Yemeksepeti Kuryelerinin Mücadelesi Devam Ediyor

12 Ocak’ta Yemeksepeti firmasının açıklamış olduğu zamdan sonra kurye işçilerinin kafasında beliren sefalet koşulları ve ölümle burun buruna çalışmak bu ücretlere değer mi sorusu direnişin ilk kıvılcımları oldu. Açıklanan aldatmacalı, gerçeği yansıtmayan ve adeta işçilerinin aklıyla alay eder gibi “zam” yaptığını iddia eden platform şirketinin maskesini düşürüp aslında yaptığının bir zam olmadığını matematiksel olarak hesaplayıp, anlamak için ne profesör olmaya ne de iyi bir matematik bilmeye gerek vardı.

Şirketin Açıkladığı Zam Oranları

2025 Verisi: Haftalık 200 paket için toplam kazanç 24.062 TL KDV dahil net kazanç.

​2026 Verisi: Haftalık 200 paket için vaat edilen kazanç 30.000 TL KDV dahil ortalama kazanç.

Şirketin açıkladığı ücret zammı bile asgari ücrete gelen yüzde 27 oranından düşük. Yani net bir kazanç açıklaması değil bu daha azını da kazanabilirsiniz ama üstünü asla kazanamazsınız açıklaması olmuş oldu. Bu durumda kuryelerin, motorların ve çalışırken gerekli olan ekipman ve donanım aletlerinin başına hiçbir şey gelmemesi gerekli. Bu sipariş sayılarına ulaşmak için kuryeler 12, 16 saat arasında çalışmalı ve bu paraların kazanılabilmesi için sürekli 200 siparişi yakalaması lazım. Bu da kuryeleri sürekli “hız sür” denilerek ölümle burun buruna çalışması anlamını taşıyor.

Hiçbir denetim mekanizması hiçbir işçileri koruyan kurum hiçbir yasa platform şirketi patronlarının daha fazla kar hırsının karşısında duramıyor, durmuyor. Platform şirketlerin tüm işin yapılma süreçlerini denetlemesi, kuryeleri bir bağımlılık ilişkisi içerisinde çalıştırmalarına rağmen kuryeler sendikasız, örgütsüz bırakılıyor. Şirketin işçiler üzerinde aldığı kararlarda kuryelere söz hakkı tanınmıyor. Yemeksepeti ve diğer platform şirketlerinin sözleşmelerinde; tek taraflı fesih maddesi ve şirketin istediği zaman istediği maddeyi tek taraflı değiştirme hakkı bulunuyor. Bu mücadele işçilere karşı var olan tüm olumsuzluklara rağmen gerçekleşmesi kuryelerin mücadelesinin değerini artırıyor. Tüm bu aleyhte durumlara karşı işçilerin patronlarla mücadele edebileceklerinin olanaklarını açığa çıkarıyor.

Rakamlar “binlerce lira” olarak gösterilerek kamuoyunda kuryelerin çok kazandığı imajı yaratılmak istenmektedir. Ancak gerçek şudur ​2026 yılı için sunulan bu tablo, bir iyileştirme değil artan hayat pahalılığı karşısında kuryeyi trafikte daha hızlı olmaya zorlayan bir ‘performans kıskacıdır’. Kuryenin eline geçen net kazanç, 2025 alım gücünün gerisinde kalmıştır. Bonusların alt baremleri kuryeyi korumuyor, aksine en üst baremlere ulaşmak için insanlık dışı bir çalışma temposu dayatıyor.

Mesajlar atıldı, tehditler fısıldandı: “Hesaplar kapatılır”, “Tespit ediliyorsunuz” ama korku tutmadı. Çünkü artık korkudan daha ağır bir şey vardı: Geçinememek. O gün direniş büyüdü. Slot almayanlar çoğaldı, kontak kapatanlar kararlıydı. Bu işin böyle gitmeyeceği netleşti.

18 Ocak: İlk Kıvılcım

18,19,20 Ocak’ta başlayıp devam eden süreçte Yemeksepeti’nde çalışan motokuryeler, şirketin açıkladığı zam oranlarının gerçeği yansıtmadığı hatta ortada bir zam olmadığı gerekçesiyle harekete geçti. Piyasanın altında kuryeleri aldatan bu zam oranlarına hali hazırda hiçbir kurye razı değildir. Tüm kuryeler bu zam oranlarından şikayetçidir. Türkiye’de ki enflasyon ve alım gücünün düşüşü düşünüldüğünde, motokuryelere askeri ücrete gelen zammın bile altında olan yüzde 10/14 bu zam oranı kabul edilemez.

Gerçekleşen bu filli greve binlerce kuryenin katıldığını biliyoruz. Lakin somut bir rakam veremiyoruz. Yaklaşık 40 ilde farklı eylem biçimleriyle katılım söz konusuydu. Konvoy yapma, kontak kapatma, slot salma ve iş yavaşlatma gibi çeşitli eylem biçimleri gerçekleşti ve gerçeklemeye devam edecek. Konya, Tekirdağ, Kocaeli Körfez ve Gebze, Mersin, Adana, Antalya, Diyarbakır ve Afyon’da konvoy yapıldıktan sonra basın açıklamaları gerçekleşti. Diğer illerde birçok bölge depoları kapandı, birçok bölgede paket teslim süreleri 2 saate çıktı.

​Kışın en sert yüzünü gösterdiği o pazar sabahı, Kuryeler paket taşımayı durdurdu. Kontak kapatma kararı, WhatsApp gruplarından depo önlerine bir çığ gibi yayıldı. Herkes biliyordu bu sadece bir zam meselesi değil, yıllardır biriken öfkenin dışavurumuydu. Pandemide evlere yemek taşıyan, depremde enkazın yanından geçen, karda buzda “paket geç kalmasın” diye canını riske atan kuryeler artık “yeter” diyordu. Şaşkınlık yerini kararlılığa bıraktı. “Hakkımız olanı alana kadar buradayız” sloganı ilk kez o gün yüksek sesle dile getirildi.

​19-20 Ocak: Kasklar Havaya

​Direnişin ikinci ve üçüncü gününde hareket, bireysel tepkiden kitlesel bir eyleme dönüştü. Türkiye’nin farklı noktalarından çıkan kuryeler, motorlarını devasa birer konvoya dönüştürerek şirketin depoları önünde toplandı. Yüzlerce pembe ceketli kurye, ellerinde kasklarıyla tek bir vücut oldu. Kasklar yere vurulduğunda çıkan ritmik ses, bir şehrin vicdanına vuran bir kalp atışı gibiydi. Güvenceli çalışma, insanca yaşayacak bir ücret ve esnaf-kurye modelinin getirdiği belirsizliklere karşı net bir duruş sergilendi.

26 Ocak: Kararlılık Mührü

​Bir haftalık gergin bekleyiş ve ufak çaplı iş bırakmaların ardından, 26 Ocak Yemeksepeti’ne karşı mücadelenin devam edeceğinin ve ikinci dalganın başladığı gün oldu. Artık konu sadece ücretler değil, kuryelerin yaşadığı tüm sorunlara karşı bir başkaldırı oldu. Kuryeler konuşmalarında “algoritmalarla, robotlarla değil insanlarla konuşmak istediklerini” “insan onuruna yakışmayan çalışma sürelerini”, “muhatap sorununu”, “işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasını”, “bağkur borçlarını” kısacası tüm sorunlarını dile getirmeye başladı.

Kuryeler, soğuk havaya rağmen alanı terk etmediler. Kamuoyunun desteği çığ gibi büyüdü; sosyal medyada siparişler durdu, halk kuryelerin yanındaydı.

Bu direniş, sadece bir şirkete karşı kazanılmış bir mevzi değil, Türkiye’deki tüm platform işçileri için bir “hafıza” ve “referans noktası” oldu. ​Direniş yolların tozunu yutanların, trafiğin stresini çekenlerin ve soğukta titreyen ellerin birleştiğinde nasıl dev bir güce dönüşebileceğinin kanıtı olarak tarihe geçti.

Dört gün bir takvim yaprağı değil, bir hafızaya dönüştü. 18-19-20 ve 26 Ocak, motorlu kuryelerin sadece paket taşımadığını; onur, emek ve yaşam mücadelesi taşıdığını gösterdi. Bu direniş burada bitmedi. Çünkü artık kuryeler biliyor birlik olunca yol uzun olsa da umut var.

​Biz sadece paket taşımıyoruz, bu kaskların altında bir hayat, bir onur taşıyoruz.

Ve unutmayalım ki, güvenli bir zemin bulduğunda işçi sınıfının içerisinde köklerini salıp yeşerecek çok fidan var…