Öğrenciler Anlatıyor: Geleceksizlik, İhmaller, Üzüntü ve Öfke 

Art arda yaşanan okul saldırıları, gelecek kaygısı, eğitimin öğrenciden değil sermayeden yana belirlemesine karşı liselilerin isyanı kabarıyor. Öfkeyi ve isyanı anlattıkları gençlerin bizlere ilettikleri yazıları paylaşıyoruz. İhmalleri, sorumsuzluğu ve değişimin zorunluluğunu anlatan yazıların her bir satırı, herkesi sorumluluk almaya davet ediyor.

“Bu Sessizlik, Bu Görmezden Gelme Hali Suç Ortaklığıdır”

Kahramanmaraş ve Siverek’teki okul saldırılarının ardından liseli öğrenciler kaygılarını, alınmasını istedikleri tedbirleri ve taleplerini El Yazmaları’na anlattı. İzmir’den 16 yaşındaki lise öğrencisi, artık okulda bir şey olacak mı diye sürekli kendilerine sorduklarını söyledi. 16 yaşındaki öğrencinin söyledikleri şu şekilde: 

“Yeter artık! Her gün yeni bir olay, her gün yeni bir “üzgünüz” açıklaması… Ama değişen ne? Hiçbir şey. Okullarımızda yaşananlar artık tesadüf değil, açık bir ihmalkârlığın sonucu. Ve kimse kusura bakmasın: Bu sessizlik, bu görmezden gelme hali suç ortaklığıdır. Biz korkarak yaşamak zorunda değiliz. Biz susmak zorunda değiliz. Biz alışmak zorunda hiç değiliz.

Bir öğrenci okulda kendini savunmasız hissediyorsa, bu sadece onun sorunu değildir. Bu, sistemin çöküşüdür. Ve bu çöküşü izleyip hiçbir şey yapmayan herkes bu yükün altındadır. Peki şimdi o öğrenciler hangi psikolojiyle okula gidecek? Kapıdan girerken içlerinde bir huzur değil, bir tedirginlik olacak. Sınıfa oturduklarında akılları derste değil, “acaba bugün bir şey olacak mı?” sorusunda kalacak. Koridorlarda yürürken arkalarına bakacaklar, seslerden irkilecekler, en basit gürültüde bile kalpleri hızlanacak. Bu mu olması gereken?

Okul dediğiniz yer, bir çocuğun kendini güvende hissettiği yer olmalıydı. Ama siz bunu, sürekli tetikte olunan bir ortama çevirdiniz. ’Geçer’, ‘abartmayın’, ‘gençlik işte’ diyenlere sesleniyoruz! Hayır, geçmiyor! Geçmeyecek de. Çünkü siz sustukça, siz küçümsedikçe, siz erteledikçe bu olaylar büyüyor.

Ve her geçen gün, bir öğrencinin içindeki güven biraz daha kırılıyor. Biraz daha içine kapanıyor. Biraz daha yalnızlaşıyor. Biz artık korkularımızı yutmayacağız.

Biz artık olanları normalmiş gibi kabul etmeyeceğiz. Biz artık “bir gün düzelir” masallarına inanmayacağız. Güvenli bir eğitim hakkı lüks değil, en temel haktır. Ve bu hak elimizden alınıyorsa, buna karşı çıkmak da en doğal hakkımız.

Buradan açıkça söylüyoruz: Bizi duymak zorundasınız! Bizi ciddiye almak zorundasınız.

Sorumluluk almak zorundasınız.Çünkü bu ülkenin geleceği biziz. Ve biz korkuyla değil, haklarımızla büyümek istiyoruz. Artık susan değil, konuşan bir nesil var. Ve bu sefer gerçekten susmayacağız.” 

“Çok Üzgünüz ve Öfkeliyiz”

17 yaşındaki yine İzmir’de yaşayan bir diğer liseli ise yaşananlardan dolayı birçok arkadaşının artık dışarı bile çıkmak istemediğini söyledi. Okulların artık tarikatlarla, saldırılarla ve tacizlerle anılmasından rahatsız olduğunu belirtti. Liseli gencin El Yazmaları’na söyledikleri şu şekilde: 

“Eğitim çocukların ve gençlerin özgürce düşünebildiği bilimin ve eleştirel aklın rehberlik ettiği bir süreç olmalıdır. Ancak geldiğimiz noktada bu tanımlama ne kadar uzak olduğumuz çok açık. Okullarımız bilimle değil tarikatlarla, saldırılarla, tacizlerle anılıyor. 

Sendikalı öğretmenlerimizin bir gecede görevden alınması ve sürgün edilmesiyle başlayan bir süreç var. Urfa’da bir lisede açılan ateş sonucu birçok kişi yaralandı. Hemen ardından Maraş’ta bir öğrencinin cephanelikle okula girip herkes ateş etti. Ölen ve yaralanan sıra arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz… Bu karanlık tablo hepimizde korku, endişe ve bir öfke açığa çıkarıyor. Pek çok öğrenci okuluna gitmekten korkuyor, hatta dışarı çıkmak bile endişelendiriyor herkesi. 

Gittiğimiz okullarda aldığımız eğitimin bilimden uzak, ırkçı,cinsiyetçi politikalarla belirlenmesi, ÇEDES projesi ile okullarımıza imamlar atanıp ölü yıkama derslerinin verilmesi, okullardaki hijyen yetersizliği ve geldiğimiz aşamada can güvenliğimizin olmaması eğitim politikalarımızı yapanların, ne eğitimimizle ne geleceğimizle ne de hayatlarımızla ilgilenmediğini gösteriyor. 

Maraş saldırısından dakikalar öncesinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “Her dönem başında valimizin başkanlığında okullarımızı güvenlik ve risk açısından değerlendirmeye tabi tutar tedbirlerimizi alırız.” dedi. Peki bu tedbirler MESEM’lerde sıra arkadaşlarımız ölürken, 2 gün üst üste saldırılar olurken neredeydi? Böylesine karanlık bir olayları bir güvenlik sorununa indirgemek gerçeklere kılıf örtüp bir bilinçlerimizi bulanıklığı yaratmak için. 

Yaşanan bu olaylar bireysel, münferit olaylardan ibaret değil. Bu sorunlar tam olarak toplumsal boyutta artan şiddetin, çeteleşmenin, mafyalaşmanın ve cezasızlık politikalarının sonucu. Bizlere dizilerden müziklere kadar gösterdikleri tek şey silah, güç, şiddet. Bir şiddet dalgası var ve yaşamın her alanında karşımıza çıkıyor. Bizleri de kendi girdabına alıyor. 

Her yıl bütçe tartışmalarında eğitime ayrılan payla övünürlerken, savaşa ayrılan bütçeyi görmemizi istemiyorlar. Ailelerimiz açlık sınırının altındaki ücretlerle yaşamaya mahkûm edilirken, karşımıza “çözüm” diye MESEM projeleri çıkarılıyor. Eğitimimiz, geleceğimiz ve yaşam hakkımız hiçe sayılıyor. Üstelik tüm bunlar, süslü sözlerle bizlere bir fırsat gibi sunuluyor. Saldırıların ardından bu yaşananların esas sorumluları, çeşitli bakanlar takım elbiselerini giyip hastaneye yaralısı, cenazesi olan aileleri ziyaret ederek kameralara poz verdiler, benzer süslü sözleri o ailelere de söylediklerinden eminim.

19 Mart protestolarının üzerinden yalnızca bir yıl geçti ve bizler yaşadıklarımızı unutmuyoruz. İptal edilen diplomalar, irade gaspı, hukuksuz gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler… Liseliler artık her şeyi bütün çıplaklığı ile görebiliyor. Gecemizi gündüzümüze katıp almaya çalıştığımız diplomanın bir gece ansızın iptal edilebilmesi, hakkımızı aramak için gittiğimiz bir eylemin sabahında sırf “ibret olsun diye” okuldan gözaltına alınabileceğimizin farkındayız. 

Çok üzgünüz ve öfkeliyiz. Bu zamana kadar okullarımızda nitelikli eğitim istiyoruz derken bir anda herkesin ağzından okullarımızda ölmek istemiyoruz demeye başladık. Bizim talebimizdeki bu değişim, sorunların her geçen gün derinleştiğinin göstergesidir. Öğrenciler olarak aynı korkuları paylaşıyor ve aynı geleceksizlikle baş başa bırakılıyoruz. Bir sıra arkadaşımızın yaşadığı sorun, hepimizin sorunudur. Eğer gerçek bir değişim yaşanmazsa özellikle liselilerin sesini daha çok duyacak büyükler.”