Söyleşi: Sehel Oto
19 Mart eylemleriyle belirginleşen, toplumun tüm katmanlarını birleştiren, sokak eylemlerinde, kampüslerde, pop müzik konserlerinde bile hep bir ağızdan atılan “Hak, Hukuk, Adalet” sloganı hukuk devletinden sıklıkla çıkışa karşı güçlü bir beraberlik duygusu yarattı, yaratıyor. Bugün işçi sınıfının kendi hak mücadelesini verdiği eylemlerin de en önemli ve güçlü sloganı haline geldi.
Kazanılmış hakların kolay kolay geri verilmeyeceğinin sinyallerini işçiler bize inadıyla, mücadelesiyle, grev ateşiyle hatırlatıyor. Her grev, bir sonrakine sınıf mirasını devrederek ortak mücadeleyi büyütüyor.
İzmir Kemalpaşa’daki; Tesla, BMW, Türktraktör gibi dünya devlerine kaliteli ürün temin eden Temel Conta işçileri de devraldıkları bu mirasla 10 Aralık 2024’ten beri grevde. Sendikalı çalışmak için anayasal haklarının peşine düşen işçiler, insanca çalışma koşulları için direniyor.
Belki önceki yıllarının grevlerinden farklı olarak son yıllardaki grevlerde kadın işçilerin grevlere öncülük ettiğini görüyoruz. Temel Conta’da da durum böyle. Ülkede artan kadın düşmanlığına karşı kadınların mücadeleyi, örgütlenmeyi her yerde inatla sürdürdüklerinin de bir göstergesi aslında. 1 yıldır grevin nasıl geçtiğini, neler olduğunu, grevin kendilerinde yarattığı etkilerini grev sözcüsü Sinem’le konuştuk.
1 yıldır Temel Conta direnişini yakından takip ediyoruz. Bu söyleşiyle grevinizi ilk kez duyanlar için derli toplu hatırlamak isteyenler için soralım, nasıl başladı grev, neler oldu?
Temel Conta grevi 1 yıl oldu. 1 yıldır anayasal hakkımız olan sendikalı çalışmak için mücadele ediyoruz. Daha doğrusu patronun masaya oturup toplu iş sözleşmesi için direniyoruz. Aslında sendikal mücadelemiz 1 yıl önce değil, 2 yıl önce başladı. Bizler düşük ücretle emeklerimizin karşılığını alamadan yıllarımızı veriyor, asgari ücrete mahkum edilmek bizi çok üzüyordu. Emeğimizin karşılığı bu değildi ve asıl canımızı yakan insan onuruna yakışır bir şekilde çalışmamaktı. İçeride insan değil köle gibi çalışıyorduk, insani taleplerimiz bile çok görülüyordu. Mesela bizler fabrika içinde oksijen soluyamayan işçileriz, havalandırması yok, maske yok. Yurt dışında yasaklı olan kimyasalları ve kauçuk dumanlarını gün boyu soluyorduk, akşama kadar zehir soluyorduk.
Tuvalet büyük sorunlardan biriydi. “Kapıları kilitleyin, molalarda gitsinler.” emri geldi bir gün. Kadınlar olarak çoğunluktayız zaten ve her tuvalete gittiğimizde amirlerimize bunun hesabını veriyorduk, kapıda bekliyorlardı. “Bu kaçıncı?” diye soruyorlar veya kapıda bekleyip yada yukarıdan camdan bağırıyorlardı “Bugün kaçıncı?” diye. Ertesi gün işçi sayısı düşük olursa “O kadar tuvalete gidersen böyle olur. Bir daha olmasın, yoksa işlem yaparız.” diyorlardı.
Fabrika içinde ısıtıcımız yoktu, içeride içerisi buz gibi. Yemekhanede ısıtıcımız yok, titreye titreye yemek yiyorduk. Yemeklerin temiz olmaması başka bir sorun, pilav kurtlu.
İşte bunlar gibi sendikaya örgütlenmek için bir sürü sebep vardı ve biz de örgütlendik. İşveren bunu öğrenince fabrikaya gelip preslerin başında çalışan biz işçilere “Allah topunuzun belasını versin! İşe yaramaz işçiler!” diye bağırarak girdi yetmedi çoğu kadın işçi olan fabrika içinde küfürler etti. Yetkiye itiraz etti ve 1 yıl dava sürecinde fabrika içinde mücadele verdik, baskıya mobbinge dayandık. Dava bitti sendika kazandı, bu defada tehditler havada uçtu. “Kodla kovulur, hiçbir yerde iş bulamazsınız! Kocalarınız iş bulamaz!” Yutamadık onurumuz ayaklar altındaydı, boyun eğmedik ve grev kararı aldık. Başımız dik 10 Aralık 2024’te grevimiz başladı. O günden beri boyun eğmeden onurumuzla grevimize devam ediyoruz.
Gerçekten grevi ne kadar büyük inançla ve enerjiyle yürüttüğünüze tanığız. Grev ortamınızı biraz anlatır mısınız?
Grev ortamımız içerideki ortamımızdan daha iyi 🙂 1 yıldır grevde, direnişteyiz, dile kolay… 1 senedir burada neler yaşamadık ki. Yemekler yaptık, yürüyüşlere çıktık, çok farklı çevrelerden insanlarla tanıştık, çadırımız su aldı onu onardık, grev alanımızı süsledik canlandırdık, örgüler ördük, yeri geldi akşam yemeği hazırlıklarımızı orada yaptık, taze fasulye kırdık akşam yemeğini eve gider gitmez hızlıca yapmak için, birbirimizle dertleştik, hasta olduk, aramızdan evlenen de oldu hatta, düğün hazırlıklarına destek olduk, gücümüzün birliğimizin farkına vardık en çok da… Yani saymakla bitmez.
İşçiler olarak birliğimiz, diyaloğumuz çok iyi. Kendimizi hep güçlü tutmaya çalışıyoruz. Hava koşulları, belirsiz bekleyiş hepimizi çok etkiliyor tabii ki. Grev sözcüsü olarak da bana çok iş düşüyor, bunun farkında olarak davranıyorum hep. Diğer arkadaşlarımla beraber grev ateşini hep canlı tutmaya çabalıyoruz.
Grev başladıktan kısa bir süre sonra fabrika kapısının hemen önünde bir polis ekip aracı beklemeye başladı. Polisler neden burada?
Bizler ilk defa greve çıktık ve bunun bütün grevlerde olduğunu düşünüyorduk. Sonra diğer grev alanlarına gittiğimizde polisin olmadığını fark ettik. Ama neredeyse biz greve çıktığımızdan beri var. Sonra öğrendik ki işveren istemiş, sürekli polise şikayet ediyormuş bizi. Slogan atıyoruz sesimizden rahatsız olup “susturun şunları” diye şikayet edildik müzik açtık kapatsınlar diye şikayet edildik. Polisler “biz bir şey yapamayız” deyince de 15 polisi şikayet etti. İlk zamanlar yemek veriyorlardı polislere, şimdi bizi dövmediler diye bizi sürüklemediler diye yemek vermiyorlar. Anlaşılan onlara da kızmış Temel Conta patronu çünkü ona göre polis orada ve ondan gelecek her emri uygulasın diye bekliyordu verdiği emirler uygulanmayınca polisleri de şikayet etti.

Patronun kadın işçilere fiziksel saldırısı olduğunu, sizin grev çadırını kurduğunuz yere kamera taktırarak sizi gözetlediğini, sizinle konuşan güvenliği işten çıkardığını biliyoruz. Bunlarla ilgili neler söylemek istersiniz?
Kadınlar sessiz itaatkârdı, bu yüzden kadın işçilerini çoğalttı. Bizleri baskılarla susturdu içeride, kapı önünde de çekinmeden baskılarına tacizlerine devam etti. Kamera taktırdı grev çadırımızı gözetleyen, sürekli bizi izliyor. Bunu bilmek bile çok rahatsız edici. Bir kadın olarak oturduğunuz yerden bir erkeğin sizi sürekli izlediğini düşünün. Bu psikolojik taciz ama biz buna alışkınız içeride sürekli izleniyorduk.
Grevinizin bir de hukuki boyutu, dava süreçleri var.
Evet sendikamızın avukatı bu konuda her davamızı takip ediyor, hukuksal olarak yapılacak her şeyi yapıyor Avukat İrfan Taşkın. Şu anda grev kırıcılığı ile ilgili açtığı davamız devam ediyor. 4. duruşmamız oldu ve karar beklerken yine ertelendi keşif heyeti gelecek yine fabrikaya, grevi kırıp kırmadığına bakılacak. Aslında daha önce de gelmişti. Son duruşmada hakim sendika avukatına ve işveren avukatına “Şu tarihte keşif gelecek uygun mu?” diye sordu. Artık gerçekten canımız çok yanıyor, işçileri koruyan kanunlar anayasamızda erimiş, bunu 365 günde öğrendik. Avukatımız İrfan Bey elinden ne geliyorsa yapıyor ona minnettarız, iyi ki ülkemizde işçilerin haklarını da savunacak hukukçular var diyoruz. Mücadele her koşulda devam ediyor.
Şu anda greviniz nasıl bir noktada?
Greve ilk çıktığımız günden bugüne 365 gün geçti ve ilk çıktığımızda benim param var diyen patron şimdi “Grevdeki işçiler yüzünden batıyorum.” diyor. “Ne kadar beklerseniz bekleyin!” diyen patron haber yolluyor “Kaç para isterlerse vereceğim. Her soktuğun adam için de sana para vereceğim.” diye. Grev kırıcılığa burada da devam ediyor.
Biz ilk günde 365. günde de aynı şeyi söylüyoruz: “Bizim derdimiz insanca çalışma ve yaşama koşullarını sağlamak. Bizim derdimiz onurumuz, bizim derdimiz kadın işçilerin onuru, sendikal hakkımızın kabul edilmesi, sendikalı güvenceli ve işçi onuruna yakışır şekilde çalışmak istiyoruz. Sendika hakkımız kabul edilene kadar bizim mücadelemiz o kapının önünde devam edecek. Sendikamız Petrol-İş Aliağa şube ve genel merkezimiz ve Petrol-İş diğer şubeleri grevimizi destekliyor, o kapının önünde mücadelemize güç veriyorlar iyi ki Petrol-İş Sendikası diyoruz ilk günden beri. Mücadele kimliğini kaybetmemiş sendikamızla güçlü bir şekilde mücadelimize devam edeceğiz.

1 yıl boyunca yağmur çamur demeden, “gerekli değilse dışarı çıkmayın” uyarılarının yapıldığı sıcaklarda bile bir fabrika önünde, mesai saatleri boyunca beklemek hiç kolay bir şey değil. Kışın rüzgarlarla donduran, yazınsa kupkuru bir sıcakla yakan bir hava var. Diğer yanda da 1 yıldır çalışamamanın getirdiği yoksulluk var. Gücünüzü, dayanışmanızı, enerjinizi nasıl örgütlüyorsunuz?
Evet zor bir kış geçirdik yağmur çamur soğuk, bir yaz geçirdik sıcak toz toprak. Maddi boyutu da var neyse ki sendikamız destek oluyor. Grev çadırından akşam evimize gittiğimizde, çocuklarımızın gözüne baktığımızda bugün yaşadıklarımızın yarın onların da başına geleceğini biliyoruz. Kazanılmış haklarımız bile ellerimizden alınmış. Bugün biz de susarsak yarın evlatlarımız böyle patronların kölesi olacak. Kendi ellerimizle onları dipsiz kuyuya atmak gibi. Bugün o kuyuda biz mücadele ediyoruz ve evlatrımızın geleceği için. Yarın bu mücadele onlara cesaret versin, güç versin, örnek olsun, umut olsun diye mücadele ediyoruz. Bizim gibi köle olmasınlar onurlarıyla çalışsınlar emeklerinin karşılığını alsınlar diye mücadele ediyoruz. Bunu hiç unutmadık 365 gündür her gün geçmiş sınıf mücadelemizi konuştuk, güç topladık.
Burada bir tahta var ve o tahtaya her gün bir şiir yazıyorsunuz? Direnişe her gün şiir dizelerini getirmenin hikâyesi nedir?
Tahtamızdaki şiirlerimiz grev çadırımızın ilk ziyaretçisi, sendika avukatımız İrfan Taşkın Bey’e ait. Çadırımıza destek ziyareti için gelmişti, halayımızı çektik sonra “Abla burada şiir gibi bir grev oluyor tahtanıza şiir yazabilirsiniz.” dedi. “Olur ama nasıl?” dedim. Her gün destek oldu, sonra geldiğinde şiir kitapları getirdi. Sonraki şiir kitaplarımız Murat hocamızdan geldi, Murat Özveri. Bizlere güç verdi şiirler, geçmişle geleceğe köprü oldu, bizi içine aldı, güç verdi her mısra, her dize bizi anlattı, çocuklarımız çadırda şiir okudu gelecek güzel günlerimizi düşledik o küçük ama geleceği büyük çadırımızda.
Temel Conta grevi daha şimdiden sınıf mücadelesinin çok önemli bir yerinde duruyor. Direnişinizin nasıl bir miras bırakmasını istersiniz?
Temel Conta grevinin patronların elinde işçileri korkutmak için kullanılan bir grev değil, işçi sınıfına umut olmasını istiyoruz. Her grev, her mücadele yol gösterir bunu biliyoruz. Temel Conta grevinin de umut olmasını istiyoruz, güç versin istiyoruz, kadınlara ses olsun, cesaret versin istiyoruz. Bizler Temel Conta işçileri olarak greve çıktığımızdan beri hiç boyun eğmedik, bundan sonra da işçi sınıfının boyun eğmemesini istiyoruz.
