Batı Yarım Kürede ABD-Çin Savaşları

Dünya, 3 Ocak 2026 sabahına tarihi bir kırılmayla uyandı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, Amerika Birleşik Devletleri askerleri tarafından kaçırılmıştı. Medyada birkaç yerin bombalanması dışında başka bir haber yoktu. ABD, sanki kansız bir baskın yapmış gibi bir izlenim veriyordu. Ancak saatler ilerledikçe, aslında 100’e yakın kişinin ABD bombardımanında öldüğü anlaşıldı. Ne var ki bu gerçek, medya tarafından ABD Emperyalizminin lehine örtbas edildi. Dünya haberlerini şekillendiren NY Times ve Washington Post gibi dev medya şirketleri “Otoriter lider Maduro yakalandı” diyordu. BBC ise çalışanlarına şunu tembihliyordu: “Maduro için kaçırıldı demeyin, yakalandı deyin.”[1] Şimdi gelin, olayların biraz öncesine gidelim.

Derinleşen hegemonya krizinde, ABD’nin yeni emperyal doktrini Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesini yayınlanmasından neredeyse 1 ay geçti. Belge ABD’nin Batı yarım küredeki üstünlüğünü yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini’ni yeniden savunma ve uygulama sözü veriyor. ABD’nin kendi arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ülkeleri hedeflerinin başındaydı. Batı yarım küreye hakim olmayı hedefleyen bu yeni ulusal güvenlik stratejisinin ilk hedefi Venezuela oldu.

Venezuela, 2023 yılı itibarıyla 303 milyar varil olarak tahmin edilen, dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip. Bu, ABD’nin sahip olduğu 55,25 milyar varil petrolün beş katından fazla.[2] ABD’nin bölgedeki temel hedefi, Amerikan şirketlerinin Venezuela petrolleri üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmek ve uzun vadeli enerji güvenliğini garanti altına almak. Öte yandan ABD’nin küresel rakipleri olan Çin, Rusya ve İran’ın da Venezuela ile çok boyutlu ilişkileri bulunuyor. Çin, Venezuela’ya yaptığı altyapı yatırımları karşılığında Venezuela’dan ucuz petrol tedarik ediyor Rus enerji devi Rosneft, Venezuela petrolünün çıkarılması ve işlenmesi süreçlerine teknik destek sağlıyor. Venezuela ordusunun savunma envanteri de büyük ölçüde bu üç ülkeden tedarik edilen sistemlere dayanıyor. ABD açıkça ‘‘Burası benim arka bahçem, burada faaliyet yürütemenize izin vermem.’’ diyor.

ABD’nin Trump öncesindeki Venezuela stratejisi, ekonomik yaptırımlara dayalıydı. Trump ile beraber bu yaptırımlar yerini fiziksel güç kullanımını öngören stratejiye bıraktı. Petrol çalmaya bir kılıf da uyduruldu: Venezuela’nın uyuşturucu ticaretiyle, Amerikalıları zehirlemesi! Bu stratejinin temelinde 2020’de hazırlanan iddianamesinde Maduro’nun Güneşler Karteli’nin lideri olarak gösterilmesi yatıyordu. Kasım 2025’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bu karteli resmen terör örgütü ilan etmesi, askeri operasyonlar için yasal bir savaş nedeni işlevi gördü.

Ağustos 2025’te ABD, Güney Mızrağı Operasyonu’yla Karayipler ve Doğu Pasifik’te devasa bir deniz gücü konuşlandırmaya başladı. Resmi söylemde “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” olarak çerçevelenen bu operasyon, fiiliyatta Venezuela kıyılarını abluka altına almayı hedefliyordu. Trump, bunların çoğunu kongreden onay almadan veya herhangi bir uluslararası meşruiyet oluşturmaya çalışmadan yaptı. 19 Ağustos’ta bölgeye üç güdümlü füze destroyeri sevk edildi. Bu gücü, haftalar içinde 6 bin deniz piyadesi ve çeşitli hava araçları taşıyan üç amfibi hücum gemisi takip etti. F-35 savaş uçakları, Porto Riko’daki üslere konuşlandırılarak Karayipler üzerinde hava üstünlüğü sağlandı.

2025’in sonlarına doğru, ABD donanmasının en gelişmiş uçak gemisi USS Gerald R. Ford, bölgeye intikal ederek operasyonun komuta merkezi olarak görev yaptı. Eylül 2025’ten itibaren ABD güçleri, Venezuela’dan hareket eden ve uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik  saldırılar başlattı. 2025 sonuna kadar 35’ten fazla saldırıda 115’ten fazla kişinin öldürüldüğü rapor edildi.[3] Ölenler arasında siviller de vardı. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro açıklama yaparak vurulan teknelerden birinde Alejandro Carranza adında Kolombiyalı bir vatandaşın olduğunu ve bu kişinin bir uyuşturucu kaçakçısı değil, hayatını balıkçılıkla kazanan sıradan bir sivil olduğunu açıkladı.[4] Diğer kişilerin kimlikleri ise açıklanmadı. Gerçekten uyuşturucu taşıyorlar mıydı bilmiyoruz. 2 Eylül 2025’te bombalanan bir teknede, hayatta kalanlara yönelik ikinci bir saldırı emri verildi ve iki kişi öldürüldü. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, duman ve ateş nedeniyle askerlerin hayatta kalanları görmediğini iddia etti.

16 Aralık 2025’te Başkan Trump, Venezuela’ya giriş ve çıkış yapan tüm yaptırımlı petrol tankerlerine yönelik tam bir abluka ilan etti. ​Venezuela’nın ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsur, Rusya, İran ve Çin ile yürütülen petrol ticaretiydi. Bu ticaret, “Gölge Filo” olarak adlandırıldı. ​ABD’nin aralık ayındaki hamlesi, bu filoyu hedef alarak Venezuela’nın nakit akışını kesmeyi amaçladı ve toplamda 4 adet petrol tankerine el kondu.

Gerçekten Uyuşturucu mu?

1 Aralık 2025 tarihinde Trump, ABD federal mahkemesi tarafından suçlu bulunarak 45 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Honduras Devlet Başkanı Juan Orlando Hernández’i affetti!  Hernández, Honduras’ı bir “narko-devlet”e dönüştürmekle suçlanmıştı. ABD savcılarına göre, 2004-2022 yılları arasında 400 tondan fazla kokainin Honduras üzerinden ABD’ye sokulmasına bizzat yardım etmişti. Trump yönetimi, Hernández’e verilen cezanın ve yargılama sürecinin adil olmadığını düşünerek affetti. Bu, akıllara gerçekten uyuşturucuyla mücadele ediliyorsa eski müttefikler neden affediliyor sorusunu getirdi. ABD emperyalizmi, Venezuela lideri Maduro gibi solcu liderleri “narko-terörist” olmakla suçlarken, kendisinin desteklediği sağcı Latin Amerika liderlerinin (örneğin Honduras, Ekvador, El Salvador) uyuşturucu kartelleri ile olan bağlantılarını görmezden geliyor. Küba ve Venezuela’yı tehdit eden ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun gençliğinde bir uyuşturucu şebekesinin paravan şirketinde çalıştığına dair iddialar da var.[5] Maduro, Güneşler Karteli lideri olarak suçlanıyordu. ABD Adalet Bakanlığı, yargılama sürecinde, Güneşler Karteli’nin resmi ve yapılandırılmış bir suç örgütü olduğu iddiasından vazgeçti. Güneşler Karteli’nin kurumsal bir örgüt olduğu iddiası da düşmüş oldu. 

Asıl Mesele: Petrol mü Güç mü?

3 Ocak 2026 gecesi Operasyon Mutlak Kararlılık başladı. ABD uçakları Caracas’ı bombaladı. Venezuela’nın hava savunma sistemi harekete geçmedi ya da geçirilmedi. Bu kargaşada Delta Force timleri, Venezuela devlet başkanı Maduro’yu ve eşi Cilia Flores’i kaçırdı. Saldırıdan saatler öncesinde Başkan Maduro ve Xi Jinping’in özel temsilcisi Qiu Xiaoqi bir araya gelmişti. Gerçekleştirilen görüşmede, Çin’in 10 Aralık tarihli Latin Amerika strateji belgesi değerlendirildi. Taraflar ayrıca, toplam değeri 70 milyar doları bulan doğrudan yatırımları ve 600 ortak projeyi gözden geçirdi.

Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 17’sine sahip olarak Suudi Arabistan’ı bile geride bırakan Venezuela, ABD’nin uyguladığı ağır ambargo ve ikincil yaptırımlar nedeniyle ana ihracat pazarlarını kaybetmiş ve üretim için gereken kimyasallara erişemediği için hiperenflasyonla sonuçlanan bir ekonomik çöküşe sürüklenmişti. Venezuela’nın sahip olduğu ağır ve işlenmesi zor petrol, ABD rafinerilerinin teknik altyapısı için kritik bir öneme sahipti. Zira ABD, kendi kaya petrolü üretimine rağmen sanayisini beslemek için büyük oranda ağır petrol ithalatına bağımlı. Bu bağlamda ABD’nin hedefleri: Venezuela petrolüne ucuz erişim sağlamak, Amerikan sanayisinin enerji ihtiyacını karşılamak ve küresel rakip Çin’in enerjiye erişimini koşullu hale getirmek. (Çin, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri ve alımlarının yaklaşık yüzde 20’si ABD ve Batı tarafından yaptırımlara tabi tutulan tedarikçilerden geliyor.) Venezuela’nın Çin’e hâlâ yaklaşık 10 milyar dolar borcu var ve bu borcu petrol sevkiyatlarıyla ödüyor. Küresel petrol izleme hizmeti Kpler’e göre, 2024 yılında ham petrol ihracatının yarısından fazlası (768 bin varil) Çin’e gitti.[6] Çin, Latin Amerika’da ABD’nin hegemonyasının yerini almadı ama gün geçtikçe yatırımlarını ve gücünü artırıyor. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ABD’nin, Çin’in Latin Amerika ülkesi üzerinde büyük bir kontrol sahibi olmasına izin vermeyeceğini söyledi.

Çin devlet televizyonu CCTV-13’te 19 Aralık’ta yayınlanan bir haberde, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) gerçekleştirdiği savaş oyunu simülasyonlarına dair çarpıcı detaylar ortaya çıktı. CCTV’nin daha sonra internet sitesinden kaldırdığı görüntülerde, PLA’nın yalnızca Tayvan ve Okhotsk Denizi’nde değil, aynı zamanda Küba, Meksika Körfezi ve Karayip Denizi yakınlarında da olası çatışma senaryoları üzerinde çalıştığı görüldü.

Bu açıdan bakıldığında Venezuela hem enerji sahası hem de küresel pazarlıkta kullanılacak bir koz olacak. ​Maduro’nun kaçırılması sonrasında Trump yönetimi ve ABD kurumlarından gelen açıklamalar, Washington’un önceliklerini üç ana eksende ortaya koyuyor: Küresel güç mücadelesi, enerji güvenliği ve Batı yarım küredeki mutlak hakimiyet. ABD Temsilciler Meclisi Çin Özel Komitesi, Maduro’nun kaçırılması sonrasında X’teki paylaşımında çıkça Latin Amerika’da Çin ile ilişkiler kuran diğer devletleri tehdit etti. “Maduro’nun başına gelenler, sadece Venezuela için değil, küresel ölçekte bir uyarı niteliğindedir. Bu sonuç, Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile ittifak kuran ve onlara güvenen diğer aktörler için ders niteliğinde bir örnek teşkil etmelidir.”[7] dedi. Donald Trump ise kameralar karşısında ABD petrol şirketlerinin tamamının Venezuela sahasına gireceğini söyledi.[8]

Trump da örtülü bir şekilde Çin’i kastederek “ABD’nin Batı Yarımküre üzerindeki hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacaktır.”[9] dedi.

Sonuç: Zorunlu Yumuşama

ABD, Alaska’dan Patagonya’ya uzanan devasa bir petrol imparatorluğu kurarak küresel enerji dengelerini yeniden kuruyor. Bugün küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını doğrudan veya dolaylı olarak kontrolüaltındatutuyor.[10] Bu stratejik hâkimiyet, ABD’ye sadece enerji güvenliği sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dış politikayı yönlendirecek muazzam bir ekonomik ve jeopolitik kaldıraç oluyor. ​Ancak Rystad Energy Jeopolitik Analiz Başkanı Jorge León’a göre, Venezuela’daki ulusal petrol şirketi tamamen çökmüş durumda. 1998’de günlük üretim 3,4 milyon varil seviyesindeyken, 2024’te bu rakam ortalama 903 bin varile gerileyerek küresel üretimin sadece yüzde 1’ine düştü. Analistler, Venezuela’nın petrol üretimini eski zirve noktalarına ulaştırmanın 200 milyar dolarlık bir yatırım ve 10 yılı aşkın meşakkatli bir süreç gerektireceğini belirtiyor. Bu toparlanmanın 2040’tan önce gerçekleşmesi ise pek mümkün görünmüyor.[11]

ABD, Batı yarım küre üzerindeki hegemonyasını tahkim etmek için her yolu denese de Latin Amerika tarihi, “süper güç”ün planlarını boşa çıkaran direniş öyküleriyle doludur. Venezuela’da halk nezdinde hâlâ meşruiyetini koruyan bir hükümetin varlığı, Washington’ı topyekûn bir kara harekâtı yerine, doğrudan liderliği hedef alan bir saldırıya yöneltti. Çünkü olası bir işgal, Venezuela halkının köklü anti-emperyalist damarlarını harekete geçirerek ABD ordusunu uzun süreli bir savaşın içine çekebilirdi.

Öte yandan, ABD petrol devlerinin Venezuela sahasına tam kapasiteyle ve hukuki güvenceyle dönebilmesi, ancak mevcut siyasi zeminin kökten değişmesiyle mümkündü. Maduro “narko-terörizm” ile suçlanıyordu. Onunla el sıkışmak Washington için itibar kaybı demekti. ABD’nin bir süredir desteklediği Machado’nun da bir meşruiyeti yoktu. Rejim tepeden değiştirilmeliydi. ABD’nin saldırısının kapsamı ve şiddeti, Venezuela’nın ambargo ve taarruza uzun süre direnemeyeceğini de netleştirmişti. Bu gerçeklik, özellikle Trump yönetiminin stratejik önceliği olan enerji sahaları ekseninde, diplomatik kanalların yeniden açılmasını zorunlu kılıyor. Venezuela uzun yıllardır enflasyon ile boğuşuyor veABD ile de doğrudan savaşa kalkışamaz. ABD ambargolarından dolayı petrol ihracatı da kısıtlı.

Geçici Devlet Başkanı olarak göreve başlayan Delcy Rodriguez’in ilk haftasında yaşanan gelişmeler, bu değişiklerin göstergesi. İlk olarak Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA, ABD’ye büyük çaplı bir petrol satışı yapacağınıduyurdu. Bu ekonomik adımı siyasi bir yumuşama takip etti. Delcy Rodriguez’in kardeşi ve Meclis Başkanı Jorge Rodriguez, “barış içinde bir arada yaşama” ilkesi adına, aralarında yabancı uyrukluların ve Enrique Marquez gibi muhalif aktörlerin de bulunduğu çok sayıda siyasi mahkumun serbest bırakıldığını açıkladı. 7 yıldır kapalı olan büyükelçiliklerin de tekrar açılması için ABD’li ve Venezuelalı yetkililer bu hafta bir araya gelecek. Bu sürecin ideolojik çerçevesine dair en iyi değerlendirme ise The People’s Forumyazarı Manolo De Los Santos’tan geldi. De Los Santos, Bolivarcı hareketin hayatta kalabilmek adına geri çekileceğini, ancak bu hamlenin bir “ihanet” ile özdeşleştirilemeyeceğini vurguladı. Mevcut koşullarda Venezuela, ABD’nin yürüttüğü ezici ve acımasız özel operasyonların gücünü karşılayacak hazırlığa veya kapasiteye sahip değil. Bugün Venezuela, tarihi bir “Brest-Litovsk anı” ile karşı karşıyadır.[12]

Görsel Kaynağı: The Economist, “Donald Trump asserts control over Venezuela and all the Americas”, 8 Ocak 2026

Hegemonya krizinde ABD, Batı yarım küreyi her şeyiyle ele geçirmek istiyor. Çıkarlarına göre yeniden dizayn etmeyi planlıyor. Kendi  arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da, rakibi Çin’in gücünü zayıflatmayı hedefliyor. 3 Ocak saldırısı da son değil. Trump, Venezuela’daki saldırının ardından Kolombiya ve Grönland’a yönelik tehditlerde bulundu ve ABD’nin 66 uluslararası kuruluştan çekilmesini öngören bir kararnameyi imzaladı.

Bir sonraki hedeflerini de açıkça söyledi; “Karteller Meksika’yı yönetiyor”, Küba”düşmeye hazır” görünüyor ve  “Grönland’a kesinlikle ihtiyacımız var.”


[1] Harici. (2026, 5 Ocak). BBC’den personeline Maduro talimatı: “Kaçırıldı ifadesini kullanmayın”. https://harici.com.tr/bbcden-personeline-maduro-talimati-kacirildi-ifadesini-kullanmayin/

[2] Al Jazeera. (2026, 8 Ocak). What resources does Venezuela have — apart from the world’s most oil? https://www.aljazeera.com/news/2026/1/8/what-resources-does-venezuela-have-apart-from-the-worlds-most

[3] The New York Times. (2026, 3 Ocak). U.S.-Venezuela tensions: A timeline. https://www.nytimes.com/2026/01/03/world/americas/us-venezuela-tensions-timeline.html

[4] The New York Times. (2025, 19 Ekim). Trump threatens to cut aid to Colombia over Petro. https://www.nytimes.com/2025/10/19/world/americas/trump-colombia-petro-aid.html

[5] Köse, E. (2026, 6 Ocak). Asıl narko-terörist kim? Harici. https://harici.com.tr/asil-narko-terorist-kim/

[6] Stevenson, A. (2026, 9 Ocak). Trump is making a power play in Latin America. China is already there. The New York Times. https://www.nytimes.com/2026/01/09/business/china-latin-america-trump-venezuela.html

[7] Select Committee on the CCP [@ChinaSelect]. (2026, 3 Ocak). The fate of Maduro serves as a warning, not only for Venezuela but on a global scale. This outcome should [Tweet]. X. https://x.com/ChinaSelect/status/2007556477033304574?s=20

[8] The New York Times. (2026, January 3). Trump says U.S. will ‘run’ Venezuela and tap its oil. https://www.nytimes.com/2026/01/03/us/politics/trump-venezuela-oil.html

[9] The New York Times. (2026, January 5). Trump invokes Monroe Doctrine to justify Venezuela strategy. https://www.nytimes.com/2026/01/05/us/politics/trump-venezuela-monroe-doctrine.html

[10] Blas, J. (2026, January 5). Venezuela oil: Trump now has his own petroleum empire in the Americas. Bloomberg. https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2026-01-05/venezuela-oil-trump-now-has-his-own-petroleum-empire-in-the-americas

[11] The Times. (2026, January 10). Oil price: How much will Venezuela’s reserves cost the US? The Times. https://www.thetimes.com/business/companies-markets/article/oil-price-venezuela-reserves-us-cost-how-much-dlwpz7g3k

[12] Çete, E. (2026, 7 Ocak). Bolivarcı Devrim’in “Brest-Litovsk anı”. Harici. https://harici.com.tr/bolivarci-devrimin-brest-litovsk-ani/