Şaibeli Sınavların İktidarı AKP

AKP iktidarı boyunca birçok şaibeli sınav gerçekleşti. Şıklardaki sayıların büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre dizayn edilmiş şifre yöntemiyle doğru cevabın işaret edildiği 2011 yılının YGS sınavı, sınav sorularının bazı yayınevleri tarafından önceden yayınlandığı 2012 ve 2022 yıllarının KPSS sınavları bu şaibeli sınavların bir kısmını oluşturuyor. Ailelerin ve öğrencilerin sınavlara dair oluşan güvensizliklerine bir yenisi daha eklenecek mi diye sorduğu klasikleşmiş sınav öncesi süreçte nur topu gibi, bol şaibeli bir LGS sınavı listeye ekleniyor. Sınavın ilk oturumu sırasında sınav kitapçığı Whatsapp sohbet gruplarında dolaştırılmaya başlanılan 2025 yılı LGS sınavı…

Eğitim Anlamsızlaşıyor

Neoliberal dönüşümünün ardından, eğitim niteliksizleşirken aldığı bütçe her geçen yıl eriyor. Üstelik eğitim artık, bu bütçeden 41,7 milyar TL gibi büyük bir payı alan dini vakıfların kontrolü altında. Bir de yıllardır yaşanan sınav skandalları eklenince, eğitim aileler ve gençler için anlamsızlaşıyor. 

Anlamsızlaşıyor çünkü, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yardımcısı olan Celile Ökten’in dedesi Mahmut Celalettin Ökten’in açtığı birçok farklı ildeki imam hatip ortaokullarından LGS’de tam puan alan 60 küsür öğrenci çıktı. Geçtiğimiz sene ülke genelindeki binlerce imam hatip ortaokulundan çıkan toplam sayı 27’ydi. 

Anlamsızlaşıyor çünkü, ülkenin yarısının açlık sınırının altında geçimini sağlamaya çalıştığı ve çocuklarını okutmak için ek işlerde tüm hayatını heba ettiği bir dönemdeyiz. Patronların çocukları ise, doğuştan sahip oldukları devasa imkanlar sayesinde yüzde 10’luk dilime kolayca girebiliyor, emekçinin çocuğu gibi yerel yerleştirmeye tabii olarak içi boşaltılmış ve taşeron mantığıyla kurulmuş proje liselerine gitmek zorunda kalmıyor. 

Neoliberalizm, kârlılığa tabi kılabilmek adına eğitim sistemini parçaladı, dershane ve ek kaynaklara tâbi hale getirdi. Kamusal eğitim tümüyle tasfiye edilirken artık eğitim ancak yüklü miktarda para verebilenlerin erişebildiği bir metaya dönüştürüldü. Metalaşan eğitim sistemi içerisindeki öğrenciler, içinde yetiştikleri toplumsal sınıfa göre sınavlara gözle görülmemesi imkânsız bir uçurum farklıyla giriyor. Eğitime para harcayacak durumu olmayan öğrencilerin sınavda başarı elde etmesi de neredeyse imkânsız. İşte bu uçurum farkı ki çoğu öğrenciyi sınava girmekten alıkoyuyor. Çünkü artık iyi bir eğitimle birlikte kazanılabilecek bir gelecek umudu üniversitelilerde dahi yok. 

Ve son olarak anlamsızlaşıyor çünkü, birçok aile için tek gerçek evi geçindirmek. Eğitim ise artık bir lüks. Gençler tüm zorluklara rağmen “en azından” bir meslek sahibi olacağını düşünerek ve eve destek mecburiyeti ile MESEM programlarının aktığı meslek liselerine yönleniyor. Bu programla ise aslında eğitim hakkı çocuk işçilik ile yer değiştirmiş oluyor. 

Ne kadar eleştirsek de ailelerin çocuklarının eğitimine karşı “geleceğe yatırım” bakışı dahi artık değişti. Eğitimin kazandıracakları, eğitime ulaşmak için yapılması gereken masrafları karşılayamaz bir duruma dönüştü. Bu yönüyle artık eğitim anlamlı bir yatırım olmaktan dahi çıkıyor. Üstelik birçok ailenin çocuklarının eğitime ulaşması için gereken masrafları istese dahi karşılayamayacağı açık. 

Bu durumda özünde çocuk emeği sömürüsü olan MESEM gibi programlar ve herhangi bir harcama gerektirmeyen meslek liseleri birçok ailenin tek seçeneği haline geliyor. Yaşamın devam edebilmesi için yapılan hesaplamalarda eğitim masraflarını gider listesinden atıp ölüm tehlikesine rağmen asgari ücretin üçte birinin gelir listesine eklenmesi yaklaşık bir milyon çocuk işçinin olduğu bir o kadar haneyi de rahatlatıyor. Öğrenci ve aynı zamanda potansiyel çocuk işçinin giderleri patron tarafından bile değil tamamen devlet tarafından karşılanıyor ki bu giderler de olabildiğince minimize edilmiş bir durumda. Böylece MESEM’ler aslında devletin sermayeye sıfır maliyetli çocuk işçiler sunmasının programı olarak açığa çıkıyor.

Gençler de akbabalarla dolu masada önlerinden çekilen gelecek tabağını yeniden önlerine çekebilecek gücü verecek bir alternatifi, bulunduğumuz şartlar içerisinde göremiyor ve birçoğu MESEM’lerde, yaz tatillerinde isteyerek çalışıyor. 

Gizlerin Normalleştirilmesi 

Her yıl yapılan sınavlara girerken acaba bu işte bir bit yeniği var mı diye sormak, hazırlık sürecinin içerisindeki bir sürpriz paketi haline geldi. Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanı olmasından itibaren, yani 2023 yılından beri LGS’ye dair istatistikler kamuoyu ile paylaşılmıyor. Aslında YKS de dahil olmak üzere hiçbir sınav hakkında yeterli veriye ulaşamıyoruz. 

Yusuf Tekin, 2017 yılında Milli Eğitim Bakanı Müsteşarı iken LGS’den önce ortaöğretime geçiş sınavı olarak gerçekleştirilen TEOG sınavında birinci olan 17 bin öğrenci için “Bu durum şaşırtıcı değil.” demişti.

2017’den bugüne geldiğimizde şu an bakanlığa yükselen kişinin LGS sınavına dair kendisine yöneltilen sorulara -özel gereksinimli yurttaşları da aşağılayan bir biçimde- “Geri zekâlıya anlatır gibi tane tane anlatıyoruz.” diyerek eleştirileri başından savdığını bir kez daha görüyoruz.

Bir uçuruma sürüklenen ülkede geleceklerini kazanmak için tek çare olarak gösterilen sınavlarda da iktidar cephesinin akrabalarının ve patronların oyunlarıyla geri zekâlı yerine konan öğrenciler ne yapsın?

Kimi Kime Şikayet Edeceğiz?

Yüzde onluk dilime girip kendi istediği liseyi tercih edebileceği şaibesiz sınavlar mı oluyor? Evine en yakın, öğrencilere hayatı zindan etmek için akla gelen her türlü baskıyı uygulayan yönetimin olduğu liseye gitmek dışında başka çaresi mi var? Ailesinin dershane masrafını karşılamak için kenara ayırdığı para artan kirayı ödemeye gitmiyor mu?  Eğitimi bırakıp bir yerde işe girerek eve destek olmak, birkaç ihtiyacın daha karşılanmasına belki de istenilen çikolatanın eve girmesini sağlamıyor mu? 

Çeteleşmiş devletin eğitimden hukuka tüm iktidar aygıtlarını kendi lehine kullandığı bir dönemde öğrencilerin ve ailelerin içinden “Kimi kime şikâyet edeceksin, başka ne yapabiliriz ki?” sorularının geçtiğini biliyoruz.

Yoksulluğun hayatın en yakıcı gündemi haline geldiği, öğrencilerin varlarını yoklarını ortaya koyarak geleceklerini kazanmak için girdikleri sınavların usule uygun yapılmadığı şu zamanda da her zaman olduğu gibi bir umut ışığı var. Çünkü bu ışığı yaratan her zaman bizler, halkın kendisi oldu. 

AKP’nin diğer sistemlere olduğu gibi eğitime de sirayet etmiş çete düzenini, gençlerin emekleriyle ve gelecekleriyle beştaş oynar misali oynayan egemenlerden hesabı biz soracağız, şikâyeti halkın kendisine yapacağız! Hesap vermeyi lügatından çıkarmış iktidar, halk örgütlendikçe hesap vermek zorunda kalacak! Bunun kendiliğinden olmasını bekleyemeyiz. Çocuğunun, kendisinin geleceği için yediği lokmadan kısan herkes hesap sormak için ayağa kalkınca ancak tek tek şaibeli tüm sınavların, çalınan geleceklerin hesabı sorulacak!

Scroll to Top