TÜSİAD

24 Ocak Kararları Hâlâ Güncel

46 yıl önce Süleyman Demirel’in başbakan olduğu azınlık Milliyetçi Cephe Hükümeti (43. Türkiye hükümeti), 24 Ocak 1980’de yeni bir “ekonomik istikrar” programını kamuoyuna duyurdu. Bu program Türkiye ekonomisi açısından önemli dönüşümleri hedefleyen ve deyim yerindeyse bir dönüm noktası olarak hayata…

İşçiler Neden Toplu Halde Ölüyor?

Kapitalist üretim tarzında işçiler üretimin maliyet kalemlerinden biridir ve maliyetleri düşürmek söz konusu olduğunda işçinin canı pek de mühim değildir.  İşçiler ise günlük geçimini sağlamak için, bırakın insanca yaşama hakkını iş güvenliği şartlarının bile olmadığını “göz göre göre” bu sürecin…

TÜSİAD El Yükseltiyor

TÜSİAD’ın 12. Kalkınma Planı uygulanan tüm ekonomik reformları olumlarken, mümkün mertebede planın dışına çıkmamayı ve tedbirleri daha da sıkılaştırmayı salık veriyor. 12. Kalkınma Planı 2023 -2028 yıllarını kapsayan bizlerin daha çok Orta Vadeli Program (OVP) olarak aşina olduğumuz uygulamaları kapsıyor.…

Türk Kapitalizminin “Yeşil Dönüşümü” (2) – Cemil Aksu

El Yazmaları’nın Notu: İklim krizi büyük bir hızla gezegeni felakete sürüklerken sermayenin yeşil dönüşüm adıyla başlattığı sözde karbonsuzlaşma stratejisi sürekli gündemde. Yeşil dönüşüm tartışmalarına Marksist bir bakış açısı sunan Cemil Aksu bu yazı dizisinde Türkiye sermaye sınıfının yeşil dönüşüm stratejisini…

Emekçiye Açlık – Koç’a Milyon Dolarlık Vurgun

Son günlerin en yakıcı gündemi asgari ücretin 22.104 TL olarak açıklanması oldu. Böylece asgari ücret sadece yüzde 30 zamlanarak, yüzde 48 olarak açıklanan TÜİK enflasyonunun bile ciddi anlamda altında kaldı. Böylece iktidar bizlere açıkça, geçen yıldan da yoksul olacaksınız dedi.…

Sınıfsal Uçurum Derinleşirken: Bütçe ve Asgari Ücret

2020 yılının sonuna yaklaşıyoruz. Bütün “kötü” mefhumları 2020 yılına yükleyerek, komplo teorileriyle işin içinden çıkmaya çalışan yaklaşımları bir kenara bırakarak, gerçekte olan bitenlere odaklanacak olursak, daha net bir çıplaklıkla görüyoruz ki, çoklu krizler yapısallaşıyor, çelişkiler derinleşiyor. Sınıfsal uçurum her geçen…

Koalisyonun Bir Geleceği Var mı?

Devlet krizi koşullarında “farklı iktidar alanlarına dağılma” eğiliminde olan egemenlerin farklı fraksiyonları arasında yaşanan ve hepsi de halk düşmanı olan sefilce didişmelere karşı, elbette bu durumdan ortaya çıkan fırsatları da gözeten ama esas olarak kendisinde yoğunlaşan, kendisini kendi hareketiyle fiilen…

23 Haziran’ın Ardından: Sol Şimdi ne Yapacak?

Solla ilgili genel bir tanımlama yaparsak son yıllarda yaşanan tasfiye dalgasında solun, genel itibariyle üç ayrı hatta konumlandığını saptayabiliriz. Sol, ya HDP/Kürt hareketi ekseninin içerisine sıkışıp eriyip gidiyor, ya CHP’ye eklemleniyor ya da bağımsız bir duruşta ısrar ederek o bağımsız…

Fenerbahçe, siyaset ve sembollerin gücü

Alıştık, hayatımızın her alanı siyaset yüklü. Siyasi sembolizmi her yerde görüyoruz. Fenerbahçe kulüp başkanlığı seçimini de bu doğrultuda okumalıyız. Ali Koç’un çıkışı ve seçilmesi sembolik bir güç taşıyor. İllüzyonlara yer yok. Büyük sermaye gruplarının ve hâkim sınıfların bir temsilcisi diğerinin yerine geçecek. Bu değişim tamamen endüstriyelleşmiş, mafyatik, her köşesinden yolsuzluk akan Türkiye futboluna hiçbir şekilde “devrim” getirmeyecek. Bunu bilmeyen yoktur. Ama Ali Koç’un başkan olmasının yarattığı etki ve taraftarlarca büyük sevinçle karşılanması başka bir arzunun göstergesidir: değişim arzusu. “Gitmeyecek olanlar” Burjuvazi Ali Koç’un başkan olmasıyla futbolu ele geçirmedi. Spor dallarının bir çoğu, sermayenin zaman içerisinde toplumsallaşma düzeyinin artmasıyla ele geçirildi. Futbol da bundan nasibini aldı. Ama bugün bu spor dünya genelinde milyarlarca insan tarafından halen çok seviliyor ve yakından takip ediliyor. Dolayısıyla bu alanda sermaye güdümünde ilerleyen her bir gelişme politik anlamlar taşıyor. En başta belirtmek gerekir; Aziz Yıldırım şüphesiz ki, Türkiye’deki futbol dünyasının çokça nefret duyulan isimlerinden bir tanesiydi. Öyle ki son yıllarda artık kendi taraftarı da kendisine sırt çevirmişti. Fenerbahçeli olmayan taraftarların da büyük nefretini kazanmıştı. Dolayısıyla bu tarihi yenilgisini, ne Ali Koç ne de bir başka burjuva birey tarafından tattı. Ona yenilgiyi, değişim isteyen taraftar grupları tattırdı. Bunu cesaretle her yerde savunmamız gerekir. Aziz Yıldırım’ın gidişi Melih Gökçek gibi oldu. Onu seçenler bile, ardından bir damla gözyaşı dökmemişlerdir. Ankara’nın yeni belediye başkanı Mustafa Tuna’nın “daha iyi” olabilmek için çaba sarf etmesine bile gerek yoktu: Melih Gökçek gibi olmaması yeterliydi. Aziz Yıldırım bunun bir başka örneğidir. Ve Aziz Yıldırım giderken herkesin 24 Haziran’ı işaret etmesi hiç şaşırtıcı değil. Evet, sırada biri daha var. O da bunu iyi biliyor. Elbette, kendimizi bin bir çeşit hurda, hile ve şiddetle karşı karşıya bulabiliriz. AKP/Erdoğan rejiminin sona geldiği çok önceden tespit edilmişti ama her zaman bir yolunu bulup işin içinden sıyrıldılar. Erdoğan’ın elindeki en güçlü silah, umutları tüketen, kendisinin yerine bir alternatifinin […]