ABD-İran Anlaşmasının Kürt Bölgelerine Yansımaları

ABD ile İran arasında 7 Haziran’da varılan mutabakat, 17 Haziran’da 14 maddelik bir anlaşmaya dönüştü. ABD ve İsrail’in onca iddialı savaş seferberliğine rağmen, geri adım anlamına gelebilecek böyle bir durumun yaşanması; aynı zamanda dünyanın yeni jeopolitiğine de işaret ediyor.

İran mı savaşı kazandı, yoksa ABD mi? Bu sorulara kesin bir cevap verilemese de Ortadoğu’nun yalnızca Washington’un iradesiyle şekillenen bir alan olmadığını saptayabiliriz.

Yeni durum, bölgedeki tüm yerel güçleri yeni pozisyonlar almaya zorluyor. Kürtler ise bu yerel güçlerin en önemli bileşenlerinden biri olarak, Kürdistan’ın dört parçasında da sürekli hareket halindeler.

İran ve Irak Kürdistanı

ABD-İran anlaşmasının Kürt örgütleri üzerindeki en büyük yansıması kuşkusuz Rojhilat, yani İran Kürtleri arasında ortaya çıktı.

Savaş esnasında İran ordusunun baskıları artmış, idamlar ve infazlar sistematikleşmiş, Kürt yerleşim yerleri bombalanmıştı. Yiyecek ve sağlık hizmetlerine erişim de ciddi şekilde sınırlandırılarak Kürtlerin yaşam alanları daraltılmıştı.

ABD ile İran arasında bir anlaşma yapılması durumunda İran’ın Kürtlere yönelik saldırılarının artacağı yönünde değerlendirmeler yapılıyordu. Nitekim 18 Haziran’da, yani anlaşmadan bir gün sonra, İran’ın İHA’larla geniş çaplı bir saldırı düzenlemesi bunu doğruladı.

İran yalnızca kendi sınırları içindeki Kürtlere saldırmakla kalmıyor; Güney Kürdistan (Irak Kürdistan Bölgesi/Başur) içinde de operasyonlar düzenleyerek bu baskı politikasını sürdürüyor. İran ordusu Kürt silahlı güçlerinin Irak Kürdistanı’nda barındığını öne sürerek, bunu bölgeyi baskı altında tutma stratejisinin gerekçesine çeviriyor.

Bir yandan da Kürtler Irak’ta ABD tarafından baskılanıyor. ABD’nin Irak temsilcisi Barak tarafından, Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da askeri güçlerin entegrasyonu hedefleniyor. Peşmergeler ile Irak merkezi ordusunu tek bir çatı altında toplama yönündeki politikasını derinleştiriyor. Irak Kürt Bölgesel Hükümeti’nin henüz kurulamamış olması (ki bu durum Kürtler arasında tam bir birliğin sağlanamadığını gösteriyor) bu süreci daha da kritik hale getiriyor.

Türkiye ve Suriye

Türkiye açısından bakıldığında, yürütülen demokratikleşme “sürecine” bağlı olarak Kürt özgürlük hareketinin 72 noktadan silahları ve ekipmanlarıyla çekildiği ifade edilirken; buna karşın Türk ordusunun Zaxo’ya yönelik büyük bir askeri yığınak yaptığı bildiriliyor. Bu durum, Kürtlere yönelik yeni ve kapsamlı bir operasyon hazırlığı olup olmadığı sorusunu gündemde tutuyor.

Tüm bu gelişmelerin doğrudan ya da dolaylı etkilediği alanlardan biri de Rojava, yani Suriye Kürt bölgesidir. Burada da yeni bir gelişme ise ABD’nin, Suriye’deki HTŞ yönetimini ve ordusunu Hizbullah’a karşı daha aktif bir çatışma sürecine dahil etmeye çalışması. Her ne kadar Colani, resmî açıklamalarda bunu yalanlayıp sınır güvenliğiyle ilgili bir mesele olduğunu belirtilse de bölgedeki dengeler açısından daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu da hatırda tutmakta fayda var.

Hizbullah’la Savaş Colani Yönetimine Havale

Yeni dengelerde Hizbullah ile savaş Suriye ordusuna havale ediliyor. Trump bunu 16 Haziran’da Fransa’nın Evian kentindeki G-7 zirvesi sırasında açıkça dile getirdi. İran’la “büyük” bir savaş yürütüldüğünü Hizbullah’la ise küçük ama sürekli bir savaş içinde olunduğunu belirttikten sonra Suriye’de Colani’yi, Erdoğan ve bazı liderlerle birlikte görevlendirdiğini ve iyi işler çıkardığını Colani’nin de Hizbullah’tan hiç hoşlanmadığını söyledi. İsrail’e de Hizbullah’ı halletmesi için bunu Suriye’ye bırakmasını önerdiğini belirtti.

Suriye’nin Hizbullah ile savaşması, zaten hassas olan Suriye politik gerçekliğini daha da kaotik durumlara sürükleyebilir. Dolayısıyla bu durumun Suriye halkları -Kürtler, Dürziler ve Arap Alevileri, Hıristiyanlar, seküler Araplar- için çatışmalı bir yaşamı, zulümleri, soykırım tehditlerini beraberinde getirebilir.