3 Kasım’da, Dilovası katliamının birinci yıl dönümünden 5 gün önce, katliamın 5. duruşması gerçekleşti. Duruşma yeri olarak bir kez daha, ailelerin, aile yakınlarının ve sosyalist kamuoyunun takip etmesinin neredeyse imkânsız olduğu Kandıra ilçesindeki mahkeme salonu tercih edildi. Toplu taşıma ile ulaşımın neredeyse imkânsız olduğu, özel araç ile dahi İstanbul’dan en az iki saat, Dilovası’ndan ise yine bir saatten uzun süren bir yol ile ulaşılan mahkeme salonunda yargının kimin yargısı olduğu bir kez daha açığa çıktı.
Dilovası’nda Ne Olmuştu?
8 Kasım 2025’te, Ravive Kozmetik ismindeki parfüm imalathanesinde yangın çıkmış; çıkan yangında 3’ü çocuk, 6’sı kadın 7 işçi yanarak hayatını kaybetmişti. Yangından sonra, işletmenin ne bir yapı ruhsatı ne de işletme ruhsatı olduğu açığa çıkmıştı. Hatta çalışanlara sigorta dahi yapılmadığını bizzat işletme sahibi Kurtuluş Oransal da böbürlenerek itiraf etmişti.1 Yerleşim yerinin ortasında kaçak olarak inşa edilmiş bir katta son derece tehlikeli ürünlerin üretildiği Ravive Kozmetik, mahalleli tarafından zaten onlarca kez CİMER’e ve belediyeye şikâyet edilmiş, ancak hiçbir önlem alınmamıştı. Yine mahallelinin aktardığı şekliyle zabıtaların gelip çay içip, ücretsiz parfüm alıp ayrıldığı, yani olan biteni tüm netliğiyle bildiği üstelik buradaki vahşi sömürüye ortak olduğu bir işletme idi Ravive. Hatta ara ara mal çıkışını kolaylaştırmak adına bizzat zabıtaların yolu kapattığı dahi biliniyordu.
Katliamdan Sonra Yaşananlar
Yangından sonra ise Ravive Kozmetik ile ilişkisi olan patronlar ve buradaki vahşi sömürüye ortak olan kamu çalışanları teker teker üç maymunu oynamış, kendi ilişkilerini reddederken topu sürekli olarak başkalarına atmıştı. Bu süreçte de hem kamu görevlilerinden hem de patronlar ailesinden birer ölünün varlığı imdatlarına yetişti.
Ravive Kozmetik şirketinin kâğıt üzerinde sahipliği Oransal ailesine ait. Dolayısı ile katliam ile beraber Oransal ailesi başta olmak üzere şirket yetkililerinin tutukluluğu istenmişti. Baba Kurtuluş Oransal Yalova’da, oğulları Ali Altay ve İsmail ise Tekirdağ’da yakalanmıştı. Katliamdan 2-3 hafta sonra baba Kurtuluş Oransal’ın ölümünü, kalan tüm aile üyeleri bir çıkış yolu olarak tespit edilmiş olsa gerek ki, devamındaki tüm duruşmalarda bütün toplar Kurtuluş’a atıldı. Şirketin doğrudan ortakları olan oğulları, katliamın yaşandığı imalathane ile ilgileri olmadıklarını, hatta oraya sadece fason iş yaptırdıklarını dolayısıyla da sorumlu tutulamayacaklarını iddia etti. Böylelikle bütün sorumluluğun ölü baba Kurtuluş’a atılması yolu denendi.
Kamu görevlileri tarafında ise, yine eski bir belediye yetkilisinin ölü olması imdada yetişti. Zaten katliamın hemen ardından hiçbir kamu görevlisi tutuklanmamış ve yargılanmamıştı. Ancak hayatını kaybedenlerin ailelerinin ısrarlı ve iradeli duruşu ile gün geçtikçe güçlenen ve toplumsallaşan mücadele sonucunda mahkeme soruşturmayı oraya da taşımak durumunda kaldı.2 Yaz boyunca başta Gebze olmak üzere, ülkenin dört bir yanında düzenlenen adalet nöbetleri sonrasında, ülke tarihinde ilk kez bir işçi katliamı sonrasında kamu çalışanları tutuklandı. Ancak orada da strateji bütün sorumluluğu ölü yetkiliye atmak oldu. Bir şekilde yargı karşısına çıkan tüm belediye çalışanları sürece dair ya gerekeni yapmış, ya da hiçbir şekilde haberdar değilmiş pozu kesti. İşletmenin yıkılmasına dair kararlar zaten alınmış, işlemler yapılmış, sorumluluklar nasıl olduysa yerine getirilmişti. Ama nasıl oluyorsa, işletme yıllardır paşa paşa, tüm CİMER şikayetlerine karşın üretime devam etmekteydi. Yangın yaşanmasa hala üretime devam ediyor olacaktı.
Sanıklar arasındaki asıl büyük patron ise Oransal kardeşlerin dayısı Ali Osman Akat. Kâğıt üzerinde Ravive ile doğrudan ilgisi bulunmuyor gözükse de, hesap hareketleri ve para akışı takip edildiğinde Oransallar ile doğrudan bir ilişki olduğu açıkça gözüküyor. Görünen o ki, “büyük patron” Ali Osman, kurduğu çeşitli paravan şirketler ile çok geniş bir üretim ve dağıtım ağının merkezinde yer alıyor. Üstelik kendisi daha önceden, Kolombiya’dan kilolarca uyuşturucu getirirken yakalanmış ve 100 yıl hapis istemiyle yargılanmasına karşın sadece 5 ay içerisinde tahliye olmuş, açık kanıtlara rağmen de beraat etmişti. Bu beraatin sebebi ise Ali Osman’ın iktidar çevresinde oluşan vurguncu yağmacı ilişkiler ağının içerisinde yer alması. Zaten kendisine de çokça güvenen Ali Osman bundan önceki duruşmalarda, kendisini büyük balina olarak tarifleyerek, küçük balıklar olarak tanımladığı aileleri de tehdit etmişti.
Ancak, Ravive Kozmetik şirketinin Ali Osman’ın merkezine oturduğu paravan şirketler ağının bir parçası olduğu açık olmasına karşın, mahkeme Ali Osman’ı da katliamın sorumlusu olarak sanık koltuğuna oturtmayı reddediyor. Bunun yerine suçu, Oransal kardeşlerin saklanmasına ve kaçmasına yardım etmek olarak tanımlanıyor ve sadece “suçluyu kayırma” suçu ile yargılanmakta.
5. Duruşmada Yaşananlar
Doğrudan belediye ve bakanlığı da içine alan tüm bu karmaşık ve yağmacı ilişkiler ağının içerisinde, davanın 5. duruşması 3 Kasım tarihinde, yine Kandıra’da görüldü. Dava öncesi, 23 sanığın 8’inin tutukluluğu sürmekteydi. Şirket tarafından, İsmail ve Altay Ali Oransal ile Gökberk Güngör “olası kastla adam öldürme”; Ali Osman Akat ve Abdurrahman Bayat ise “suçluyu kayırma” suçları dolayısıyla; kamu tarafından Necati Temiz, Cengiz Taşdemir, Nizamettin Balcı ise “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma” suçuna istinaden tutuklu yargılanmaktaydı.
İstanbul’dan iki saatlik bir yolculuk ile takip etmek üzere geçtiğimiz davada dikkatimi ilk olarak, sanıkları desteklemek adına izleyici olarak mahkemeye gelen onlarca orta yaşlı erkeğin varlığı oldu.3 İçlerinde çocuklar ve kadınlar da olan yedi işçinin yanarak ölümüyle sonuçlanan bir katliamın sanıklarını desteklemek adına mahkemeye gelen insanların varlığı şaşırtırken, daha sonrasında bunların önemli bölümünün belediye tarafından getirilen çalışanlar olduğunu, bir bölümünün ise kirli rant ilişkilerinden payını alan diğer esnaflar olduğunu öğrendim.
Ardından başlayan duruşma kapsamında, işçi ailelerinin avukatları katliamı ve arkasındaki tüm bu kirli ilişkiler ağını tartışmaya açtı. Suçun sadece Oransallar ile sınırlı olmadığı, işin arkasında asıl olarak kendi deyimiyle “büyük balina” Ali Osman Akat’ın olduğu çeşitli kanıtlar ile ifade edilirken, kamu tarafında da yargılamanın genişletilmesi gerektiği açıklandı. Mahkeme heyetine sunulan tartışmada aslında heyetin kamuya dair iki seçeneği olması gerektiği açıkça ortaya kondu. Ya yargılanan Dilovası Belediyesi düzeyi kamu görevlileri gerçekten bu işi daha üst mercilere iletti ve bu durumda yargılama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı da içerecek şekilde genişletilmeli, ya da eğer genişletilmeyecek ise doğrudan sorumluluğun Dilovası Belediyesi çalışanlarında aranması gerektiği tespiti mahkemeye sunuldu. Ancak aile avukatlarının da aktardığı üzere, mahkeme bu ikili durumun her iki ayağında da çelişkili şekilde mağdur aileleri aleyhine karar vererek ne Bakanlığa da uzanacak bir soruşturmaya girişmekte ne de Dilovası içerisinde doğrudan bir suçluluk tanımlamakta.
Duruşmaya damga vuran bir diğer mesele ise, Ali Osman Akat’ın duruşma öncesi ailelere evler ve arabalar karşılığında davadan vazgeçmeyi teklif ve tavsiye etmesi oldu. Üstelik aileler, doğrudan Dilovası Belediye Başkanını da devreye girerek, Akat’ı daha fazla içeride tutamayacaklarını ve bu para teklifinin kabul edilmesini tavsiye ettiğini açıkladı. Tüm bu iğrenç ve kokuşmuş ilişkiler ağına karşılık, sanıklar tarafı ise patron hukukunun tüm imkanlarını da kullanarak tüm suçlamaları reddetti.
Oransallar nasıl oluyorsa, ortağı oldukları şirketin fabrikasından habersizdi ve suç babalarınındı. Ali Osman sadece yeğenlerine yardım etme gafletine düşen bir dayı, kamu çalışanları ise elinden geleni yapan cefakâr memurlar… Üstelik nasıl oluyorsa, hepsi hasta, mağdur, rahatsız ve çocuklarının yurt dışına çıkmasını bekleyen çaresiz mazlum vatandaşlar…
İçlerinden en çaresizi ise büyük balina! Ali Osman Akat’ın avukatlarının savunması ise, şahsın şu ana kadarki tüm tavırları ve tutumu ile çelişkili şekilde inanılmaz bir çaresizlik ve mağduriyet tablosu çizmekten çekinmedi. Tutukluluğu dolayısı ile batan şirketler, işsiz kalan yüzlerce işçi ve haciz davaları aktarılırken, Ali Osman Akat’ın bırakalım para ve ev teklif etmeyi, tutukluluk sürerse oturacak bir evi dahi olmayacağı anlatıldı. Tüm bunlara da bizzat şahıs tarafından birçok hastalık eklenerek çok büyük bir mağduriyet tablosu çizildi.
Mülkün Temeli Olarak Adalet
Bu duruşma sonucunda ise, adalet tarafını bir kez daha gösterdi. Aile avukatlarının soruşturmanın genişletilmesine yönelik tüm talepleri reddedildi. Ali Osman Akat’ın gizli patron olduğunu açığa çıkaracak mali kayıtların incelenmesi reddedildi. Bakanlığa dair herhangi bir araştırma yapılması dahi reddedildi. Sadece bir iş kazası olarak açıklanan durumunda asli sorumlunun tespiti için bilirkişi, bir de Oransalların işletme ile bağı için bilirkişi raporu istendi. Asıl patron Ali Osman Akat ve Abdurrahman Bayat ise, mahkemece kabul gören suçlama olan “suçluyu kayırma” suçunun alt sınırı olarak görülen süreyi zaten tutuklu olarak geçirdikleri gerekçesi ile tahliye edildi.
Ailelerin ve katledilen işçi yakınlarının tüm öfke ve feryatları, çekilen acının büyüklüğü ve bu acının göz göre 3-5 kuruş daha fazla kazanma hırsı için çekiliyor olmasının mahkeme nezdinde hiçbir önemi ve anlamı olmadı. Maalesef ki, bu durum, Dilovası katliamı ve benzeri acı olayların sonuçlarını takip eden herkes için zaten bilinen bir gerçek. Ne de olsa, bugün Soma katliamı dolayısıyla tutukluluğu süren iki kişi işçilerin avukatları Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay. Ancak yine de, yargının tarafına dair yaptığımız teorik tespitin somut olarak nasıl yaşandığını görmek çarpıcı oluyor.
Ailelerin avukatlarının tüm kanıtları, maddi gerçekliği tüm gerçekliğiyle ortaya koymaları ve bu gerçekliği çok geniş bir bağlama yerleştirmeye yönelik talepleri mahkemeden karşılık bulamadı. İşin daha da tiksindirici kısmı ise, sanık avukatlarının tüm gerçekliğe karşı saçma sapan hukuki safsatalar ve inkarlar ile karşı çıkmalarıydı. Oransal kardeşlerin avukatlarının, kardeşlerin işletme ile alakası olduğuna dair somut kanıt talep etmeleri bunun en net örneği. İşçilerin tanıklıkları ve hukuki tanınan ortaklık bile somut kanıtlar değilmiş gibi davranılırken, yangına dair suçlunun bulunması için bilirkişi raporu talep ediliyor. Bunun aslında arka planındaki çaba çok açık. Yapısal bir sorunun, zincirleme görmezden gelmelerin ve önlem almamaların arasında, tüm yapısallığın inkarını mümkün kılacak tekil bir suçlu arayışı. Ya bir İSİG’ci kurban verilecek, ya da belki de yangının sebebine dair bir işçinin suçlu olduğu bulunacak. Ya da çok düşük bir ihtimalle de olsa, şirketin yönetiminden bu tekil olaya dair tekil bir sorumlu belirlenecek.
Zaten Oransalların iddiası da aslında kendilerinin üretimle ilgileri olmadıkları, ortağı oldukları şirketin üretimini takip etmedikleri, hatta o işletme gibi birçok işletmeye fason iş yaptırdıkları dolayısı ile suçlu sayılamayacakları. Nedensellikler zinciri o kadar bireysel ve tekil-tesadüfi olaylar aranarak kuruluyor ki, sanki yangın anında çakmağı çaktığı tespit edilecek tek bir suçlu var ve onu bulmak gerek. Kalan tüm yapısallık ve sömürü ağı ise konuyla alakasız. Ki tüm tanıklıklar da Oransal kardeşlerin uydurma hikâyesinşn aksi yönünde. İşçiler kardeşleri doğrudan tanıyor, üretim sırasında gördüklerini ve herkesin her şeyi bildiğini söylüyor. Ancak nasılsa bunların dahi somut kanıt olduğu reddediliyor.
Benzer şekilde, Ali Osman Akat’ın gizli patronluğuna dair tonlarca veri, milyonlarca liralık para aktarımı ve tanıklık var. Ama yine somut kanıt yok deniliyor, mahkeme de buna göre tahliye kararı veriyor. Suçun, suçluyu kayırma yerine cinayete dönüştürülmesinin de karşısında karar alıyor. Araştırılmasına gerek yok diyor, kamu için de aynı şekilde araştırmaya gerek yok demekten imtina etmiyor.
Bunun sebebi aslında çok açık. Sadece tekil mahkeme heyetinin yozluğu ile de maalesef açıklanamaz. Keşke öyle olsaydı, işimiz ne kadar da kolay olurdu. Yoz hakimleri kovaladık mı, tüm açgözlü katillerin de cezasını almasını sağlardık. Aksine o bize yoz gelen hakimler, kendi görevlerini son derece dikkatle ve başarıyla icra ediyorlar. Bizim odaklanmamız gereken de aslında bu görev, yani hakimlerin içerisinde var olduğu hukuk sisteminin ta kendisi.
Bu sistemi en iyi özetleyen sözlerden bir tanesi de, her mahkeme salonunda asılı duran: “Adalet mülkün temelidir.” Gerçekten de içerisinde yaşadığımız düzen bağlamında adalet, mülkü korumak, kollamak ve mülk birikimini kolaylaştırmak üzerine kurulu. Hakimler de meseleye bu perspektiften bakıyor, kanunlar da bu perspektiften yazılıyor. İş cinayetleri, ya da “hukukumuzda” geçtiği adıyla “iş kazaları” ise bu bağlamda ele alınıyor. Tekil, istisnai, üzücü ama üzerinden çok da durulmasına gerek olmayan olaylar olarak görülüyor. Üstelik tüm bu işçi katliamları, kapitalist bir ekonomik yapı içerisinde az çok böyle ele alınmak da zorunda. Biraz daha adil ve merhametli olabilir belki, ama özünde çok da farklılaşamaz.
Sebebini ise aslında, Dilovası’nda 7 işçinin yanarak ölmesinden sorumlu sanık patron Altay Ali Oransal özetliyor: “Binlerce kaza oluyor ama hiç şirket sahibinin yargılandığını duymadım.” Buradaki pişkinlik ve iğrençlik sadece Altay Ali’nin değil, tüm bu düzenin pişkinlik ve iğrençliği aslında. Çünkü Türkiye’de artık her gün aldığımız iş cinayetlerinin sonrasında sorumlu patronlar ve kamu görevlileri yargılanmaya başlasaydı düzen çorap söküğü gibi çözülürdü.
Yargılanan her kamu görevlisinin de söylediği gibi, buradaki sorumluluk silsilesi bakanlıklardan saraya kadar uzanır, feda edilenler yanlarında başkalarını da yakardı. Diğer yandan ise iş cinayetlerinin gerçek bedelleri olacağını öğrenen patronlar, kendilerini önlem almak zorunda hisseder sonra da feryat figan kâr edemiyoruz diye yakınmaya başlarlardı. Adalet hızla göreve çağrılır, mülk birikiminin kolaylaştırılması talep edilirdi.
Yine bu davada hepimiz bizzat kamu görevlilerinin ağzından bütün Dilovası’nın benzer durumda olduğunu, az çok her yerin ruhsatsız ve usulsüz işletildiğini duyduk. O zaman şimdi, Oransal kardeşler ceza alırsa, ruhsatsız iş yapan diğer mülk sahipleri de korkmaz mı? Önlem almak zorunda hissetmez mi? Cezanın tam da işleyiş mantığı budur diye düşünüyor olabilirsiniz. Evet, insan sağlığını önceleyen bir hukuk sistemi tam da bunu düşünerek Oransallara ceza verirdi. Ama kârlılığı önceleyen bir hukuk sistemi buna bakıp, patronlara çıkacak ekstra bir masraf kalemi görüyor. Buna karşı da, arada bir böyle kazalar oluyor diye çok değerli patronlarımızın masraf yapmasına ne gerek var diyor aslında.
Sistem bunu dedikten sonra, yargının görevi ise bu “kazaların” denk geldiği işletme sahiplerinin de, mülk sahiplerinin tümünün güvende hissetmesi için korunup kollanması olarak tanımlanıyor doğal olarak. Yoksa yanda başka bir işletme, kaçak binada sigortasız işçiler ile nasıl rahat rahat ruhsatsız iş yapmaya devam edebilirdi ki?
Dolayısıyla aslında bütün mesele “Adalet mülkün temelidir.” sözü ile görünür hale geliyor. Mülkü korumayı bütün gayesi edinmiş bir hukuk sistemi ile karşı karşıyayız. Yöneten iktidar ise, bu kanunların dahi en asgari düzeyde mülk birikimine ket vurabilecek tüm insani yönlerini yok sayma, zenginleşme hırsını tümüyle özgür bırakma ve doğrudan yağmayı dahi normalleştirme gayretinde. Bu düzenin hukukçularına düşen de, bu yağma sonucu yaşanan “yol kazalarını” çeşitli laf ebelikleri ile meşrulaştırma ve cezasızlık pratiğini genelleştirmek oluyor.
Neyse ki, bu düzenin hukukçularının karşısında tüm zorluklara karşın haksızlığa uğrayanların haklarını savunmak için her şeyi yapmaya hazır onlarca başka bir düzenin hukukçusu da var. Üstelik onlar, var olan sistemi bizzat ondan rant devşirmeye çalışan hukukçulardan daha iyi biliyor.
Ailelerin Yanına Sonuna Kadar Mücadeleye
Ancak ne yazık ki, hukuki düzlemde yapılan mücadelenin tek başına anlamlı bir kazanım ile sonuçlanması mümkün gözükmüyor. Bunu zaten avukatlar da açıkça ifade ediyor. Çarpışmanın içerisinde sürdürüldüğü hukuki sistemin hedefi zaten patronların buradan olabildiğince sorunsuz çıkması. Ki mahkeme heyeti de bu hedefi gerçekleştirmek için elinden geleni yapıyor. Ancak bu kesin yenileceğimiz anlamına gelmiyor. Güçsüz olduğumuz anlamına da gelmiyor.
Tam aksine mücadele kapsamını var olan hukuki çerçevenin dışarısına çıkarmamız gerektiği anlamına geliyor. Onlar mahkeme salonları içerisinde güçlü olabilirler. Bizler ise sokaklarda, işyerlerinde ve meydanlarda güçlüyüz. Onların mevkileri, paraları pulları, unvanları, güçlü dostları olabilir ama biz de birbirimize sahibiz. Üstelik birlikte ve dayanışmayla mücadele ettiğimizde kazanacağımızı gördük. Bu dava içerisinde de gördük. Ailelerin ısrarlı mücadelesi ve örgütlenen adalet nöbetleri sonrasında, ülke tarihinde ilk kez bir iş cinayeti sonucu kamu görevlileri tutuklandı.
Bu tutukluluk kararı ise sadece mahkeme salonu içerisinde sürdürülen mücadele ile kazanılmadı. Sokaklar ve meydanların, mahkeme salonu içerisinde avukatların savunusunu somut bir güç ile desteklemesi sonucu kazanıldı. Son duruşma ile alınan tahliye kararları da bir son veya yenilgi değil. Aileler mücadelelerinde ısrarlı ve tüm sorumlular gereken cezayı alana kadar vazgeçemeyeceklerini duyuruyor.
Bu cezanın alınmasının yolu, mahkeme içerisinde yapılabilecek her şeyi yapan avukatlara sokaklardan ve meydanlardan desteği yükseltmek; ailelere mücadelelerinde yalnız olmadıklarını göstermekten geçiyor. Öncelikli olarak, 8 Kasım’da katliamın yıl dönümünde yapılacak yürüyüşe olabildiğince güçlü katılmak gerekiyor. Devamında ise ailelerin mücadele ısrarına omuz vererek patronların hukukunu dahi, geri adım atmaya mecbur bırakacak bir güç yaratmalıyız. Ancak böyle bir gücü karşısında gören bir yargı mekanizması, hakkaniyetli bir karar vermek zorunda hissedecektir.
Bundan sonrasında ise geriye kalan patronların hukukunu yerle bir edip, adaleti mülkün temeli olmaktan çıkarıp, onurlu ve insancıl bir yaşamın temeli olacak bir adaleti kurmak olacaktır.
- Kurtuluş Oransal’ın bu ifadesi de dahil olmak üzere dava sürecinin ve katliamın detaylı bir analizi için Meryem Karataş’ın yazdığı, umutsen.org’da yayınlanan “Dilovası’nın Kırmızı Pazartesisini aşmak” yazısına başvurabilirsiniz, https://umutsen.org/index.php/2026/11/dilovasinin-kirmizi-pazartesisini-asmak/ ↩︎
- Katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarının mücadelesini daha yakından takip etmek için, https://x.com/DilovasiAileler hesabını takibe almanızı öneririz. ↩︎
- İstanbul’dan geçişi organize eden, ailelerin mücadelesine destek olan ve dava sürecinin en başından beri takipçisi olan Umut-Senci dostların emekleri sayesinde oraya gidebildiğimi vurgulamak ve arkadaşların bu dava dahil olmak adına sınıf mücadelesi için ortaya koyduğu emeği bir kez daha selamlamak isterim. ↩︎


