Kayıtsızlık, Kararsızlık ve Karşıtlık Kuşatmasında Çocukluk Dönemi Aşıları

Hem dünya hem de Türkiye’de, özellikle pandemi döneminde artan aşı “tartışmaları” tehlikeli boyutlara doğru ilerliyor. Türkiye’de aşılara karşı gösterilen kayıtsızlık ya da güvensizlik dışında bir de aşı karşıtlığı yayılıyor. Bir dönem aşı karşıtı mitinglerin bile organize edildiği ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın aşıya yönelik politikaları bu karşıtlığı yok etmek şurada dursun, kaygıları arttırıyor. 

Kayıtsızlık ve kararsızlıklar devlet politikaları sonucunda aşıya yönelebilir, ikna edilebilirken karşıtlığı örgütleyenler bizzat faşizmin anti-bilimsel politikalarından faydalanıyor. 

Alarm Veren Rakamlar

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Unicef geçtiğimiz yıl yayımladıkları ortak raporda Avrupa ve Orta Asya’da kaydedilen kızamık vakalarının son 25 yılın zirvesine çıktığını açıklamıştı. Son bir yılda Avrupa’da kızamık vakaları belli orana kontrol altına alınırken salgın riski sürüyor. 

Benzer oranlar ülkemizde de yıllardır yükselen bir eğri seyrediyor. Türk Tabipler Birliği’nin geçtiğimiz yılın Bakanlık verilerinden çıkardığı sonuçlara göre Türkiye’de çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynlerin sayısı giderek artıyor.  

Yine TTB verilerine göre geçtiğimiz yıl itibariyle Türkiye genelinde 0-4 yaş nüfus için aşı devamsızlığı oranı yüzde 10’a yaklaştı. Birliğin, Sağlık Bakanlığı verilerinden yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’de çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 2014’te 1370 iken, 2016’da bu sayı 11 bini, 2017’de de 23 bini geçerek 2024 yılı itibarıyla 100 bine yaklaştı.

“Toplumsal bağışıklığın sağlanması için aşılama oranının en az yüzde 95 oranında olması gerekiyor. Kızamık aşısına baktığımızda aşı kapsamının yüzde 95’in üzerinde olduğu il sayısı sadece 29 (2024 istatistiği). 2019’da 58 ilde bu orana ulaşılmıştı. DBT (difteri-boğmaca-tetanoz)  aşılamasında bu oranı yakalayan il sayısı bugün 49. 2019’da ise 67’ydi.

Sağlık Bakanlığı Aşı Takvimi Yetersiz 

Sağlık Bakanlığı Ulusal Aşı Takvimi’ne göre çocukluk döneminde 13 hastalığa karşı rutin aşı uygulaması yapılıyor. 

Bunlar; difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, H. influenzae tip b, tüberküloz, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeği ve pnömokoktur (zatürre).

Uzun yıllardır olarak uygulanan aşı takvimleri ile ülkede özellikle çocukluk dönemi hastalıklardan ölümler ve sakatlanmalar büyük oranda azaldı. Aşılar sayesinde, su çiçeği gibi ölümcül hastalıklara karşı bağışıklık dünya çapında çok güçlendi.

Ancak neoliberalizm ile birlikte kamusal hizmetler neredeyse tamamen tasfiye edilmeye başlandı, her şey “özelleştirildi”, sağlık hakkı gibi pek çok temel hak devletin sırtında yük olarak görülmeye başlandı. Örneğin birinci basamak sağlık hizmetlerinden olan aile sağlığı merkezlerinin kapsamı bu çerçevede daraltıldı, bütçeleri ve sayıları azaldı; özellikle kırsal bölgelerdeki koruyucu-önleyici çalışmalar giderek zayıflatıldı. Bu bağlamda aşı takvimleri de giderek daraltılan, yeni aşılar geliştirildiğinde genişletilmeyen listelere dönüştü. 

Bazı ülkelerde okul çağı çocuklarına aşı takvimiyle uygulanan Meningkok (Menenjit) hastalığının aşısı ülkemizdeki ücretsiz ulusal aşı takviminde yer almıyor. Menenjit aşısı yapılmazsa, beyin ve omurilik zarlarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan menenjit hastalığına karşı savunmasız kalınır. Bu durum bebek ve çocuklarda ağır sonuçlar doğurabilir; tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen veya işitme kaybı, beyin hasarı ile organ kaybı gibi kalıcı sakatlıklara yol açabilen ağır komplikasyonlara neden olabilir. 

En son Zonguldak’ta yaşayan 14 yaşındaki Çağla Savaş’ın menenjit tanısı alıp bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetmesi ile yeniden gündeme gelen hastalığın aşısı ailelerin ekonomik durumuna terk edilmiş durumda. Bundan 1 yıl önce de Sakarya’da yaşayan 8 yaşındaki Tarık Ediz Özkanlı aynı hastalıktan kaynaklı hayatını kaybetmişti

Kadın hareketinin uzunca yıllardır mücadelesini yürüttüğü HPV aşısının ücretsiz uygulanacağı açıklamaları yapılmıştı ancak ilerleme görülmüyor. Özellikle çocukluk döneminde hem kız hem oğlan çocuklarına yapılması önerilen, pekçok hastalığa karşı koruyuculuğu kanıtlanmış olan HPV aşısı da açıklamaların aksine hala özel aşı düzeyinde.

Tüm  bu aşılara dair toplumda yaygınlaşan aşı güvensizliği ve denetimsizlik ise günden güne artıyor. 

2015 AYM Kararı Kritikti

Aşılarla ilgili olarak, aşının özellikle çocuklar açısından bir hak ve koruyucu olduğunu, kesinlikle yapılması gerektiğini savunanların karşısında çocuğuna aşı yaptırıp yaptırmama “hakkı”nın kendisinde olduğunu savunan ebeveynler var. 

Bu tartışmaların sürdüğü bir dava ile birlikte Anayasa Mahkemesi (AYM) Kasım 2015’te, bebeklik/çocukluk dönemi aşılarını yaptırmak istemeyen ebeveynlerin bireysel başvurusu hakkında bir karar verdi. 24 Aralık 2015’te ise karar gerekçesi yayınlandı. Birçok uzman, bu tarihten sonra çocukluk dönemi aşılarında bir kırılma yaşandığı görüşünde. 

Ülkemizde zorunlu aşı uygulaması için açık ve öngörülebilir kanuni düzenlemeler olmadığından ebeveynin rıza göstermediği durumda hakim tarafından tedbir kararı verilerek aşı yapılmasının Anayasanın 17. maddesine aykırı olacağı sonucuna varmıştır.

Bu karar, çocuğun aşı hakkını ebeveyninin kararına bırakan bir emsal niteliği gösterdi. Veriler de bu karardan sonra aşı reddinin çoğaldığını gösteriyor. Ebeveynler aşıların bir ticari ürün olarak satış mantığıyla yapıldığı, çocuklara zararlı maddeler enjekte ettiği, virüs yaydığı vs gerekçeleriyle aşıları reddedebiliyor. 

Oysa o dönem de uzmanlar ve çocuk hakları savunucuları, çocuk için yaşamsal olan aşı hakkının kararının ebeveynin inisiyatifine bırakılmasını eleştirmiş; bu kararın “ebeveyn rıza”sını kutsayan, “çocuğun üstün yararı” ilkesini karşısına alan bir karar olduğu belirtilmişti. 

Dünyada Yükselen Sağ ve Aşı Karşıtlığı

Özellikle pandemi sürecinde yapılan “zorunlu aşı” uygulamaları, bazı kişilerin aşıya karşı daha fazla direnç göstermelerine yol açtı. Covid-19 aşılarının hızlı bir şekilde geliştirilmesi, bazı insanların bu aşıların güvenliği ve etkinliği konusunda endişeler duymasına neden oldu. Halihazırda var olan güvensizlikler sağ iktidarların politik söylemleri ile de birleşince karşıtlığa dönüştü.

Bunun en net ve çarpıcı örneği ise ABD Başkanı Trump ve atadığı bakan oldu. Trump, başkan olur olmaz oluşturduğu kabineye Sağlık Bakanı olarak aşı karşıtı söylemleriyle bilinen Robert F. Kennedy’i göreve getirdi. ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy, göreve geldikten sonra daha önce atanan Aşı Uygulamaları Danışma Komitesi’nin tüm üyelerini görevden almış ve yerine yeni bir ekip oluşturmuştu.

Halk sağlığı açısından pek çok tartışmalı söylemi üreten Bakan, en son Trump’ın da talimatıyla çocukluk çağı aşı takvimindeki aşıların azaltılacağını duyurdu. 17’den 11’e düşürülmesi planlanan çocukluk dönemi aşılarının azaltılmasına yönelik açıklamalarında Bakan’ın aşılarla otizm vakaları arasında bağ kurmaya çalışması ise tepkilere yol açmıştı. 

Son olarak geçtiğimiz günlerde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) yetkililerinin, COVID-19 ve zona aşılarının güvenliğini destekleyen bazı araştırmaların yayımlanmasını engellediği bildirildi. Gazete Oksijen’in haberine göre bu karar, ABD sağlık otoritelerinin aşılara erişimi sınırlandırmaya yönelik son adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. Bu değişim, aşı karşıtı söylemleriyle bilinen ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. döneminde sağlık politikalarında yaşanan daha geniş kapsamlı dönüşümün parçası olarak görülüyor.

Çürüyen, Epstein çetesi parçası sistemin ABD lideri Trump ve onun çevresinden yayılan bu uygulamalar elbette dünyanın pek çok yerine de yine sağ-faşist yönetimler tarafından yayılıyor. Kitlelerin bilinçleri komplo teorileri ile kirletilirken özellikle Afrika başta olmak üzere egemenler tarafından yüzlerce yıldır sömürülen coğrafyaların halkları aşısı bulunan hastalıkların pençesinde yaşam savaşı veriyor.

Kongo’da aylardır süren ebola salgını bunun son örneği oluyor. Uzun yıllardır emperyalist saldırılar, iç savaşlar ve bunlara eşlik eden ağır salgınlarla boğuşan Kongo’da son aylarda on binlerce insan eboladan öldü. Trump yönetimi bölgede salgını kontrol altına alabilecek neredeyse tüm programları durdurdu, fonları geri çekti, sağlık merkezleri ve erken tanı bölgeleri kapatıldı.  Laboratuvarlar kapatıldı, sistemler durma noktasına geldi. 

İkiyüzlü emperyalizmin temsilcileri lüks bir seyahat gemisindeki hantavirüs vakasını günlerce tartıştırıp “hızla” müdahale ederken aynı egemenler ezilip sömürülen Kongo halkının ebola salgınında kırılmasını izliyor ve hatta önünü açıyor.

Aşı Haktır, Çocuk Hakkı ve Halk Sağlığı Gerekliliğidir

Her şeyin sermayenin karına endekslendiği bir sistemde aşı gibi kritik bir araca dair şüpheler olması çeşitli yönlerden anlaşılabilir. Bilimsel verilerin arttırılması, yoğun bir güven politikasının işletilmesi ve ulusal kampanyalar, aşıya dair güvenlik kaygısı, kayıtsızlık ve kararsızlıkların önüne geçebilir. 

Verilerden de görüldüğü üzere yükselen aşılamama oranlarına karşı çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Komplo teorileri ile sınır çizen, aşı patentlerinin kaldırılmasını, tüm aşıların geliştirilmesi için bağımsız ve halk sağlığını önceleyen merkezler kurulmasını talep eden, güvenli ve ücretsiz aşıyı bir çocuk ve insan hakkı olarak ortaya koyan politikalar gerekiyor. 

Çocukluk dönemi aşılarına dair daha yoğun ve yaygın bir programın derhal hayata geçirilmeli, aşısı olan bir hastalıktan tek bir çocuğun bile ölmemesi hedeflenmelidir.