Türkiye NATO’ya katılmasının ardından, ABD’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı kurduğu askerî ittifakın ileri karakolu hâline geldi. Bu süreçte İzmir, Adana ve Kocaeli gibi şehirlerde Amerikan üsleri, radar istasyonları ve çeşitli askerî tesisler kuruldu. Türkiye’deki bu üslerde görev yapan Amerikalı personelin sevk ve idaresi ile lojistik hizmetlerin önemli bir kısmı TUSLOG1 tarafından yürütülüyordu.
Bu üslerde çalışan Türkiyeli işçiler ise düşük ücretler, sınırlı sendikal haklar ve eşitsiz çalışma koşulları nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyordu. NATO-İŞ2 grevi de böyle bir ortamda ortaya çıktı. Bu grevi, işçilerin ekonomik ve sendikal taleplerinin yanı sıra, ülkedeki Amerikan askerî varlığına yönelik birikmiş rahatsızlıkların da görünür olduğu önemli bir işçi hareketi olarak değerlendirebiliriz.
Nasıl Başladı?
17 Nisan 1969 günü, Harb-İş Federasyonuna bağlı NATO-İŞ İzmir şubesi Amerikan işyerlerinde grev başlattı. Bu kez işçilerin karşılarında yerli bir patron yoktu. Karşılarında Amerikan ordusunun Türkiye’deki üslerini, depolarını ve tesislerini işleten Tumpane şirketi ve TUSLOG vardı.
NATO-İŞ Sendikası’nın örgütlü olduğu Bayraklı Amerikan İkmal Merkez Deposu, Alsancak İçki Deposu, Astsubay Kulübü, Subay Kulübü, P.X. ve Snack Bar mağazalarında çalışan yaklaşık 500 işçi iş bıraktı. Grevin temel nedenleri düşük ücretler, kıdem tazminatı anlaşmazlıkları, hastalık izinleri konusunda yaşanan sorunlar ve keyfi işten çıkarmalar. İşçiler her yıl yüzlerce kişinin işten atılmasından, giriş çıkışlarda üzerlerinin aranmasından ve ağır bir disiplin rejiminin uygulanmasından bunalmışlardı.

“Grevin ilk gününden beri adam dövmeyi adet haline getiriyorlar.”
Grevin daha ikinci gününde olaylar farklı bir boyuta taşındı. Tuslog’un Alsancak’taki içki deposunun Amerikalı satış müdürü Claus Schaerlan, grev gözcülerinin uyarılarına rağmen işyerine girmek istedi. NATO-İŞ İzmir Şube Başkanı Kemal Öz, müdüre grev devam ederken içeri girmesinin doğru olmayacağını söylemesine rağmen müdür arkasındaki güce güvenerek sendika başkanı Kemal Öz’e saldırdı ve elindeki içki şişesiyle yüzüne vurdu. Sendika başkanı Kemal Öz’ü yaralayan Claus’un yargılanması beklenirken, geçici görev yalanıyla 5 Mayıs’ta bir Amerikan uçağıyla Almanya’ya kaçırıldı.

Bu saldırı grevin seyrini değiştiren dönüm noktalarından biri oldu. Aradan iki gün geçmeden bu kez Kemal Öz ve Amerikan Liman Kumandanlığı’ndan sendikacı Mahir Gözler, Amerikan Liman Komutanlığı’na grevin başladığını bildirmek için gittikleri sırada yaklaşık 20 Amerikalı subayın saldırısına uğradı. Dövülerek, yerlerde sürüklendiler. Kemal Öz elinden bıçaklandı. Türk-İş 3. Bölge Temsilcisi Burhanettin Asutay ise yaşananlara tepki göstererek şu sözleri söyledi: “Türk sendikacılarının kaderi her gün Amerikalılardan bol bol dayak yemektir.” Bu sözler yalnızca öfkenin değil, dönemin ruhunun da ifadesiydi. Çünkü grev artık bir ücret mücadelesi olmaktan çıkmıştı. İşçiler yalnızca patronlarıyla değil, kendilerini hukuktan üstün gören bir anlayışla karşı karşıyaydı.


İlk gün beş işyerinde başlayan iş bırakma eylemi kısa süre içerisinde on bir Amerikan işyerine yayıldı. Çiğli Hava Üssü’nde NATO-İŞ’in ikinci başkanı Turgut Arıkan da Amerikalıların saldırısına uğrayan sendikacılar arasına katıldı. Amerikan makamları grevi kırmak için farklı yöntemlere başvurdu. Limanlara gelen yükleri başka şirketlere devredek grev kırıcılığı yapmaya başladılar.
Amerikalılar grevdeki işyerlerine girebilmek için sahte izin belgeleri hazırladılar. Hatta İzmir Valisinin imzasının taklit ettiler. Amerikalılar ihtiyaçlarını karşılamak için alternatif yollar aramaya başladı. Limanlarda boşaltılamayan yükler Yunanistan’a yönlendiriliyor, oradan uçaklarla Çiğli’ye taşınıyordu.
Grev ilerledikçe işçiler de mücadeleyi sertleştirdi.
1 Mayıs’ta NATO yükü taşıyan Amerikan askeri gemisi O’Brien’ın yükleri, limanda bekleyen işçiler tarafından boşaltılması engellendi. Gemi kaptanı grevci işçiler tarafından kaçırıldı ve limanı terk etmesi gerektiği söylendi.

2 Mayıs’ta Amerikan bandıralı Executor gemisi grevci işçiler tarafından işgal edildi. Amerikalılar için getirilen malzemelerin boşaltılması engellendi. Öğleden sonra da Amerikalılara getirmek için Çiğli’den et yükleyen NATO plakalı kamyon, işçiler tarafından engellendi. Bir başka Amerikan gemisi olan Exporter ise yükünün boşaltılamayacağını öğrenince rotasını değiştirerek Yunanistan’a gitmek zorunda kaldı. İzmir limanları ve Amerikan lojistik ağı ilk kez böylesine ciddi bir işçi direnişiyle karşılaşıyordu. 6 Mayıs’ta ise bir Amerikalı çavuş, grevde olan astsubay kulübüne zorla girmek istedi. Ona engel olmaya çalışan iki grev gözcüsüne saldırdı.
7 Mayıs’ta mücadele yeni bir aşamaya geçti. TUSLOG’ta yer alan Indenco adlı sentetik süt fabrikasına sabahleyin Amerikalılar gelip süt almaya çalıştılar. İşçiler TUSLOG tesisini işgal ettiler ve içeride çalışan grev kırıcılarını dışarı attılar. Bu kez devreye polis girdi ve işçilere saldırdı, bazı işçileri gözaltına aldı. Polis, Amerikalıları koruyarak işçilere copla müdahale etti. Amerikalı askerlerle işçiler arasındaki gerilim de büyüdü. Bir Amerikalı çavuş işçilere silah çekti. Binadan çıkan işçiler Montrö meydanına yürüdüler. İzmir’in yerel gazetesi olan Yeni Asır’ın binasının önünden geçerken Amerikalıların tarafını tuttuğu için gazeteyi yuhaladılar. Diğer Amerikan askerleri de işçilerinin fotoğrafını çekti. Sendika yönetimi ise yaşananların yalnızca bir grev kırma operasyonu olmadığını savunuyordu. Kemal Öz, Amerikalıların işçilerin fotoğraflarını çektiğini, bunların istihbarat amacıyla kullanıldığını ve OSI3 adlı birim tarafından bölgedeki faaliyetlerin takip edildiğini ileri sürüyordu.

Amerikalılar grev kırıcılığında farklı yöntemler aramaya başladılar. 12 Mayıs’ta Amerikalılara ait bir depoda yangın çıkartılmak istendi. Kemal Öz yaptığı açıklamada yangını işçilerin üzerine atıp grevi istismar etme planı olduğunu söyledi.
Takip eden günlerde polis ile grevciler arasında sık sık çatışmalar çıktı. Kadın işçiler dahi polisler tarafından dövüldü ve bazıları polisler hakkında dava açtı. Başka bir çavuşun grevcilerle alay etmesi üzerine bindiği pikap işçiler tarafından devrildi. Karataş’ta Amerikan askerleriyle grevciler arasında gerginlikler yaşandı.
Uzayan Grevle Depolarda Çürüyen Mallar
12 Mayıs günü Çiğli Havaalanı’na süt götüren bir kamyonun yolu işçiler tarafından kesildi. İşçiler sütleri yere döktü. Amerika’dan içki ve sigara getiren Seajet adlı geminin yükü de grevci işçiler tarafından boşaltılmadı. Amerikalılara yardıma gelen polisler eşliğinde süt kamyonları ancak dağıtım yapabildi.

Grev uzadıkça sonuçları da görünür hale geldi. Elektrik kesintileri nedeniyle Amerikan depolarındaki yiyecekler bozulmaya başladı. Soğuk hava depolarında saklanan tonlarca ürün çürüdü. Montrö Meydanı’nda yayılan kötü kokular bile grevin etkisini görünür kılıyordu. Amerikan lojistik sistemi ciddi biçimde aksıyor, üslerin ihtiyaçları farklı yollarla karşılanmaya çalışılıyordu. 24 Mayıs’ta Amerikalıların kanunsuz uygulamalarını protesto etmek için yürüyüş düzenlendi. Grev tüm baskılara rağmen devam etti.
Sonunda 31 Mayıs 1969 tarihinde Ankara’da yapılan görüşmeler sonucunda Harb-İş Federasyonu ile Amerikan Tumpane ve Tuslog yetkilileri arasında anlaşmaya varıldı. Böylece 45 gün süren grev sona erdi.
NATO-İŞ grevi, Türkiye işçi hareketinin unutulmayan direnişleri arasına girdi.
Grev süreci, Amerikan üslerinin ve tesislerinin arkasındaki asıl gücün yöneticiler, askerler değil, o tesislerde çalışan emekçiler olduğunu açık biçimde ortaya koydu. 17 Nisan’da başlayan ve 45 gün süren NATO-İŞ grevi geride yalnızca bir toplu iş sözleşmesi mücadelesi bırakmadı. Grev boyunca yaşanan saldırılar, grev kırma girişimleri, işçi direnişi ve dayanışma örnekleri, Türkiye emek tarihinin unutulmayan mücadeleleri arasındaki yerini aldı. İzmir’de başlayan bu mücadele, örgütlü işçilerin uluslararası ölçekte faaliyet gösteren kurumları dahi zorlayabilecek bir güce sahip olduğunu ortaya koydu.
- The United States Logistics Group (Amerika Birleşik Devletleri Lojistik Grubu) ↩︎
- NATO-İŞ (Nato Afex Tuslog Organizasyonu İşçileri Sendikası); 1 Nisan 1962 tarihinde savunma sanayii alanında faaliyet göstermek üzere İzmir’de kuruldu. 20 Nisan 1963’teki genel kurulda Türk-İş’e, 12 Ocak 1964 tarihli olağanüstü genel kurulda ise Türk Harb-İş Federasyonu’na katılma kararı aldı. 20 Aralık 1970 tarihinde toplanan genel kurulda Ege Harb-İş ile birleşerek Türk Harb-İş’e (Türkiye Harb Sanayii ve Yardımcı İşkolları İşçileri Sendikası) iltihak etme kararı verilmiştir. 1971 yılı başlarında bu birleşme resmiyet kazanmış ve sendika, Türk Harb-İş’in İzmir şubesini oluşturarak bağımsız faaliyetlerini sonlandırmıştır. ↩︎
- Office of Special Investigations (Özel Soruşturmalar Ofisi). Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri’ne bağlı olarak görev yapan askerî istihbarat ve güvenlik teşkilatıdır. ↩︎


