İran İsyan Dinamiği ve Güncelliği

İran tarihi, coğrafyanın etkisinin en yüksek olduğu tarihlerden bir tanesidir. Hem medeniyetlerin gelişmesi hem de kurulan ve yıkılan devletler bu etkiye tarih boyunca güçlü bir şekilde açık kaldı. İran halkları da bu etkiden muaf değil. Dağlar, toplulukları keskin bir şekilde bölüyor. Aynı zamanda ticaret yolları da tarih boyunca neredeyse hiç kapanmadı (kapandığı zamanlarda da isyanlar veya fetihler yoluyla açıldı). Birbirleriyle iletişim hâlinde de kalarak İran halkları, kendi kültürlerini bugüne kadar dış etkilere karşı daha güçlü korudular.

Sadece yukarıda kısaca değinilen olguları açmak bile uzun bir yazının konusu; ancak yaklaşık iki haftadır süren isyanın dinamikleri üzerine durmaya çalışacağız.
İran coğrafyası, isyanların uzun sürmesinin ve daha başarılı olmasının da ana sebeplerinden bir tanesi. Modern İran tarih söylemi de Abbasilere karşı Mukanna ve Babek Hürremî isyanlarına atıf yaparak bir millî kimlik oluşturmaya çalışır. Hasan Sabbah hareketinin de etkisi çok dönüştürücü bir rol oynamıştır.
Zaten Kafkaslara ve Afganistan’a kadar uzanan Şiiliğin kendisi bile Emevî ve klasik İslam anlatısına karşı bir isyan hareketi olarak ele alınabilir.
Ama sadece bu kadar değil; emperyalizm ve kolonyalizme karşı küçüklü büyüklü isyanlar da vardır. Ve hatta şu anki mevcut rejim de bir isyanın sonucunda rakiplerini (komünistler ve liberaller) tasfiye ederek başa geçti.

İran, zannedildiğinden çok daha erken bir zamanda kolonicilik ve emperyalizmle (ve dolayısıyla kapitalist ilişkilerle) tanıştı. Safevî Devleti yeni kurulurken, Portekiz 1507’de Basra Körfezi ve ticaretini hâkimiyeti altına aldı. 1622’de İngiliz kolonistlerle beraber Safevîler, Portekiz’i Hürmüz’den çıkardı. Bu tarihten sonra Güney İran, İngiliz “Doğu Hindistan Şirketi”nin ham madde ve pazar alanı hâline geldi. Kuzeyde ise Çarlık Rusyası, savaşlarla Hazar Denizi’nin güneyine kadar ilerlemiştir.
1794’ten 1925’e kadar hüküm süren Kaçar Hanedanı, hem isyan dinamiklerinin hem de İngiliz emperyalizminin gücünün farkındaydı. Gevşek sayılabilecek bir federatif yapıyla ve sömürgeciliği kabul ederek/ettirerek iktidarda kaldı. Tabii bu çeşit bir iktidara ne kadar iktidar denilirse. 1891’de iki yıl sürecek olan Tütün İsyanı, Kaçarların iktidardan uzaklaştırılmasının başlangıcı olmuştu. Ve ulemanın modern İran tarihinde ön plana çıktığı ilk isyan olmuştu.

Günümüze gelecek olursak, iktidardaki ulema, kendi meşruiyetini 12. İmam Mehdi’ye dayandırıyor. Dini anlatıya göre İmam Mehdi’nin gökyüzüne çıkarılmasından (Gaybetü’l-Kübrâ) önce, kayıp olduğu 70 yıl süren bir Gaybetü’l-Suğrâ dönemi vardı. Ancak bu dönemde dört vekil/temsilcisi (naip) ile iletişimi devam etti. İşte İran mollaları, meşruiyetlerini bu naiplik sistemine, dolayısıyla imamlığa, dolayısıyla Tanrı’ya dayandırmaktadır. İran toplumuna bir sorgulanmazlık ve tam itaat dayatmasında bulunuyorlar. Bu, büyük bir isyan dinamiği. Çünkü ülke içindeki Sünniler de bunu kabul etmiyorlar; ama daha önemlisi çoğunluk olduğu düşünülen laik kesimler ve Kürt halkı da.

Sınıfsal olarak da İran halkı yarılmış durumda. Yoksul yığınların geliri tarım ve hayvancılık. Ayrıca kentlerdeki yoksul işçi sınıfı, günlük geçimlerini sağlamakta bile güçlük çekiyor. 1925 ile başlayan Şah rejimi petrol geliriyle tanıştı. Ancak bu geliri birkaç bin feodalle paylaşmaktan öteye geçmedi. Petrol gelirleri ve paylaşımı durmadan bir gerginlik yaratmakta.

Molla rejimi ise petrolü kamulaştırdı. Petrolün pahalı olduğu zamanlarda kısmen sosyal politikalar ve devlet eliyle sanayileşme hamleleri gerçekleştirse de paranın büyük kısmını aslen kendi bürokratik yapısını besleme ve savunmasına harcadı.
Bunun yanında molla rejimi, iktidara geldikten hemen sonrasından günümüze kadar durmadan ve büyük ölçekli savaş/çatışmaların içine girdi. Bu, İran halkının evlatlarının durmadan ölmesi ve yoksullaşması demek.

Özetlersek, günümüzde yaşanan isyanı derin bir tarihsel devamlılık içinde okumak, ancak güncel orijinalliğini de kaçırmamak gerekir. İran, ABD ve İsrail ile girdiği Orta Doğu mücadelesinde geriye düşmüştür ve uluslararası ticaret yaptırımlarından onlarca yıldır yorgun düşmüştür. Yönetimin halka karşı herhangi bir sorumluluk duymaması ve üstüne özellikle kadınları baskı altında tutma politikası artık ilerleyememektedir.

İran halkı daha eşit ve demokratik bir toplumsal/yönetimsel yapı talep etmektedir. Siyonist İsrail ve baş emperyalist ABD’nin İran politikalarının meşruiyetlerini bu talepleri kirleterek kullanmaya çalışmaları, halkın bu taleplerinin meşru olmadığı anlamına gelmemektedir.

Scroll to Top