Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ilişkin faiz kararını açıkladı. Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 46’dan yüzde 43’e indirilmesine karar verdi.
Faiz indiriminin ardından MB, yüksek reel faiz verilmeye devam edileceğini ve temmuz ayı enflasyonunun artış göstereceğini kaydetti. Yine MB’den “enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk taşımaya devam ediyor” açıklaması yapıldı.
Bankanın açıklamasına göre bir yandan yabancı sermayeyi çekmek için (çünkü enflasyondan daha yüksek faiz oranları kâr garantisi oluyor) faiz indirimi sürece yayılacak. Diğer yandan da kredi genişlemesini ve dolayısıyla artan tüketimin enflasyona olan katkısını engellemek için uygulanan ücret baskılanması ve sıkı para politikasına devam edilecek.
Yani işlemese bile Erdoğan-Şimşek programının aksatılmadan devam edileceği söyleniyor.
Faiz İndirimi Kimlerin Beklentisini Karşılıyor?
Erdoğan rejiminin sermaye dayanağı olan küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) düzenli olarak yüksek enflasyon, yüksek risk ve pahalı kur ortamından olumsuz etkilendiler. KOBİ’ler var olan politikanın aksine, düşük faiz oranları ve kredi genişlemesinden oluşan bir ekonomi politikası olarak sürekli faiz indirimlerinin olmasını talep ediyorlar. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yaptığı açıklamalarda, TL’nin değerlenmesinin pek çok sektörü zorladığı belirtiliyordu. Hakeza Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) de uzun zamandan beri faiz indirimi için çırpınanalar arasında idi. Gecikmeyle de olsa temmuz ayı itibariyle indirilen faiz Erdoğan ve Şimşek’in uyguladı ekonomi politikasındaki değişimden ziyade, Şimşek programının 19 Mart şokunu atlatıp, ekonomide yeni bir hikâye anlatmak amacıyla yapıldığı açık. Bunun ne kadar başarılı olacağı ise muamma.
Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının sınıfsal etkileri düşünüldüğünde, faizlerin artması veya azalması şirket kâr oranlarının yükselişi veya düşüşüyle ilgili olmaktan ziyade sermaye içi bölüşüm ile direkt bağlantılıdır. Dolayısıyla sömürü koşullarının ortadan kalkmadığı sürece kârın hangi oranda nereye akacağı emekçilerin yaşamlarında herhangi bir değişikliğe neden olmaz. Önümüzdeki dönem için kritik olan durum şudur: İktidar bloğu içindeki bir değişikliğin veya uygulanan ekonomik politikasının değişikliğe uğraması ancak emekçi sınıfların sürece müdahalesiyle belirlenebilir.
Faiz İndirimi Enflasyon Meselesini Çözer mi?
İhracatçıların talebi, TL’nin değer kaybetmesiyle rekabet gücünü artırmaktır. Aslına bakılırsa bu talep uzunca bir süredir neredeyse periyodik olarak gündeme getiriliyor. Fakat TL’nin değer kaybetmesi ihracatta kalıcı bir rekabet avantajına yol açmıyor. İthal girdi kullanım oranının yüksek olduğu bir ekonomide, TL’deki değer kaybı hızla maliyetlerin ve fiyatların yükselmesine ve böylece yeniden kur artışı talebine yol açıyor. Dolayısıyla enflasyon düşse dâhi birikimli olarak artan fiyatlar karşısında ücretlerin erimesi sorununu çözmez.
Kaldı ki BDDK verilerine göre 2025 Mayıs ayı itibarıyla bankalarda 200,5 milyon adet hesap bulunuyor. Hesap sahibi olanların sayısı ise 184 milyon.
Her biri bir milyon liranın üstünde olan hesap sayısı ise 2,2 milyon, bu hesaplardaki para ise tam 16,2 trilyon lira. Milyonun üstündeki hesapların hesap sayısındaki payı yalnızca yüzde 1,1 ama bu hesapların toplam mevduattaki payı yüzde 78,8. Yani bankalardaki mevduatlara bakılınca mevcut mevduat hesaplarının yüzde 80 nine yakını sadece yüzde birlik bir kesimin elinde olduğu net olarak görülmektedir.
Bu kesime, herhangi bir yatırım yapmasına gerek olmadan uygulanan faizlerle bankalar üzerinden milyarlarca liralık servet transfer edildiğini net olarak görebiliriz. Enflasyonun oluşumunda en önemli kalemi bu kesimin harcamalarının oluşturduğunu artık bilmeyen yoktur.
Ancak bir bütün olarak sermayenin ortaklaştığı yer ise ücret baskılayarak iç talebin daraltılması ve böylece enflasyonun kontrol altına alınmasından ziyade emek piyasasını olabildiğince aşağı çekebilmek, ücret mücadelesinin önüne set çekmek. Türkiye sermayesinin önemli örgütlerinden biri olan TÜSİAD bu durumu çok net olarak açık etti.
TÜSİAD’a Göre Ücretler Çok Yüksek
TÜSİAD, yakın bir tarihte kendi yaptığı bir araştırmayı yayınladı: Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi (TÜSİAD-RGE). Yaptığı çalışmada 2025 yılının ilk üç ayında ihracatçı sektörlerin rekabet gücünün bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,9 azalarak 2015 yılı seviyesinin altına indiğini gösteriyor. Bu çalışmada Türkiye kapitalizminin uluslararası pazarlarda rekabet gücü geriliyor tespiti yapılıyor.
Çalışma, rekabet gücü artışında en büyük etkinin işgücü maliyetindeki düşüşten geldiğini iddia ediyor. Ara malı maliyetlerindeki düşüş de artışa etkide ikinci sırada yer alıyor. Ara malı maliyetlerinde de nihai belirleyenin bu malların üretiminde kullanılan işgücünün maliyeti olduğu tespiti sınıf mücadelesi açısından önemli.

Grafikte de belirtildiği gibi sermayenin 2023’ten itibaren iş gücü maliyetinin rekabeti engellediği dolaysıyla Şimşek programının ücret baskılamasının yetersiz olduğu belirtiliyor ve ücretlerin daha da fazla baskılanması salık veriliyor. 2025 temmuz zammının yapılmayışı ve metal sektöründeki TİS süreci düşünülünce tablo, sermayenin bir bütün olarak örgütlü bir şekilde emeğe saldırısının boyutunu gözler önüne seriyor. Sermaye koşulsuz tahakküm kurduğu bir emek rejimi talep ediyor.
Sermayenin Emek Üzerindeki Tahakkümü
Sermayenin tahakküm altına aldığı emek rejimi, emekçilerin iş süreçlerinde tam anlamıyla kontrol altında tutulduğu, baskı ve tahakküm yöntemlerinin sistematik şekilde uygulandığı bir yönetim biçimini ifade eder. Bu rejimin kökenleri, kapitalizmin erken dönemlerine kadar uzanır. Marx’ın Kapital 1’de anlattığı 18. ve 19. yüzyıllarda sanayi devrimiyle birlikte fabrikalar, emekçilerin yalnızca fiziksel güçlerini değil, aynı zamanda zamanlarını da denetleyen mekanizmalar haline gelmiştir. Marx, bu süreci “Sermayenin emek üzerinde mutlak egemenliği” olarak tanımlar.
Kapitalist emek sürecinde, daha fazla artı değer elde etmek amacıyla emeğin bütünsel denetimi hedeflenir. Sermaye birikiminin istikrarına zarar verecek her türlü bireysel ya da kolektif davranışın engellenmesi veya üretim sürecindeki etkisinin en aza indirilmesi amaçlanır. Dolayısıyla ücretlerin genel olarak artırılması ve baskılanması bir bütün olarak sermayenin programı ve talebi olarak işliyor. Emekçilerin fiziksel ve ruhsal sınırlarını zorlayan bu sistem, onların hayatlarını kendileri için yaşamalarını değil, patronlar için tüketmeyi hedefliyor. İşçi sınıfı açısından emek rejimi uygulamalarına karşı birleşmek ve örgütlü mücadeleyi güçlendirmek dışında bir alternatifi yok.
