2026 Bütçesinin Kaldıracı Kim?

Bütçeler devletin, hangi kamu hizmetlerine ne kadar harcama yapacağı ve bu harcamalar için halka ne gibi yükümlülükler yükleyeceği konusunda halkın ya da halk adına karar vermeye yetkili temsili meclislerin söz sahibi olmaları şeklinde tanımlanmaktadır. Ülkemizde bütçe konusunda yasalarda, “millet adına karar verme yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kullanmakta” denilmektedir. Asıl olan şeyse, TBMM, bütçe kanununu kabul ederek yürütme organına yani günümüzde saraya harcama yapma ve gelir toplama yetkisini veriyor. Sarayın öncelikleri, amaçları, hedefleri ve tercihleri ise kabaca tanımlanmış bir “millet” yerine o milletin içerisindeki bir kesimi önceler niteliktedir. Yani yürütme erkinin tercihlerinin ve önceliklerinin tamamı sınıfsaldır. Dolayısıyla Bütçe sarayın, ülkeyi yönetirken benimsediği sınıfsal tercihler ve kararları somut olarak yansıtması açısından önemli bir ekonomik metindir.

Devlet adına yürütmenin yani sarayın oluşturduğu ve kullandığı bütçe toplumsal sınıflar karşısında tarafsız değildir. Aksine bizzat dayandığı sınıfın çıkarlarını önceleyerek bütçe paylarını bu yönde dağıtır yani bir sınıfın egemenliğini gözeterek kullanır. Bütçede yer alan gelir ve gider harcama kalemleri arasındaki ilişki, iktidarın ülkeyi yönetirken benimsediği sınıfsal tercihler ve kararları somut olarak yansıtır.  Bütçe aynı zamanda özgül bir sınıf egemenliği biçimidir.

İktidar bloku bütçeyle neyi hedefler?

Bütçede iktidarın önceliği sermayenin çıkarlarıdır. İktidar bloku sermaye birikimini ve bu birikime imkân olacak koşulları sağlamak zorundadır. Kapitalist devletin sermaye birikim süreçlerindeki rolü, artı değer üretiminden vergi alarak önemli bir gelir kaynağı elde etmesidir. Bu bağlamda kapitalist toplumda, devlet bütçesinin önemli unsurları olan kamu harcamaları, vergiler ve borçlanma, en başta kârlı bir sermaye birikimini mümkün kılmak üzere sermaye sahibi sınıfın ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eder.

Marksist yaklaşımda vergileme tarihsel olarak hem devletin niteliğini belirler hem de bir sömürü aracı ve sermaye birikimi yolu oluşturur. Marx’a göre, devletin ekonomik olarak varoluşunu sağlayan en önemli şey vergilerdir.

Bu bağlamda devlet de hem doğrudan işçilerden sağladığı gelir vergisi, KDV ve ÖTV gibi vergilerle bütçenin büyük bir kısmını oluştururken. Hem de özü itibariyle işçilerin yarattığı artı değerden alınan ama sermaye tarafından ödenmiş gibi gözüken, kurumlar vergisi ve gelir vergisi ile bütçenin diğer kısmını sağlar. Buradan hareketle şunu net olarak söyleyebiliriz. Bütçenin kaldıracı işçilerin alın teridir, işçi sınıfının emek gücü ile yaratılmış değerlerdir.

Bütçe Kaynağındaki Ayrıntılar

2026 yılı için bütçe gelirlerinin neredeyse yarısı dolaylı vergilerden oluşuyor. Dolaylı vergi, kişilerin sahip oldukları mal ve servet üzerinden değil, satın aldıkları mal ve hizmetler aracılığıyla alınan vergilerdir. Örneğin markete gittiniz, bir içecek aldınız, içeceği satın alırken ÖTV ve KDV ödediniz. Bunların hepsi dolaylı vergidir. Sadece o içeceği aldığınız için vergi ödemek zorunda kalırsınız. Dolayısıyla servetinizin ne kadar olduğu, kaç para kazandığınız önemsizdir. Yani 5,4 milyar dolarlık servetiyle Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker ile asgari ücret alan bir emekçi aynı oranda vergi verir.

Dolaysız vergiye gelince… Diğer adı doğrudan vergi olan dolaysız vergi, gerçek veya tüzel kişilerin gelir ya da sermayelerine göre hesaplanan vergilerdir. Kişilerin sahip oldukları gelir ve mal, mülk üzerinden alınan vergidir: Kurumlar vergisi, gelir vergisi, emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi gibi… Kaldı ki, dolaysız vergilerin de önemli bir kısmı çalışanların sırtındadır; bunun için ise bordro mekanizması kullanılmaktadır. Servet ve sermaye sahipleri ödeyecekleri vergileri beyanname esasına dayandığı için vergi vermemek için   kırk çeşit yöntem kullanırken; ücretli çalışanlar, yani işçi ve memurlar ise vergilerini bordroları üzerinden peşin ödemektedirler.

Açıklanan 2026 bütçe gelir kalemlerine bir bakalım:

• Gelir Vergisi 3 trilyon 517 milyar lira,

• Kurumlar Vergisi 1 trilyon 613 milyar lira,

• Özel Tüketim Vergisi 2 trilyon 532 milyar lira,

• Katma Değer Vergisi 3 trilyon 993 milyar lira,

• Diğer Vergi Gelirleri 2 trilyon 128 milyar lira,

• Vergi Dışı Gelirler ise 2 trilyon 433 milyar lira.

Görüldüğü gibi emekçinin sofrasına, barınmasına, elektriğine, suyuna, ulaşımına yansıyan vergilerle bütçe gelirlerinin neredeyse tamamını oluşturan vergilerin yükü bütünüyle halkın sırtındadır. Bazı vergi türlerine baktığımızda durum net olarak görülmektedir.

Gelir vergisinin merkezi bütçe içindeki payı 2025’te yüzde 19 iken 2026’da bu oran yüzde 25’e çıkıyor. Bu vergi türü ücretli çalışanların ücretlerinden kesintiler yaparak artan oranlı olarak sağlanıyor. İşçinin maaşı henüz daha eline geçmeden gelir vergisi kesintisi yapılıyor. 2025’te 2,15 trilyon TL olan gelir vergisi tahakkukunun, 2026’da 3,55 trilyon TL’ye yükselmesi ve yüzde 65,4’lük rekor seviyede bir artış göstermesi öngörülüyor. Bu, 2026’da ücretli emeğin daha fazla vergi vereceğinin açık bir göstergesidir.

Kurumlar vergisi; işletmelerin-patronların net kârlarından alınacak vergi olarak tanımlanıyor. Kurumlar vergisinin 2026 yılında 2025’e nazaran yüzde 1,94 kadar artacağı öngörülmüş. Bu verginin 2026’da 1,70 trilyon TL’den 1,74 trilyon TL’ye çıkarak sadece yüzde 1,94 büyümesi bekleniyor. Emekçilerden alınan gelir vergisindeki artış oranı düşünüldüğünde, bu oran çok düşük bir oran. Kaldı ki teşvik ve muafiyetlerle bu verginin tam olarak toplanmadığı büyük şirketlerin beyanlarından net olarak anlaşılmaktadır. 2025 yılında büyük şirketlerin ödemesi gereken kurumlar vergisinin yüzde 95’ini ödemediklerini biliyoruz.

Servetten, kazançtan ve zenginlikten alınan ve “dolaysız vergi” olarak adlandırılan vergiler tüm vergi gelirlerinin yüzde 30’unu oluştururken, tüketimden alınan ve “dolaylı vergi” diye adlandırılan vergiler vergi gelirlerinin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla holdingler, şirketler, patronlar elde ettikleri devasa kârlara rağmen doğru dürüst vergi ödememekte, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlar ise ağır vergi yükünü sırtlanmaktadır.

Sermayenin ödediğivergi payıazaltılırken bunun tam tersi durumda işçilerin, emekçilerin maaş ve ücretlerinden alınan vergiler daha da artırılıyor. Bütçeye dair esas hakikat, geniş halk kitlelerinden küçük bir azınlığa servet transferi yapılması, çeşitli mekanizmalarla halkın ürettiği zenginliğin sermaye sınıfının cebine aktarılmasıdır.

Bütçe işçi sınıfının emeği üzerinden yükseliyor

Bir başka deyişle işçiler emek güçlerinin karşılığı olan ücretlerden yapılan kesintilerle, sermaye ise işçilerden elde ettiği artı değerin bir kısmını hizmetler karşılığında devlet ile paylaşmaktadır. Bu hizmetler, daha önce de vurgulandığı gibi doğrudan sermayeye aktarılır. Bir kısmı ise sermaye birikiminin önünü açan sosyal yatırımlar (altyapı vb.), kamu ihaleleri, satın almalar, her türlü nakit teşvikleri ve sermaye düzenini korumaya dönük iç ve dış güvenlik, yasama, yürütme ve yargılama hizmetleri gibi “kamusal hizmetlere” harcanmaktadır. Devlet ayrıca cömert vergi teşvikleri, indirimler, muafiyetler, vergi ertelemeleri, vergi tatilleri, vergi afları ve vergi uzlaşmaları gibi araçlarla sermayeden almadığı vergileri işçilerin sırtına yeniden yüklemektedir.

Bu aşamada görüleceği gibi kâr üzerinden alınan ve sermaye üzerinde bir yük gibi görünen sırasıyla, kurumlar vergisi ve kâr dağıtımı üzerinden alınan gelir vergisi aslında, kapitalistin işçiden el koyduğu artı değere devlet eliyle yeniden el koyulması sürecidir. Bütçe aracılığıyla devlet, işçilerin yarattığı değer üzerinden sermaye içi tercihlerde bulunarak yaratılan değerin önemli bir kısmını sermaye ile paylaşıyor. Devlet bu vergilerle hem kendisinin sürekliliğini hem de sermaye birikimini kolaylaştırıcı ve bu eylemini meşrulaştırıcı işlevlerini yerine getirir.

Bütçenin Dışında Kalanlar

Bütçe hazırlık sürecinde harcamaların hangi alanlara ne kadar aktarılacağının ve finansmanının nasıl sağlanacağı belirlenirken, bütçe gelirlerinin ve harcamaların asıl muhatabı olan işçi ve emekçiler, sendikalar, emek ve meslek örgütleri, toplumu oluşturan temel dinamikler kadınlar, çocuklar, emekliler her yıl olduğu gibi, bu yıl da bütçe hazırlık sürecinin dışında bırakılmıştır.

2026 bütçesi, bütçe gelirlerinin en önemli kaynağını oluşturan işçi ve emekçiler başta olmak üzere, halkın büyük bir bölümünün talep ve ihtiyaçlarını dikkate almayan bir içerikte hazırlanmıştır. Bu bütçe sermayenin bütçesidir. Bütçe tartışmaları kasım ve aralık ayında bütçe görüşmeleri boyunca devam edecek. Biz de 2026 bütçesine dair yazmaya devam edeceğiz.

Scroll to Top