“Karanlıklar Lordu” İnan Kıraç’ın Mirası Koç Ailesi’ni mi Sevindirdi?

İş insanı İnan Kıraç’ın evliliği, kızı İpek Kıraç’ın açtığı dava sonucunda mahkeme tarafından fiil ehliyeti yoksunluğu gerekçesiyle iptal edildi. İptal etme kararının altında fiili ayırt etme gücünden yoksun olma durumu olduğu gerekçe gösterildi. Ancak bu hukuki gelişme, basit bir aile içi uyuşmazlıktan çok, Türkiye’deki sermayenin kendi devasa servetini dış etkenlere karşı koruma refleksinin çarpıcı bir örneği olarak değerlendiriliyor. Gelin hukuki kararın altını kazıyarak egemen sınıfın zenginliğini korumak adına devletin mekanizmalarını nasıl kendi lehine kullandığını gözler önüne serelim.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, İnan Kıraç’ın evlendiği dönemde ayırt etme gücünden yoksun olduğunu belirten Adli Tıp Kurumu raporunu esas alarak yerel mahkemenin kararını usul ve esas yönünden onadı. Bu gelişme, dışarıdan bakıldığında basit bir aile içi hukuki anlaşmazlık gibi görünse de, aslında Türkiye’nin en büyük sermaye grubu olan Koç Holding’in sermaye birikim kurallarının katı bir şekilde işletildiğini gösterdi. Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç ile İnan Kıraç’ın evlat edindiği İpek Kıraç, bu devasa servetin yasal varisi konumunda. 

Ancak Suna Kıraç’ın vefatından sonra servet sahibi olan İnan Kıraç kendi özel sekreteriyle yeniden evlendi. Bu evlilik Koç ailesinin miras yoluyla servet aktarımı kanalına “yabancı bir ögenin” girmesi olarak değerlendirildi.  Alınan bu son iptal kararıyla birlikte, sermayenin bölünmesi riski ortadan kaldırıldı. Mirasın doğrudan Koç ailesiyle iç içe olan İpek Kıraç’a kalması güvence altına alındı. Bu durum, egemenlik sisteminin günlük işleyişini ve sermaye sınıfının kendi servetini korumak için hukuk mekanizmasını nasıl devreye soktuğunu ortaya koydu.İnan Kıraç ismi etrafında şekillenen bu miras kararı, sermayedarların hem hukuku hem de devlet içi ilişkileri kendi sermaye birikimlerinin bekası için nasıl araçsallaştırdıklarını göstermesi bakımından son derece önemli.

TÜSİAD-YİK ve Askeri Vesayetle Kurulan Köprü

İddialara göre İnan Kıraç’ın Koç Holding bünyesindeki rolü yalnızca ekonomik bir yöneticilikten ibaret değildi. Kendisi aynı zamanda tekelci sermayenin en üst örgütlenmesi ile Genelkurmay Başkanlığı arasındaki ilişkiyi de yürütüyordu. Bu karanlık ilişki ağı, sıradan bir istihbarat veya bilgi alışverişinin çok ötesine geçerek, sermaye egemenliğinin pratik yürütülüşündeki derin devlet operasyonlarında Kıraç’ın “yetkili” bir figür olarak konumlandığı yönündeki iddiaları artırdı.

Geçmişte sermaye ile ordu arasındaki ilişkilerle ilgili medyada çokça iddia haber yapıldı. Vehbi Koç’un, ilişkileri son derece güçlü olan damadı sayesinde kendi oğlunu iktidar tartışmalarından uzak tuttuğu öne sürüldü. Koç Ailesi’nin İnan Kıraç’ı devletle ve devlette söz sahibi olan kliklerle adeta bir köprü haline getirdiği belirtildi. Bu durum, en büyük sermaye grubunun askeri bürokrasi üzerindeki hegemonyasını nasıl inşa ettiğinin ve kendi çıkarlarını devletin çıkarıymış gibi nasıl dayattığını örneği olarak yorumlandı.

Patronlar Kulübü TÜSİAD ve Etki Alanı

Türkiye ekonomisinin %50’den fazlasını temsil eden TÜSİAD, dışarıdan tek bir blok gibi görünse de kendi içinde çok katmanlı ve köklü bir hiyerarşiye sahip. Bu yapının zirvesinde,  “devletle ilişkiler” ve “makro vizyon” konularında son sözü söyleyen Yüksek İstişare Konseyi (YİK) bulunuyor.

TÜSİAD’ın omurgasını, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren palazlanan ve 1971’deki kuruluşta imzası olan “Eski Zenginler” oluşturuyor. Hiyerarşinin en üstünde bu ailelerin onursal başkanları yer alıyor.

Koç Grubu

Tartışmasız hiyerarşinin en tepesinde. Ömer Koç’un YİK Başkanlık Divanı’nda olması, grubun dernek üzerindeki ağırlığının devam ettiğini gösteriyor.

Sabancı Grubu

Güler Sabancı ile konseyde temsil edilen grup, enerji ve sanayi kanadıyla hiyerarşinin “kurucu ortağı” pozisyonunda.

Eczacıbaşı Grubu

Bülent Eczacıbaşı üzerinden kültürel ve stratejik bir ağırlığa sahip.

Yönetim Kurulu düzeyinde ise daha çok ikinci/üçüncü kuşak temsilciler veya profesyonel üst yöneticiler yer alıyor.  Anadolu Grubu (Tuncay Özilhan) ve Doğan Grubu (Arzuhan Doğan Yalçındağ) YİK Divanı’nda yer alarak geleneksel büyüklerle yeni nesil arasında köprü kuruyor. Borusan (Ahmet Agah Uğur) ve Boyner (Ümit Boyner) ise sanayi ve perakende kanadının stratejik akıl hocalığını yapıyor.

TÜSİAD içindeki hiyerarşi ve YİK toplantıları, Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarının “ortak aklının” devlet bürokrasisine servis edilmeden önce rafine edildiği yer olarak değerlendiriliyor. Bir karar YİK’ten geçiyorsa, bu Türkiye’deki toplam özel sermayenin %80’inin rızasının alındığını gösteriyor.

“Karanlıkların Lordu” ve Derin Devlet İddiaları

İnan Kıraç ismi, sadece Koç ailesinin servet yönetimiyle değil, aynı zamanda devlet içindeki karanlık bağlantılarla da anıldı. Suç örgütü lideri Sedat Peker, İnan Kıraç’ı “Karanlıkların Lordu” olarak tanımladı ve onun devletteki derin ilişkilerine dair çok ağır iddialarda bulundu. Peker’in açıklamalarında, İnan Kıraç’ın Encümen-i Daniş’in gizli başkanı olduğu ve büyük iş adamlarına devletin akil adamı rolünü oynadığı ileri sürüldü.

Peker, Kıraç hakkında 2022 yılında “”Dünyadan bir haber olan büyük iş adamlarına, Türk Devleti’nin akil adamı rollerini oynayabilirsin. Encümeni Danış’ın gizli başkanıyım yalanına onları inandırabilirsin. Ben bu yolları yemem. Sayın cumhurbaşkanından zılgıt yiyince, kendisinden randevu alıp kendisinden özürler dileyip affedilmen karşılığında da mensubu olduğun beyaz yakalı Türklerle ilgili yaptığın ajanlıkları da tek tek konuşuruz. Evinde edebinle otur. Koç Ailesi’ne olan saygımdan dolayı seni bu sefer uyarmakla yetinecem. Eğer bu uyarıyı dikkate almayıp yine el altından film çevirmeye devam edersen, yeni hedefim sen olacaksın. 1977 yılından 1980 yılına kadar süren, ülkeyi o dönem büyük ekonomik felakete uğratan kurduğun otomobil karaborsasından başlayıp Aydın Doğan’ın gizli ortağı olduğun Eminönü’ndeki doğan Otomativ üzerinden çevirdiğiniz filmleri konuşacağız” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, Necip Hablemitoğlu cinayeti soruşturmasında adı geçen Levent Göktaş’ın kaçış sürecinde İnan Kıraç’ın holding binasına geldiği ve o gün kameraların bilinçli olarak çalıştırılmadığını iddia etti. Ortaya atılan iddialar yargı önünde kesinlik kazanmamış düzeyde olsa da, yaşananlar sermaye sınıfı ile derin devlet aygıtı arasında son derece güçlü ve karanlık bir ağın bulunduğuna  işaret ediyor.

Siyaset, Medya ve Sermaye Üçgeni

İnan Kıraç’ın etki alanının sadece askeri vesayetle sınırlı kalmadığı, siyaset ve medya dizaynına kadar uzandığı da çeşitli kaynaklarca belirtiliyor. Sedat Peker, Hürriyet ve Milliyet gibi büyük gazetelerin Aydın Doğan’a satılması sürecinde İnan Kıraç’ın devlet içinde onay almak adına güçlü lobi faaliyetleri yürüttüğünü de öne sürdü. İkinci Ergenekon davası klasörlerinde yer alan bazı belgelerde de, medyadaki büyük el değiştirmelerde İnan Kıraç’ın hakem rolü üstlendiği yönünde kuvvetli şüpheler yer aldı. 

Öte yandan Peker, İnan Kıraç’ın Sezgin Baran Korkmaz’a olan milyonlarca dolarlık borcunun, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun devreye girmesiyle silindiğini iddia etti. İnan Kıraç ise bu iddiaları reddetti ve sorunu hukuk yoluyla, 6 milyon dolar karşılığında hisseleri devralarak çözdüklerini belirtti. Ortalığa saçılan bu iddialar, Türkiye’de sermayenin devlet aygıtını ve siyasi iktidarları kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda nasıl şekillendirdiğini bir kez daha gösterdi.