İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta’da büyük bir göç hareketi yaşanıyor. Son günlerde çoğunluğu Faslı yaklaşık 50 bin kişi Ceuta’ya geçti. Son açıklamalara göre ölü sayısı en az 34’e ulaştı. Ceuta yönetimi kapasitenin aşıldığını açıklarken, Madrid bölgeye ek güvenlik gücü gönderdi. İspanya’daki muhalefet de hükümeti hedef aldı.
Faslıların göç etmesinde işsizlik, ekonomik sıkıntılar ve Avrupa’da daha iyi bir hayat kurma umudu etkili. Ancak binlerce kişinin kısa sürede organize olup sınırı geçmesi asla tesadüf olamaz.
Göçün arkasında ne var?
Hem Fas hem de İspanya tarafı insan kaçakçılığı ağlarını suçluyor. Tartışmanın merkezindeki konulardan biri de İspanya Yüksek Mahkemesi’nin kararı. Mahkeme, denizden Ceuta’ya ulaşan kişilerin kara sınırından geçenler gibi doğrudan Fas’a geri gönderilemeyeceğine hükmetti. İspanyol makamları bu kararın yeni geçişleri teşvik edebileceğini savunuyor. Ancak binlerce kişinin yalnızca bu karar nedeniyle harekete geçtiğini gösteren kesin bir kanıt bulunmuyor.
Göçmenlerin sınır bölgesine nasıl ve ne kadar kısa sürede ulaştığı da tartışılıyor. Sosyal medyada bazı görüntülerde otobüs ve kamyonlarla taşındıklarına dair görüntüler var. Bu görüntüler meseleyi yalnızca kendiliğinden gelişen bir göç hareketi olmaktan çıkarıp, organize bir yönlendirme olduğunu gösteriyor.
Trump’tan Meloni’ye
ABD Başkanı Donald Trump da tartışmaya müdahil oldu. Trump, Ceuta’daki krizi doğrudan sınır güvenliği üzerinden değerlendirdi. Ayrıca 2021 yılını hatırlattı. O dönemde yaklaşık 8 bin kişi kısa sürede Ceuta’ya geçmişti. Olay, İspanya ile Fas arasındaki diplomatik krizin yaşandığı dönemde meydana gelmişti. Fas’ın o dönemde sınır kontrollerini gevşettiği ileri sürülmüştü. Ceuta’daki krizi kendi savunduğu sert göç politikalarının gerekçesine dönüştürüyor. Mesajında sınırların sıkı tutulması gerektiğini savunurken, yaşananları Avrupa’nın göç politikasının başarısızlığına örnek olarak gösteriyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de yaşananları Avrupa sınırları için ciddi bir tehdit olarak değerlendirdi. Meloni, düzensiz göçün kontrol altına alınması gerektiğini savundu. Daha da ileri giderek, İspanya ile Schengen kapsamında serbest dolaşımın geçici olarak askıya alınması gibi olağanüstü önlemlerin gündeme gelebileceğini söyledi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin yayın yönetmeni Jeremy Cliffe ise krize farklı bakıyor. Ona göre mesele sadece sınır güvenliği değil. Fas’ın politikaları ve Avrupa’nın Rabat’la kurduğu ilişki de dikkate alınmalı. Cliffe, Avrupa’nın önünde iki seçenek olduğunu söylüyor: medeniyetçi panik üretmek ya da Fas ve Cezayir’le diplomasi ve işbirliğini artırmak. Ona göre İspanya, ikinci yolu diğer Avrupa ülkelerinden daha fazla izliyor. Bu yaklaşım, Trump ve Meloni’nin çizgisinden ayrılıyor. Trump ve Meloni daha sert sınır politikalarını savunurken, Cliffe diplomasi ve işbirliğini öne çıkarıyor.
Ceuta neden şimdi gündemde?
Ceuta ve Melilla tartışması aslında yeni değil. Son aylarda bu iki İspanyol toprağıyla ilgili dikkat çekici çağrılar yapıldı. ABD’li neocon yazar Michael Rubin, Mart ayında yayımladığı bir yazıda Fas’a Ceuta ve Melilla için yeni bir Yeşil Yürüyüş düzenleme çağrısı yaptı. Rubin, Faslıların sınırda toplanmasını, buldozerlerin gönderilmesini ve ardından silahsız biçimde Ceuta ve Melilla’ya girilmesini savundu. Ayrıca İspanya’nın böyle bir durumda NATO’dan destek alamayacağını ileri sürdü.
Nisan ayında ABD’li Cumhuriyetçi Mario Díaz-Balart, iki şehrin Fas topraklarında bulunduğunu savundu. 22 Nisan’da ABD Temsilciler Meclisi Tahsisler Komitesi’nin raporunda da Ceuta ve Melilla, İspanya tarafından yönetilen ancak Fas topraklarında bulunan şehirler olarak tanımlandı. Aynı dönemde İsrail merkezli Ynet’te, ABD-İspanya geriliminin Fas açısından Ceuta ve Melilla konusunda yeni bir fırsat yaratabileceği yazıldı.
İsrail/Fas İlişkileri
2020’de İbrahim Anlaşmaları kapsamında Fas, İsrail’le ilişkilerini normalleştirdi. Bunun karşılığında ABD, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasını tanıdı. Sonrasında ilişkiler savunma, istihbarat ve güvenlik alanlarına yayıldı. Böylece Fas, ABD ve İsrail’in Kuzey Afrika’daki önemli ortaklarından biri haline geldi. Bu nedenle Ceuta ve Melilla meselesini de ABD-İsrail-Fas ilişkilerinden bağımsız düşünmek mümkün değil.
Sánchez neden hedefte?
Ceuta’daki kriz İspanya’nın iç politikasını da doğrudan etkiliyor. Muhalefet, Başbakan Pedro Sánchez’i göç politikası üzerinden hedef alıyor. Sağ partiler krizi hükümetin başarısızlığı olarak sunuyor. Fakat Sánchez’in son dönemde izlediği dış politikaya bir bakalım. İspanya, Gazze savaşı konusunda Avrupa’nın en sert İsrail eleştirilerinden birini yaptı ve Filistin devletini tanıdı. 2026’da İran savaşı konusunda da Trump’a karşı çıktı. İspanya’nın onurlu duruşu Washington/Tel Aviv ile Madrid arasındaki gerilimi artırdı. Bu nedenle Ceuta’daki gelişmeler tesadüf olamaz.
Avrupa’da sonuç ne olabilir?
Ceuta’daki kriz yalnızca Fas-İspanya sınırında yaşanan bir olay olarak kalmayabilir.
Sánchez hükümeti daha fazla siyasi baskıyla karşı karşıya kalabilir. Sağ partiler göç meselesini daha sert biçimde kullanabilir. Avrupa’da sınırların daha fazla kapatılması, geri gönderme mekanizmalarının genişletilmesi ve iltica kurallarının sıkılaştırılması yönündeki baskı artabilir. Bunun bir başka sonucu da göçmenlere yönelik ırkçı söylemlerin yaygınlaşması olabilir. Ceuta’daki gelişmeler bu nedenle yalnızca bir göç krizi değil, İspanya’daki iktidar mücadelesinin ve Avrupa’nın göç politikasındaki sağa kayışın yeni başlıklarından biri haline gelebilir.


