Emek

Yemeksepeti’nde Kuryeler Direnişte

Yemeksepeti kuryeleri yeni yıl ile birlikte şirketin açıkladığı zam oranlarının yetersizliği ve artan maliyetleri bile karşılamadığı gerekçesiyle ülkenin çok fazla yerinde direnişe geçti. 18-19-20 Ocak tarihlerinde çoğu yerde iş bırakan kuryeler iş bırakmanın yapılmadığı yerlerde de farklı direniş yöntemleri ile…

MESS Dayatmalarına Karşı Grev!

Türkiye işçi sınıfının başına çöken garabetlerden MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası), bu yılki toplu iş sözleşmesi sürecinde metal işçilerine sefaletin de altında bir sözleşme dayatmaya niyetli. MESS garabeti ile işçilerin karşısına birlikte çıkan metal patronları, ortak bir toplu iş sözleşmesi…

2026’da Emeğin Direniş Ateşi Sönmedi

2026 yılı, derinleşen ekonomik krizin gölgesinde ve eriyen asgari ücret tartışmalarıyla başladı. Faturaların kabardığı, temel gıda ve barınma maliyetlerinin işçinin belini büktüğü bu dönemde, emeğin haklarına yönelik gasplar da artarak devam ediyor. Ancak işçi sınıfı, sefalet ücretlerine ve güvencesizliğe teslim…

MESS, Metal İşçilerini Kavgaya Davet Ediyor

“Burjuvazi, kavgaya davet etti bizi, Davetleri kabulümüzdür! Biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülümsemesini, biliriz öylece yaşamasını, ölmesini” Türkiye’nin en büyük işveren sendikası MESS ile metal işçileri sendikaları arasında devam eden 2025-2027 TİS görüşmelerini takip ederken zihnimden geçen sözler, Nazım’ın…

Asgari Ücret Değil, Açlık Ücreti Dayatması!

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun 2026 yılı için asgari ücreti 28.075 TL olarak açıklaması, milyonlarca emekçi açısından açık bir yaşam hakkı gaspıdır. Açlık sınırının dahi altında kalan bu ücret, çalışanların insanca yaşamasını değil, hayatta kalmaya çalışmasını bile imkânsız hale getirmektedir. Günlerdir…

HepsiJet İşçileri İsyan Etti: “Hafta Sonu Çocuklarımızla Kahvaltı Yapmak İstiyoruz!”

El Yazmaları’nın Notu: İnsanlık dışı çalışma koşulları her sektörde artık çalışma hayatının normali haline getirilmeye çalışılıyor. İşçileri ezen azgın piyasa koşulları bu insanlık dışı düzenin yaygınlaşmasını sağlayan bir canavar gibi. Yüzyıllara yayılan ve mücadele ile kazanılmış haklar geri alınarak işçiler…

Anlatılan Bizim Hikâyemiz: Temel Conta Grevinde 1 Yıl

Söyleşi: Sehel Oto 19 Mart eylemleriyle belirginleşen, toplumun tüm katmanlarını birleştiren, sokak eylemlerinde, kampüslerde, pop müzik konserlerinde bile hep bir ağızdan atılan “Hak, Hukuk, Adalet” sloganı hukuk devletinden sıklıkla çıkışa karşı güçlü bir beraberlik duygusu yarattı, yaratıyor. Bugün işçi sınıfının…

İşçiler Neden Toplu Halde Ölüyor?

Kapitalist üretim tarzında işçiler üretimin maliyet kalemlerinden biridir ve maliyetleri düşürmek söz konusu olduğunda işçinin canı pek de mühim değildir.  İşçiler ise günlük geçimini sağlamak için, bırakın insanca yaşama hakkını iş güvenliği şartlarının bile olmadığını “göz göre göre” bu sürecin…

Kilit Personel Ama Kapının Dışında: 25 Haziran Denizciler Günü

Her yılın 25 Haziran’ı, denizcilerin uluslararası ticarete ve dünya ekonomisine, genellikle kendileri ve aileleri için büyük bir şahsi fedakarlıkla yaptıkları paha biçilmez katkının takdir edildiği “Denizciler Günü”dür. Bu yazılı tanımı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) 2011 yılında kutlanmaya başlanan Dünya Denizciler…

Türkiye’de Platform Çalışanlarının Hukuki Statüsü Çalıştayı’na İlişkin Önerilerimiz – TEHİS

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen “Platform Ekonomisi ve Dijital Çalışmanın Geleceği” başlıklı çalıştay, bu hafta Ankara’da gerçekleştirildi. Dijital platformlar üzerinden yürütülen çalışmanın yasal statüsü, iş güvencesi ve sosyal haklar gibi…

Ücretler ve Sınıf Mücadelesi

İzmir Büyükşehir Belediye işçilerinin greviyle on yıllardır hükmünü sürdüren neoliberal hegemonyanın sonuçlarıyla bir kez daha ve en açık haliyle yüzleştik. Toplumsal alanda neoliberalizmin ana sloganı olan “Toplum yoktur, birey vardır” anlayışının güç kazandığını, işçilerin topluca bir sınıf olarak haklarını korumasının meşruiyet…

Proletaryanın Tarihe Müdahalesi: TERS DALGA

Kitapta 20. yüzyılın son çeyreğinde çeşitli ülkelerde ortaya çıkan ve 2000’li yılların başlarında da varlığını sürdüren proletaryanın tarihsel deneyimleri ve pratikleri incelendi.  TERS DALGA’da  Arjantin, Brezilya, Güney Kore, Güney Afrika, Hindistan ve Filipinler’de yaşanan muazzam örgütlenme ve direniş pratikleri değerlendirildi.…

Şirketleşen sendikalar ve patronları

Sendikalar ilk olarak 19. yüzyılda işçilerin birleşik mücadele örgütleri olarak ortaya çıktılar. Bu ortaya çıkış sürecinde birlikte hareket etme, ortak çıkarları savunma, dayanışma ve kardeşlik temel sloganlar oldu. İşçilerin mücadele ederek sermaye sınıfına zorla kabul ettirdiği sendikalar bugün de işçilerin en önemli araçlarından birisi.  İşçileri sermaye sınıfının saldırılarından korumak, işçilerin haklarını genişletmek ve bu hakların anayasal güvence altına alınmasını sağlamak sendikaların temel işlevidir. Ancak sermaye her şeyin içini boşalttığı gibi sendikaların da içini boşaltarak kendi güdümüne sokmayı beceriyor. Buna çanak tutan sendikacılar da günden güne artıyor. Patron sendikacılığından sendika “patron”luğuna Son zamanlarda sendikacıların işbirlikçiliğin de ötesinde davranışlarını daha yakından görür olduk. Sendikacılar mücadeleleri ile değil maaşlarıyla ve lüks harcamalarıyla anılıyor. İşbirlikçi, gangster ve sarı sendikacılıkta ulaşılan seviye sendika patronluğuna vardı. Memur-Sen Konfederasyonu Başkanvekili ve Sağlık Sendikası Genel Başkanı Semih Durmuş 17 bin 340 lira olan maaşını 26 bin 94 liraya yükseltti. Ayrıca kendisine 800 bin liraya Audi A6 makam aracı da aldı.  Ayrıca 6 yönetim kurulu üyesine 230 bin liraya 6 adet Passat marka araç satın alındı. Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik-İş Sendikası Başkanı Yunus Değirmenci ise 1,8 milyon lira değerinde süper lüks makam aracı aldı. Maaşının ise adeta bir şirketin CEO’su gibi 30 ile 50 bin lira arasında olduğu belirtiliyor. Başka sendikalarda da durumun bundan farklı olmadığını biliyoruz. Patronlardan farksız, yüksek kazanç, lüks ve şatafat içinde yaşayan bir sendikacılar güruhu oluşmuş durumda. Patronlarla oturup kalktıkça ve kaynaştıkça işçiliklerini unutarak kendileri de patronlaştılar. Patronlar işyerlerinde işçileri sömürürken bu sendikacılar güruhu da sendikalarda işçilerin kanını emiyor. Devletin fideliğinde sendikacılık Bu durumun siyasal anlamı ise sermaye iktidarının devlet aygıtı üzerinden sendikalara müdahalesi ile anlaşılabilir. Bu müdahale özellikle devlet eliyle üye sayıları semirtilen, şişirilen HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ile doğrudan yapılmakta. Üye sayısı demek aidat almak ve şirketlerde olduğu gibi kazanç demek. Bu durum sadece dışarıdan müdahale ile açıklanamaz. İşçi mücadelesinin ufkunun ekonomik temelde […]