sermayenin dengesini kurmaya aday bir bileşimi yansıtıyor. 

Mutlak Kontrol

Yıldırım’ın karşısına çıkan Hakan Safi ise Safiport, Safi Çimento, Safi Beton, Safi Gayrimenkul gibi liman-lojistik, inşaat, enerji ve madencilik de dahil pek çok sektörde bulunan Safi Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı. AKP döneminde aldığı ihaleler ve özelleştirmeler ile etki alanını büyüten Safi, Erdoğan fideliğinde yetişen “Yeni Türkiye” sermaye gruplarından bir tanesi. Erdoğan’ın yurt dışı gezilerine eşlik eden, Bilal Erdoğan ile yakın ilişki içerisinde bulunan saray eşrafında yeri olan bir kişilik Hakan Safi.

Hakan Safi’nin Yönetim Kurulu adaylarının omurgasını ise AKP etrafında öbeklenen sermaye çevreleri oluşturuyor. Listeye bakacak olursak savunma sanayine enerji üretimi yapan Makelsan’ın sahibi ve Kadıköy AKP eski belediye meclis üyesi Ali Aytemiz’i, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Kadir Topbaş’ın oğlu Mustafa Ömer Topbaş’ı, Erdoğan’ın yakın çevresinden Altınbaş Holding’in kurucu ortaklarından ve Altınhas Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş’ın oğlu Mehmet Atakan Altınbaş’ı, Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı ve 2015 AKP Giresun milletvekili aday adayı Selahattin Süleymanoğlu’nu, AKP’nin desteklediği sermaye gruplarından Doğanlar Holding Aile Kurulu üyesi Ogün Doğan’ı görüyoruz. Hakan Safi ve listesi adeta Erdoğan’ın yıllardır hayalini süsleyen Fenerbahçe üzerinde oluşturmak istediği mutlak kontrolü sağlama girişimi gibi. 

Seçeneksizlik

Sonuç olarak iki listenin yarışacağı ve saray operasyonu ile yolu döşenen kongre saray ile girilecek ilişkiyi belirleyecek bir seçimle nihayete erecek. Denge mi kurulacak yoksa ipler tümden saraya mı verilecek? Kongre öncesi Akın Gürlek’in 2015 yılında gerçekleşen ve apar topar takipsizlik kararı ile sonuçlanan Fenerbahçe otobüsüne silahlı saldırı dosyasını tekrardan açacak olması da tesadüf olmasa gerek. Ya Yıldırım’ın bahsettiği “sıcak yaklaşım” sonuç veriyor ya da Safi’nin eline koz.

Diğer yandan kim tarafından ortaya atıldığı belli olmayan ve troller tarafından dillendirilen Kadıköy’deki stadın Bostancı’ya taşınacağı iddiası da AKP’nin rant tuzağı şehir hastaneleri stratejisine çok benziyor ve bunun hemen Sadettin Saran operasyonu sonrası gündeme getiriliyor olması da tesadüf olmasa gerek. Erdoğan’ın Fenerbahçe’den beklentisi oldukça fazla.

Ama tartışılmayan bir şey var ki son noktada kazanan yine saray ve sermaye olacak. Spor ve sportif başarı bu sonuca göre biçimlenecek. Eski Türkiye’nin kurumları tasfiye olurken Fenerbahçe sürece kendini nasıl adapte edecek? Yazık ki Fenerbahçe camiası saraydan bağımsız bir üçüncü yolu çıkartmaktan oldukça uzak. Yıllardır kazanılamayan şampiyonluk baskısı camiayı seçeneksizliğe itmiş gözüküyor. Ve maalesef futbol Türkiye’de sahada değil siyaset koridorlarında kazanılıyor.