Operasyon ve Ateşkes Sarkacında Kürtlerin Son Durumu

​6 Ocak’ta Halep’te, Arapların yoğunlukta olduğu ancak Kürt milislerin kontrolünde bulunan Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine yönelik operasyon, Suriye’deki yeni denklemin ipucuydu. Bu gelişme, bölgede özellikle 2018’deki Afrin operasyonundan bu yana kurulan dengelerin de kırılma noktası anlamına geliyordu.

​Paris’te 5-6 Ocak tarihlerinde ABD arabuluculuğunda yapılan İsrail-Suriye görüşmesinde, Halep operasyonunun işaret fişeğinin çakıldığını saptayabiliriz. Burada İsrail ile Suriye arasında bir ön mutabakat sağlandığı; buna göre Golan ve Güney Suriye’nin (Süveyde bölgesi) İsrail’e bırakılarak, Suriye ordusunun SDG kontrolündeki Kürt bölgelerine yapacağı operasyonlara göz yumulduğu görülüyor.

​Halep’ten sonra Fırat’ın batısı ve Tişrin Barajı derken; “Yeni Suriye Ordusu” Fırat’ın doğusuna kadar ilerledi. Bu ilerleyişte ABD, İsrail, Türkiye ve Suriye dörtlüsünün birlik halinde hareket ettiğini; hatta Körfez ülkelerinin desteğinin belirgin olduğunu bölge kaynakları özellikle vurguluyor.

​Şu an harekât Haseke, Rojava ve Kobani sınırlarına dayanmış durumda. Şam ordusu, SDG içindeki bazı Arap aşiretlerini koparıp yanına alarak ve emperyalist güçlerin desteğiyle buraya kadar gelebildi. Bundan sonrası için Kürt halkı kendi öz gücüyle savaşmak durumunda. Nitekim Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde güçlü bir direnişle karşılaşıldığı görülmektedir.

Ateşkes ve Yeni Hamle Olasılıkları

​Bölgedeki dengeleri sadece ABD ve İsrail gibi ülkelerin emperyalist politikaları belirlemiyor; yerel halkların direniş ve çatışma gücü de mevcut durumu doğrudan etkiliyor. Rojava ve Kobani bölgesindeki Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi, Suriye ordusunun ilerleyişini durdurdu ve tarafları bir “ateşkes” sürecine zorladı. ABD arabuluculuğunda 20 Ocak’ta önce dört günlük, sonra 15 güne uzatılan bir mutabakata varıldı. Yer yer ihlal edildiği belirtilen bu süreç, kritik bir dönemece girildiğinin işaretidir. Zira çatışmaların şimdilik durması, “büyük hamlelere hazırlık” olasılığını ortadan kaldırmıyor.

ABD Neden Kürtlerden Vazgeçiyor?

​70’li yılların ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın o ünlü sözü bir kez daha gerçek oluyor: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir; fakat dostu olmak ölümcüldür.” ABD, başlarda HTŞ kontrolündeki yapıları (Colani) tam hakimiyet altına alana kadar SDG ile kurduğu dengeden faydalandı. Ne zaman ki yeni yapılar tamamen himaye edilebilir hale geldi, Kürtlerle kurduğu müttefiklikten kolaylıkla vazgeçmeye başladı. IŞİD ile savaş döneminde kurulan iş birliği, Trump’ın Mazlum Abdi için “General” nitelemesine kadar varmıştı. Şimdi ise IŞİD militanları operasyonlar vasıtasıyla cezaevlerinden salıverilirken, Kürtler baskı altına alınmaya çalışılıyor.

​Aslında kurulan dengelerin ilk büyük kırılma noktası, ABD’nin Afrin operasyonuna onay vermesiyle başlamıştı. Bu yeni operasyon dalgasının da ancak İsrail-Suriye arasındaki “Güvenlik Anlaşması” tamamlanana kadar sürebileceğini öngörebiliriz.

Kürt Halkı Direniş ve Varoluş Seferberliğinde

​Bölgede emperyalist güçler hamlelerini yaparken, Kürt siyasi hareketi yaşananları bir “soykırım” tehdidi olarak değerlendiriyor ve direniş çağrısı yapıyor. Kürt halkı sadece bölgede değil, dünyanın birçok merkezinde protesto gösterileri düzenleyerek Rojava ve Kobani için uluslararası bir duyarlılık oluşturmaya çalışıyor.

​Suriye’de yaşananlar Türkiye’deki “barış ve demokrasi” arayışlarını da doğrudan etkiliyor. Çatışma yerine demokrasi temelinde Kürt halkıyla yürütülecek bir barış süreci, Türkiye’deki tüm halkların ortak çıkarına olacaktır. Türkiye’nin Suriye’de izlediği politikanın ana ekseni HTŞ’yi destekleyip SDG’yi zayıf düşürmek üzerine kurulu. Ancak bu “geçici mevziler”, ileride bölge ülkeleri arasında daha büyük savaşların çıkmasına zemin hazırlayabilir. Suriye’yi kontrolüne alan güçlerin bir sonraki hedefinin Irak ve ardından İran olacağı düşünülürse, bu yangının Türkiye’yi sarmayacağının bir garantisi yoktur.

​Halkların kardeşliği ve demokratik bir yaşamın inşası temelinde; demokratik cumhuriyet fikrinde ısrar etmek, hem bölge hem de Türkiye halkları için tek gerçek yol olmalıdır.