Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali kapsamında daha önce acele kamulaştırmalara karşı aylarca direniş gösteren Kurtderesi Mahallesi sakinleri, “Türkiye’de Yıkımın Güncelliği ve Mücadele Yolları”nı tartışmak için bir araya geldi.
Moderatörlüğünü mahalle sakinlerinden Bereket Kılınç’ın üstlendiği panelde Akbelen direnişçisi Esra Işık, Adalet Peşinde Aileleri Platformu’ndan Av. Eren Can, Doğanın Çocukları’ndan Beyda Ceylan konuşma yaptı. Panelde, Türkiye’de emek ve doğa için bütünlüklü mücadelenin yolları, Kurtderesi’nde, Akbelen’de ve nice yerel direnişteki kazanımlar, kayıplar ve bundan sonrası için neler yapılabileceği konuşuldu.
Akbelen’den Kurtderesi’ne Ortak Mücadele
Tıpkı Kurtderesi’nde olduğu gibi Akbelen’de de aylardır acele kamulaştırmalara karşı direniş sürüyor. Bu direnişe öncülük eden isimlerden biri olan Esra Işık yaşadıkları zorlu süreçleri, yıllarca bağ kurdukları yerlerin, nesiller boyu korudukları zeytinliklerin ellerinden alınmak istendiğini, halkın yerinden edilerek uzaklaştırıldığını ve yaşam alanlarının şirketlerin talanına açıldığını anlattı. Yerel halkın toprağından ve köklerinden koparılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Işık, benzer bir tabloyla Kurtderesi’nde de karşılaşıldığına dikkat çekti.
Farklı coğrafyalarda benzer yöntemlerle yürütülen bu süreçlerin halkın yaşam alanlarında ve meyve bahçelerinde ciddi bir tahribata yol açtığını ifade eden Işık, doğa kıyımlarının ancak Türkiye’nin dört bir yanında verilecek ortak ve kararlı bir mücadeleyle durdurulabileceğinin altını çizdi.
“Asrın Felaketi Değil Asrın Katliamı”
6 Şubat depremi sürecini ailesiyle birlikte Hatay’da geçiren Av. Eren Can doğrudan tanıklık ettiğii acıları, adaletsizlikleri ve ihmalleri anlattı. Yıkımın yetkililerce “asrın felaketi” şeklinde nitelendirilmesine tepki gösteren Can, yaşanan kayıpların doğal afetten kaynaklanmadığını “asrın katliamı” olarak ele alınması gerektiğini savundu. Daha öncesinde AFAD tarafından çıkarılan risk haritalarına göre depremin yıkıcı sonuçlarının oldukça öngörülebilir olduğunu ifade eden Eren Can, içinde bulunduğu Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun ulaşmaya çalıştığı hedeflerden birinin, kamu görevlilerinin de katliamdan sorumlu olduğunun tespit edilmesi ve buna uygun cezaların verilmesi olduğunu ifade etti.
Devletin yalnızca inşaat şirketlerine kaynak açılırken ve rant sağlanırken orada olduğunu belirten Can, son olarak deprem cezalarını daha da hafifletecek bir yargı paketine karşı durduklarını, bunun için nöbet tuttuklarını, Meclis’e gittiklerini ve kazanım sağladıklarını ifade etti. Eren Can, kendilerini ayakta tutan şeyin mücadele olduğunu ve mücadeleyi büyüterek yollarına devam etmek istediklerinin altını çizerek sözlerini tamamladı.
“Yaşam Alanlarını Korumaktan Vazgeçmiyoruz”
Türkiye’nin iki farklı yerinde yaşanan talanlardan bahsedildikten sonra Beyda Ceylan da yaptığı konuşmasında Türkiye ve dünya genelindeki siyasi atmosferden yola çıkarak yaşananların birbirinden ayrı olmadığına işaret etti. Emeğe ve doğaya açılan savaşın, emeğiyle geçinenler için insanca yaşama hakkına karşı bir tehdit unsuru olduğunu, ekoloji mücadelesinin de doğayı kurtarma romantizmi olmadığını, emek ve doğa için ortak bir mücadele olduğunu vurguladı.
“Sermayedarların bize açtığı örgütlü savaşa karşı biz de mücadeleyi sürdürüyoruz, burada olduğu gibi, Giresun’da, Akbelen’de, Varto’da olduğu gibi, her yerde çeşitli direnişler var ancak bu direnişler tamamen birleşebilmiş, farklılıklarıyla beraber ortaklaşa hareket edebilmiş değil henüz” ifadelerini kullanan Ceylan, yaşananların Türkiye’deki siyasi rejimle ilişkilendirilmesi gerektiğini söyledi. Beyda Ceylan, enerji, maden, inşaat projelerinin son sürat arttığından ve bir OHAL hâlinde hakların ve yaşam alanlarının gasp edilmesinden bahsetti. Hukuksuz uygulamaların yalnızca kırsalla sınırlı kalmadığını, İstanbul gibi büyük şehirlerde de mega projeler ve kentsel dönüşüm projeleriyle talanın dibine vurulduğunu ifade etti. Dünya genelinde kentlerin giderek sermaye birikimi uğruna dönüştürüldüğünü ve betona bulandığına dikkat çeken Ceylan, Gazze’de oluşan yıkımın üstüne bir turizm cenneti inşa etme projesinin bir örneğinin de Samandağ’da gerçekleştirilebileceğini söyledi.
“Başlangıçta dönüşümün yapıldığı yerlerde halk için belirli bir istihdam sağlansa da zamanla otellerle, pahalı restoranlarla yoksul halkın barınamayacağı maddi koşullar oluşturuluyor ve halk göçe zorlanıyor. Arap Alevi halkının kolektif yaşama biçimi, kentlerdeki dönüştürülmüş, betonlaşmış hayatın aksine doğayla bütünleşik bir yaşam anlayışını sürdürüyor.” diyen Beyda Ceylan, bunun korunabilmesi için ortak hareket etmenin ve örgütlü mücadeleyi büyütmenin önemini vurgulayarak sözlerini tamamladı.


