“Burjuvazi, kavgaya davet etti bizi, Davetleri kabulümüzdür! Biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülümsemesini, biliriz öylece yaşamasını, ölmesini”
Türkiye’nin en büyük işveren sendikası MESS ile metal işçileri sendikaları arasında devam eden 2025-2027 TİS görüşmelerini takip ederken zihnimden geçen sözler, Nazım’ın bu dizeleri oldu.
MESS, metal işçilerini büyük bir kavgaya davet ediyor. Metal patronları kavgaya davette bulunurken de kararlı ve bütünlüklü bir yaklaşım içinde. Şöyle düşünüyorlar: “İşçi sınıfının geneline dayatılan sefalet ücreti ve ağır çalışma koşulları neden metal işçileri için de geçerli olmasın?”
Türkiye’de izlenen ekonomi yaklaşımının temelini oluşturan işçi ücretlerini düşürerek sömürüyü yoğunlaştırmayı, metal iş kolunda da hedefliyorlar.
Karlılığın tahkimi için sefalet dayatması
150 binden fazla metal işçisini ilgilendiren TİS görüşmeleri, 8 Aralık’ta uyuşmazlıkla sonuçlandı ve arabulucu görüşmelerinde anlaşma sağlanmazsa grev kararı alınacak.
MESS, ilk 6 ay için yüzde 10’luk ücret zammı ve 3 yıllık sözleşme dayatmasıyla işçileri sefalete sürüklemekle yetinmiyor, aynı anda esnek çalışma ve telafi çalışması gibi maddelerle metal iş kolundaki çalışma rejimini yeniden belirlemek istiyor.
MESS, kadın işçilerin bebekleri 1 yaşına gelene kadar sahip olduğu günlük 1,5 saatlik süt iznini toplu kullanamayacağına dair de karşı teklif sundu. Kadın işçiler bu haklarını topluyor ve bebeklerinin anne sütüne muhtaç olduğu dönemde işe 1 gün gelmeyerek bu hakkı kullanıyordu. MESS’in teklifi, organize sanayi bölgelerindeki fabrikalarda çalışan kadın işçilerin bu hakkını fiilen kullanamaması anlamına geliyor.
MESS, bu sözleşmeyle metal işçilerinin uzun on yıllara dayanan mücadelelerle elde ettikleri kazanımları gasp etmeyi hedefliyor. Bunu yaparken de “kriz anlatısına” sığınıyor ve bu anlatıyı emeğin mücadelesini yürütenlerde de kimi zaman hakim kılabiliyor.
Kapitalizmin yapısal sonucu olan kar oranlarının düşme eğiliminin telafi biçimi, emeğin daha fazla denetlemesi, yoğunlaştırılması ve ucuzlatılması üzerinden ilerliyor. Başta sendikalar olmak üzere emek örgütlerinin etkisizleştirilmesi yoluyla işçi sınıfının örgütlü ve bütünlüklü itirazının zayıflaması sermaye için bu “telafi biçimini” kolaylaştırıyor. Tesadüf değildir ki asgari ücret tarihinde ilk kez açlık sınırının altında bırakıldı.
İktidar ise, sermayenin “dikensiz yolda kolayca” ilerleyişi için elinden geleni yapıyor, açlık ve sefalet sopasının yetmediği yerde grev yasaklamalarıyla üzerine düşeni yerine getirmeye hazır olduğunu her fırsatta belirtiyor.
Hem sermayenin hem de iktidarın meşruiyet üretme kaygısı olmadığını daha önce imzalanan kamu sözleşmelerinde, asgari ücretin belirlemesinde ve MESS’in sunduğu son teklifte de görüyoruz.
“Marka” olarak Türk Metal
27 Aralık’ta Bursa 3 No’lu şubesinin olağan kurulunda konuşan Türk Metal Sendikası Genel başkanı Uysal Altundağ, her konuşmasında yinelediğini ifade ederek MESS patronlarına ricasını sürdürüyor “biz halden anladık, siz de anlayın” diyor. MESS sözleşmesi kapsamındaki 140 binden fazla işçiyi temsil ettiği halde ağzından bir kere bile “grev” kelimesini çıkarmıyor ve “sosyal dialog” anlayışı içinde el sıkışmak istediklerini söylüyor.
Altundağ, aynı konuşmasında, sözleşmeye dair her görüşmeyi sosyal medyadan duyurduklarını söylerken, işçilerin iradesinin sözleşme görüşmelerinin hiçbir yerinde yer almadığını bir kez daha ifade etmiş oluyor. Ve bununla da yetinmeyerek, onbinlerce metal işçisini ilgilendiren sözleşme dışında kendilerinin başka işleri olduğunu söyleyerek “sendikal harekette marka” haline geldiklerini anlatıyor.
Altundağ bu konuşmasıyla, artık “meşruiyet” üretme kaygısına bile girmeyen sermaye ve iktidar ortaklığına kendisi de bir sendikal facia olarak dahil oluyor. Örgütlü oldukları fabrikalarda, işçilerin çalışma koşullarına karşı biriken öfkesini, süreklileşen mobing ve işten atmalarla işverenle işbirliği içinde baskılamaya çalışıyor.
Ama öte yandan aynı konuşmada işçilerdeki öfkeyi sezen yerden “sendika ile işçi arasındaki birliğe” dair kaygı duyduğu da anlaşılıyor. Haklıdır, kaygılansın! “Metal fırtınası” döneminde tokadını yedikleri işçi iradesi, her an parlayıp harekete geçebilecek bir köz sessizliğinde birikiyor.
Grid’den Smart’a Direnen Metal işçisi
Metal iş kolunda, Birleşik Metal-iş sendikasına üye işçiler, başta kendi iş kollarında olmak üzere, işçi sınıfına dönük saldırılara karşı mücadelede öncülüğü üstleniyor.
Geçtiğimiz yıl bu zamanlarda, Birleşik Metal-iş sendikasına üye işçiler grev yasaklarını yırtıp atarak ekmek ve onur kavgasını kazandı, işçi sınıfına yolu açtı. 7 fabrikada, yüzlerce işçi 3 yıllık sözleşme dayatmasını kabul etmedi ve Şimşek programının işçi sınıfına dayattığı açlık politikasında gedik açtı. Sonrasında devam eden eylemselliklere bu fabrikalar güçlü bir sınıf dayanışmasıyla dahil oldu.
70 günü aşkındır Smart Solar işçileri, patronun grev kırıcılığına rağmen grevlerini sürdürüyor. Kayseri’den Gebze’ye mücadelelerini büyüttükleri kararlı bir direniş var.
MESS’e bağlı fabrikalarda BİMİS üyesi işçiler, uyarı eylemlerine başladı. Binlerce metal işçisi, vardiya başlangıcında, birer saatlik iş durdurmalar ile yürüyüşler yaparak taleplerini dile getirdi.
BMİS üyesi işçiler, sadece kendilerinin ve ailelerinin sorumluluklarını değil, onunla birlikte 150 binden fazla metal işçisinin sorumluluğunu da üstlenmiş durumda.
İdeolojik Güçlenme, Sınıf Bilinçli Eylem
Mücadelede sorumluluk arttığı ve öncülük güçlendiği oranda risk de üstlenilir. Atacağınız ya da tersinden atmayacağınız her adımın sonuçları sizi aşan yerden sınıflar arasındaki güç dengelerini sarsar. Bu dönem metal işçileri için böyle bir ağırlık taşıyor.
Elbette yapmak, yazmak kadar kolay değil. Tam da bu yüzden işçi iradesinin her anda belirleyici olacağı bir özneleşmenin yaratılması gerekiyor. Fabrikalarda bulunan kurul-komisyon üyesi işçilerden temsilcilere, şube yöneticilerinden genel merkez yöneticilerine, kavganın gerektirdiği ortaklaşma ve yoğunlaşmayı sağlamak zorunludur.
Sermayenin her hamlesini kendi çıkarları doğrultusunda an an hesaplayıp kararlıkla saldırmasının karşısında işçi sınıfının temsilcileri de her hamleyi planlayarak ve adım adım güçlenerek ilerlemeli. İşçi sınıfının ortak çıkarlarının bilincine varan bir derinleşme acil ihtiyaçtır.
Elbetteki bu görev, aynı anda biz işçi sınıfı sosyalistlerine de düşüyor. Bunun için her fabrikada, her kahvede, her mahalledede metal işçilerinin onurlu ve insanca yaşam talebini örgütlemeye çalışıyoruz. Biliyoruz ki metal işçisinin her kazanımı, sadece onlara yaramayacak, aynı zamanda insanca yaşanacak bir ülkenin taşlarını döşeyecek.

