Emperyalizm Bölgede İşi Yokuşa Sürüyor

Bölgemizde birçok şey aynı anda hareket halinde. Birden çok gerçekliği aynı anda yaşıyoruz. Suriye’den Lübnan’a, İran’dan Gazze’ye, Körfez’e doğru olanı bir süzgeçten geçirelim.

ABD’nin sömürge valisi Barrack 13 Ekim Gazze zirvesi sonrası yaptığı konuşmasında, Lübnan’ın yeniden onarılması hususunda Lübnan halkını bir kere daha tehdit etmiş. Tehdit o ki, Lübnan Hizbullahı eğer artık silahlarını bırakıp siyasetten de çekilmezse ABD’nin terör örgütlerine karşı başlattığı sıfır tolerans dalgasında ülke kaybolacakmış! Şam zaten istikrar kazanıyormuş bu durum Hizbullah’ı tecrit ediyormuş.

O sırada sözümüz ona istikrar kazanan Suriye’de durumlar hakikaten öyle mi? IŞİD, el-Kaide’nin uzantısı çeşitli örgüt isimleriyle ülkede tekrar örgütleniyor, Colani’nin iç savaş sırasında kalesi İdlip’te cihatçı Fransız Birlikleri ve HTŞ güçleri çatışmalara giriyor, mevcut geçici hükümet kendi yol arkadaşlarına suikast düzenliyor.

Rojava yönetimini, Alevileri ve Dürzileri bırakalım; Colani’nin eski yol arkadaşları, dünyanın her yerinden iç savaş sırasında gelip cihat uğruna savaşan cihatçı selefi örgütler eski yol arkadaşları Colani’yi “laiklik” bağlamında eleştiriyorlar.

İstikrarsızlık kendine başka bir boyutuyla ABD-İran-Siyonistler arasındaki gerilimde yer buluyor. ABD’nin KC-135 Stratotanker filosunun Avrupa’daki üsler üzerinden Orta Doğu’ya hareket etmesiyle birlikte yaşanan İran-ABD’nin nükleer müzakerelerde yaşadığı tıkanıklık 12 Gün Savaşı öncesinde yaşanan süreci andıran bir güncellik yaratıyor.

ABD, İran daha hava savunma sistemlerini onaramadan tekrar müdahale etmek istiyor gibi duruyor. Uranyumu derhal zenginleştirmeyi bırakın tehditleri tekrardan kol geziyor. Görünen o ki İran da balistik füze üretimine son hız devam edip kendine, 3 Ekim’de Rusya ile yaptığı anlaşma gibi, müttefikler arıyor. Burada gözü kararmışlık daha çok İran’dan doğru gibi duruyor. Nükleer görüşmelerin ve diplomatik temasların son bulacağına dair emareler yakalamak mümkün.

Gazze’de “Barış Planı” bir biçimde sürerken Mısır’ın arabulucu olmasıyla birlikte bölgesel pivot devletlerin rekabetinin geldiği aşamada Türkiye, Suriye’ye yoğunlaşmayı önüne koymuş durumda. Fakat orada da Colani yönetimi ve Türkiye arasındaki temaslarına Siyonistler ağır şerhler düşüyor, İran-Siyonistler-Körfez ülkeleri-Mısır arasındaki alt emperyalist egemenlik yarışında Türkiye’yi saf dışı bırakmaya oynuyorlar. Filistin bölgenin nabzı olmaya devam ediyor. Öte yandan emperyalistlerin direniş örgütlerinin olmadığı direnişsiz Filistin dayatmaları sürüyor.

Hegel’in Belirlenimleri Ne Anlatıyor?

Hegel insanın gerçekliği tarif etmeye çalıştığında ortaya çıkan bir çelişkinin altını çizer. Doğalında kavrayışımız gerçeklikte tekil nesneler bularak ve bu nesneleri doğrudan doğruya verili formlarında, görünürdeki yalıtılmışlıkları içinde kavramak şeklindedir. Fakat bu girişim kendiliğinden kendi karşıtını, yani doğrudan görünür nesneleri birbirleriyle ilişkilendirme sonucunu üretir. Çelişki buradan doğar ve ilişkiyi üretir. Bu ilişkiler Hegel’in kavrayışında “refleksiyon belirlenimleri”dir.

Refleksiyon belirlenimleri en nihayetinde bir ilişki tanımlamasıdır ve gerçekliği tarif etmekte iş görür. Bu kavramsallaştırma doğa bilimcilerinin fiziksel bir durumu yorumlarken başvurduğu soyutlama yöntemine bir biçimde benzer. Örneğin konum-momentum ikili ilişkisinde kütlenin hareketini yorumlama, enerji-zaman ilişkisinde elektronun davranışını yorumlama gibi.

Hegel’de bu ikili ilişkiler yani refleksiyon belirlenimleri anlak-akıl ikiliği, görünüş-öz ikiliği, nitelik-nicelik ikiliği, form-içerik ikiliği, olumsallık-zorunluluk ikiliği ve özne-nesne ikiliğidir. Bu ikili ilişkiler daima diyalektik bir sürecin çarkında işlerler. Mutlak olarak ayrılıkları asla söz konusu değildir. Örneğin her görünüş özün görünüşüdür ve her öz de şu ya da bu şekilde görünmektedir. Gerçeklik de bu belirlenimler süzgecinden geçirilip bu ilişkilerce nasıl sınandığı şekliyle kavranır.

Belirlenimlerden Süzülen Güncel Gelişmeler

Belirlenimler bağlamında güncel gelişmeleri süzmek istersek; Lübnan’daki Hizbullah’sız siyaset dayatmalarını, Suriye’de IŞİD’in politikalar sonucu yeniden nefes bulmasını ve İran-Siyonistler arasındaki gerilimin yeniden savaş bağlamına girmesini inceleyelim.

Lübnan’da Hizbullah içkin bir ögedir ve toplum nezdinde oldukça meşruiyete sahiptir. Onu yaratan Siyonizm karşıtlığıdır ve doğalında onu yaratan gerçeklik ortadan kalkmadıkça kendisini sürekli yeniden üretmeye öyle ya da böyle devam edecektir. Politika bu yaklaşıma oldukça tersinden bakmaktadır.

Emperyalist yaklaşım Lübnan’da siyasal düzen kurulacaksa eğer Lübnan’da Hizbullah siyasetten dışlanmalıdır şeklindedir. Bu durum görünüşte “devletlerin meşru olabileceği” uluslararası norm altında tanımlanmasıdır. Ancak Lübnan’ın toplumsal dokusu içerisinde Hizbullah sadece savaşçı değil kültürel ve ekonomik halk temsiliyetidir. Hegel’in öz-görünüş belirlenimlerinden süzersek “görünüşte” olması gereken “öz”de toplumun refleksiyonudur. Burada öz ve görünüş arasındaki ayrım tezatlığı üretmektedir.

“Form-içerik” belirlenimlerinde bu olay emperyalizmin dayattığı “Hizbullahsız demokrasi” formunda görünür. Ancak bu formun içeriği, yani Lübnan’ın toplumsal gerçekliği bu forma uymaz. Biçimsel olarak demokratik görünen ama içeriği ile çatışan, aslında istikrarsızlığı yeniden üreten bir siyasetin üretimidir. O zaman Hegel’in ağzından eleştirelim; bu durum “içerikten kopmuş formun soyutluk haline gelmesi” durumudur. İçerikten kopmuş bir soyutlama; gerçekliğe değil, soyut bir norm fikrine dayandırma diğer bir tezatlıktır.

Emperyalist yaklaşım, Hizbullah’ın Lübnan siyasetinde yer alması olumsaldır, istersek zorla ortadan kaldırabiliriz şeklinde bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımı olumsallık-zorunluluk bağlamında ele alırsak bir diğer tezatlığı açığa çıkarmış oluruz. Aslına bakılırsa gerçeklik şunu demektedir, Hizbullah’ın varlığı tarihsel ve sınıfsal yapıların zorunlu bir sonucudur. Burada olumsal görünen şey, aslında tarihsel süreç içerisinde, örneğin siyonist yayılmacılıkla, zorunluluğa dönüşmüştür. Gerçek politika, olumsallığın içerisindeki zorunluluğu, Hizbullah’ın tarihsel köklerini ve meşruiyetini kavramak zorundadır.

Filistin gündeminde de bu bağlamda çok benzer analojiler kurmak mümkün. Filistin örgütlerinin bulunmadığı Filistin dayatması da Lübnan üzerine yazdıklarımızla benzer mahiyettedir.

Onları yaratan en nihayetinde siyonist yayılmacılıktır, siyonizm karşıtlığıdır. Bu yayılmacılık bitmedikçe veya siyonist varlık sürdükçe öyle ya da böyle varlıkları devam edecektir. emperyalist yaklaşıma göre Filistin örgütlerinin varlığı olumsaldır, istersek zorla yok ederiz şeklindedir. Fakat durum bundan daha karmaşıktır. Filistin örgütleri 1948’den bu yana, emperyalizmin bölgeye müdahelesinden bu yana tarihin zorunlu sonucudur. Sebep değil sonuçtur. Burada bir tezatlık vardır.

Suriye’de IŞİD’in tekrardan örgütlenmesi ve Colani’nin iç savaş sırasındaki müttefiklerinin onu şimdi Batı ile ilişkileri bağlamında “laiklik” ile suçlamaları durumlarını belirlenimler süzgecinden geçirelim.

En başında Colani’ye yapılan eleştiriler, öz-görünüş belirlenimlerine tezatlık oluşturur. Colani’nin yaptığı pragmatik manevralar, Batı ile ilişkilenme vs. Colani’nin radikal özü anlayışıyla uyuşmaz göründüğü için “laikleşme” olarak damgalanır. Bu görünüşü mutlaklaştırma ve özü görünüşe indirgeme eğilimi oldukça çelişkilidir. Öyle olsa IŞİD tekrar örgütlenecek kanal bulamaz olurdu.

İran-Siyonistler arasındaki gerilimin yeniden savaş bağlamına girmesini belirlenimler bağlamında inceleyecek olursak, İran–Siyonistler arasındaki gerilim de bu anlamda, siyonizmin kendi varoluş koşulunu dışsallaştırdığı bir görünüş biçimidir.

Siyonizmin formu, modern devlet aygıtı ve askeri egemenlik biçiminde katılaşmıştır; içeriği ise tarihsel travma, diaspora bilinci ve güvenlik arzusudur. Başlangıçta bu form, içeriği taşıyıcı bir kabuk işlevi görürken, zamanla form içerikten kopar. Siyonist devleti, bu kopuşun en yoğunlaştığı noktadır.

Sonuç olarak en nihayetinde egemenlerin kendi perspektiflerinden işi götürdükleri yer hem yeni iç savaşlar hem de bölgesel yeni savaşlardır. Sanıyorum önümüzdeki dönem bu konuları uzun uzadıya tartışacağımız bir dönem olacak.

Scroll to Top