İktidarın “sağlıkta çağ atladık” söyleminin ardındaki gerçek tablo, TÜİK ve Sağlık Bakanlığı’ın çarpıtılmış ve eksik verileriyle bile kendisini gösteriyor. Şehir hastanelerine ve özel sağlık sermayesine milyarlarca lira aktarılırken, işçinin ve emeklinin cebinden çıkan sağlık harcaması bir yılda yüzde 100 arttı. Sermayenin çıkarları, halkın sağlığına tercih ediliyor.
Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine yönelik politikalar yüzünden sağlığa erişim gün geçtikçe zorlaşıyor. Erişilebilen sağlık hizmetlerineyse maliyet her geçen gün artıyor.
Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, kamusal sağlık hizmetinin nasıl tasfiye edildiğini ortaya koydu. Halk hasta olarak değil adeta müşteri olarak görüldü. Özelleştirme adımları sonucunda devlet, kanserle mücadele gibi hayati kalemlere bütçe ayırmadı. Onun yerine, devasa kaynakları Kamu Özel İş Birliği (KÖİ) projelerine ve özel hastane zincirlerine aktardı.
Emekçinin Sırtındaki Yük İkiye Katlandı
TÜİK’in açıkladığı 2024 verilerine göre, hane halkının tedavi ve ilaç için cebinden yaptığı harcamalar bir önceki yıla göre yüzde 100,2 oranında arttı. 442 milyar 356 milyon liraya ulaştı, Halkın ödediği vergiler yetmezmiş gibi, sağlık hizmeti alabilmek için doğrudan cebinden harcadığı paranın toplam sağlık harcaması içindeki payı yüzde 18,8’e yükseldi.
Bu tablo, yalnızca cepten yapılan ödemelerle sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanı kararıyla Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerine de yüzde 100 zam yapıldı ve prim borcu 780 TL’den 1.560 TL’ye çıkarıldı. Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Bianet’teki yazısında, “Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) harcamaları devletin bir lütfu değil, bizzat işçilerden ve emekçilerden kesilen primlerle oluşturulan bir fondur” dedi. Mevcut sistemin “Neoliberal Kamu Sağlık Sigortası Modeli” olduğunu belirterek, SGK harcamalarının özü itibarıyla kişiler tarafından yapılan özel harcama niteliği taşıdığına dikkat çekti.
Bütçe Hastalıklara Değil, Ranta Gidiyor
Emekçiler muayene katılım payı, ilaç fark ücreti ve artan primlerle boğuşurken, kamu kaynakları sermaye gruplarına peşkeş çekiliyor. Sağlık Bakanlığı’nın mali tabloları, önceliklerin halk sağlığı olmadığını açıkça gösterdi.
Verilere göre 2025 yılında şehir hastanelerini kapsayan Kamu Özel İş Birliği (KÖİ) projeleri için şirketlere tam 111 milyar 100 milyon TL ödeme yapıldı. Bu rakam, halk sağlığı için hayati önem taşıyan kalemleri katbekat aştı. KÖİ için ödenen kira ve hizmet bedelleri, kanserle mücadele bütçesinin yaklaşık 352 katına, bağımlılıkla mücadele bütçesinin ise 54 katına ulaştı. Devlet, koruyucu sağlık hizmetlerine ve kanserle savaşa ayırmadığı kaynağı, garanti ödemeleri adı altında inşaat şirketlerinin kasasına aktardı.
Sağlıkta Tekelleşme ve “Müşteri” Garantili Düzen
Özel sağlık sektörü, devlet teşvikleriyle devasa bir pazar haline getirildi. Evrensel Gazetesi’nden Kansu Yıldırım’ın haberine göre, Türkiye’de sağlık sisteminin yüzde 35,3’ü artık doğrudan özel sektörün kontrolüne geçti. Yıldırım, kamu hastanelerindeki yatak sayısı sınırlı artış gösterirken, özel hastanelerdeki yatak sayısının yüzde 339 oranında arttığını vurguluyor.
Süreç sadece hastane sayısının artmasıyla kalmadı, sektörde büyük bir tekelleşme dalgası başladı. Küçük işletmeler yutulurken, Medicana, Medipol ve Acıbadem gibi holdingleşmiş zincir hastaneler piyasayı domine etti. İktidar, bu sermaye gruplarına “sağlık turizmi” adı altında her yıl yüz milyonlarca liralık reklam, kira ve istihdam teşviki sağlıyor. Hatta Sağlık Bakanlığı, “ihale” usulüyle doktor kadrosu ve hastane lisansı satarak sağlık hizmetini ticari bir metaya dönüştürme sürecini hızlandırdı.
Sağlığın Tasarrufu mu Olur?
Sermayeye kaynak aktarmakta cömert davranan iktidar, konu kamu hastanelerindeki malzeme tedariki olunca “tasarruf” bahanesine sığınıyor. Tıbbi malzemelerin alım yetkisi hekimlerden alınarak bürokratlardan oluşan komisyonlara devredildi. “Ucuz olsun” mantığıyla alınan kalitesiz malzemeler ameliyatlarda iplerin kopmasına, stentlerin damara uymamasına ve neşterlerin kesmemesine neden oluyor. Hekimler, kalitesiz malzeme yüzünden hastaların hayatının riske atıldığını ve tedavi süreçlerinin uzadığını belirtiyor.
Sağlık Emekçisine “Eziyet”, Depremzedeye İhmal
Sistemin çöküşü sadece hastaları değil, sağlık emekçilerini de vurdu. Aile Sağlığı Merkezleri’nde (ASM) çalışan hekim ve hemşirelerin maaşları, “Eziyet Yönetmeliği” ve performans dayatmalarıyla kesintiye uğruyor. Hekimlerden ve hemşirelerden yapılan hukuksuz kesintilerin toplamı 1,5 milyar TL’yi buldu.

Öte yandan, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 31 ay geçmesine rağmen Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da sadece 3 adet yeni ASM yapıldı. Hatay’da sağlık emekçileri konteynerlerde hizmet vermeye zorlandı. Emekçiler yıkılmayı bekleyen binalarda can güvenliği olmadan çalışmak zorunda bırakıldı. İktidarın “1000 ASM yapacağız” vaadi ise yine “sözde” kaldı. Tamamlanmayan binalara bitmiş gibi tabela asıldığı sendikalar tarafından ifşa edildi.

