MESEM Programının Ekonomi Politiği

Bugün 12 Haziran Çocuk İşçiliği mücadele günü. Çocuk işçiliği ile mücadele sosyalist hareketin önüne koyması gereken belki de en önemli meselelerden bir tanesi. Özellikle de MESEM’lerin ülke gündemine yerleştiği, her ay en az birkaç çocuğun iş cinayetlerine kurban gittiği bugünlerde bu mesele iyice yakıcı ve acil bir gündem niteliği kazanıyor. Ancak bu mesele tartışılırken çocuk işçilik genellikle kapitalist üretim sistemi bağlamından kopuk, tekil ve ahlaki zeminlere sıkışılabiliyor. Ancak kapitalist üretimden kopuk ele alındığı ölçüde, çocuk işçiliğe dair anlamlı bir söz söyleme ve politika üretme becerimizi de kaybediyor, meselenin altında yatan sistemsel gerçekleri gözden kaçırıyoruz. Benim bu yazıdaki hedefim, tam da buna karşı MESEM’leri genel bir Türkiye ekonomi politiği bağlamına yerleştirmek ve bu bağlam içerisinde MESEM’lerin oynadığı rolü açığa çıkarmak. Bunu yapabildiğimiz ölçüde, MESEM karşıtı politika yapabilecek beceriye de kavuşacağız diye umuyorum.

Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı, uzunca bir süredir Türkiye gündemine yerleşti ve gündemde yerini koruyacak gibi gözüküyor. Bunun en temel sebebi ise MESEM’lerde kayıtlı öğrencilerin düzenli olarak iş cinayetlerinde katledilmesi. Son olarak 1 Mayıs’ta, İşçi ve Emekçi Bayramında, resmî tatil olmasına rağmen çalıştırılan Mahir Buğra Karagön, çalıştığı pastanede elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmişti. İş arkadaşı ve yine bir başka MESEM’li öğrencinin aktardığı kadarıyla, kimse ambulans dâhi çağırmaya tenezzül etmemiş, kendisi ambulans çağırdıktan sonra da işyerinde çalışma olağan şekilde sürmüştü.[1]

Ne yazık ki, Mahir Buğra’nın ölümü münferit bir örnek ya da bir şahsi bir ihmalin sonucu olarak değerlendirilemez. Devasa bir ihmalin söz konusu olduğu açık olmakla beraber, bu gibi olayların sıklığı düşünüldüğünde yapısal sebepler arama ihtiyacı kendisini gösteriyor. Sosyalist kamuoyu, medya ve örgütler de meseleyi bu bağlamda ele alarak MESEM’ler konusunda ciddi ve kapsamlı bir bilgi üretim süreci gerçekleştirdi. Bu bilgi üretimine İSİG Meclisi’nin MESEM’lerde yaşanan iş cinayetlerine dair sunduğu raporlar, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Meclisi’nin Çocuk İşçiliği ve MESEM yayını, Öğrenci Sendikası’nın MESEM raporu ve Diyalektik Araştırma Enstitüsü’nün MESEM’li öğrencilerle yaptığı anket çalışması örnek gösterilebilir. Bir ölçüde bunun sonucu olarak da, MESEM’lere karşı politik bir mücadele örmenin yollarını halen aramaktayız.

Bu çalışmaların her biri, farklı yönleriyle MESEM programını masaya yatıran ve MESEM gerçeğini teşhir eden nitelikte bilgi üretiyor. Özellikle iktidarın MESEM’leri öğrencilerin işine yarayan ve meslek edinmelerini sağlayan bir program olarak meşrulaştırmaya çalıştığı atmosfer içerisinde tüm bu çalışmalar birbirinden değerli bir yerde duruyor. MESEM’lerde çalışma koşullarının gerçekte nasıl olduğu, bu ortamda iş öğrenmenin ne derece mümkün olduğu, kayıtlı öğrencilerin eğitimlerine ne ölçüde devam edebildiği ya da edemediği gibi birçok sorunun gerçek cevabını elde etmek için bu çalışmaların incelenmesi çok faydalı olacaktır. Buradan tüm okurlarımıza bu çalışmaları incelemelerini de bu vesileyle önerelim.

MESEM gerçeği ile daha yoğun yüz yüze geldiğim Gebze bölgesinde dâhil olduğum çalışmalar kapsamında yaptığım tüm görüşmeler bahsi geçen çalışmaları doğrular nitelikte. MESEM lise çağında çocukların meslek öğrenme adı altında sermayeye köle olarak sunulduğu, ne bir meslek öğrenebildikleri ne de anlamlı bir gelir kazanabildikleri bir program. Üstelik bu program kapsamında çocukların eğitimine dair tüm süreç ortadan kalkıyor. Öyle ki, görüştüğüm tüm MESEM’liler okula gittikleri bir günün dâhi olmamasının herkes için daha yararlı olacağını belirttiler. Çünkü bu bir gün içerisinde herhangi bir müfredatı yetiştirmek mümkün olmadığı gibi, öğretmenlerinin de eğitim vermeye dair bir çabasının olmadığını, sadece bir odaya girip günün bitmesini beklediklerini ifade ettiler. Tüm bunların üstüne bir de MESEM’de istihdam edilen çocukların işyerlerinde hangi koşullarda çalıştıklarına, düzgün muamele görüp görmediklerine ilişkin de hiçbir denetim yapılmıyor.

Ancak benim bu yazı kapsamında incelemek istediğim mesele biraz daha farklı, ki zaten bu konuda söylenecek çok da başka bir şey yok. Yukarıda bahsedilen çalışmalar MESEM gerçekliğine dair söylenecek şeyi söylemiş durumda. Benimse yaptığım görüşmeler sonucu ilgimi çeken mesele, MESEM programının kapsamı ve boyutu oldu. Bu yazı kapsamında da aslında MESEM programının kapsamından yola çıkarak iktidarın MESEM ile neyi hedeflediğini, bunu ne ölçüde başardığını ve buna nasıl karşı durabileceğimizi incelemeye çalışacağım. Basitçe özetlemek adına, bu yazı yazılırken resmi verilere göre MESEM’de kayıtlı 562.255 öğrenci bulunmaktaydı.[2] MESEM programına göre, MESEM’li bir öğrencinin çalıştıran işveren maliyeti tam olarak 0 TL. Bu sayılara baktığımızda MESEM programı ile devletin sermayeye sağladığı devasa bir bedava işgücü ordusu ile karşılaşıyoruz.

Bu yazı bağlamında da ilk olarak MESEM’in tarihçesi, ne olduğu ve kapsamına değineceğim. Ardından MESEM programı ile sermayeye aktarılan kaynağın boyutunu hesaplamaya çalışacağım. Devamında bu programı iktidarın genel ekonomi politikaları bağlamına oturtarak değerlendireceğim. Son olarak da sosyalist hareketin MESEM’lere karşı yürütebileceği mücadeleye dair bir perspektif sunmaya çalışacağım.

Türkiye’de Mesleki Eğitimin Tarihi ve Bugünü

MESEM yani Mesleki Eğitim Merkezleri, Türkiye’de mesleki eğitim veren okul tiplerinden sadece bir tanesi. Resmi ve özel dahil olmak üzere, mesleki ve teknik ortaöğretim olarak adlandırılan üç farklı program var. Bunlar; okul tabanlı mesleki eğitim olarak Anadolu meslek programı ve Anadolu teknik programı, iş yeri tabanlı olarak mesleki eğitim merkezi programıdır.[3]

Anadolu meslek ve anadolu teknik programları aslında bildiğimiz meslek liselerinin resmiyetteki ismi. Ancak bu iki program ve MESEM arasında çok temel bir fark var: eğitim ve çalışmaya ayrılan süreler.

Tablodan da görülebileceği üzere MESEM’lerde diğer meslek eğitimi programlarına göre bile eğitim namına pek bir şey yok. Anadolu Teknik Programı’nda derse ayrılan toplam saat 6372 saat, Anadolu Meslek’te 5508 saat iken, bu sayı MESEM’de sadece 1440 saat. Sadece akademik ders olarak baksak bu kıyas daha da çarpıcı bir hal alıyor.

Yani aslında bildiğimiz anlamda meslek liseleri tüm eksiklerine ve zaaflarına rağmen birer ortaöğretim kurumu olarak adlandırılabilecekken, MESEM’lerde eğitim namına pek bir şey bulunmamakta, öğrenciler daha 9. sınıftan itibaren bir yerde çalışmaya başlamakta ve her hafta sadece bir gün okula gitmektedir. Üstelik çalıştıkları yerlerde bir mesleki eğitim alacaklarına dair hiçbir denetim yapılmamaktadır. Yani aslında kayıt olan öğrenciler işçileşmekte ve eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır.

MESEM ismi ilk olarak 2001 yılında kullanılsa da[4], aslında tarihçesi 1977 yılının 2089 sayılı Kanun değişikliğine kadar götürülebilir. Bu kanun değişikliği ile beraber çıraklık eğitimi yasal bir zemine oturtulmuştur.[5] İsmin MESEM olması 2001 yılında gerçekleşse de, programın güncel anlamda MESEM’e benzer bir hale dönüşmesi 2016 yılını bulmuştur. Bunun temel sebebi programın geniş anlamda eğitim sistemi içindeki pozisyonudur.

2016 yılına kadar çeşitli değişiklik ve düzenlemeler yaşansa da, MESEM ve öncülü programlar örgün eğitimin dışarısında, yaygın eğitim kapsamında tutulmuştur. Yani eğitimin olağan içerisinde yer alan programlar değillerdir. Bu kapsamda, MESEM mezuniyet belgesi bir lise diploması yerine geçmemekte ve MESEM’de geçirilen süre zorunlu eğitim parçası olarak görülmemekteydi. Yani aslında MESEM ve öncülü programlar, 2016 yılına kadar, lise çağındaki çocuk ve gençlere yönelik değil, zorunlu eğitimini zaten tamamlamış olan yetişkinlerin bir meslekte yetkinlik kazanmasına yönelik kurslardan oluşan bir yapıdaydı. Bunun doğal bir sonucu olarak da, program MEB bünyesindeki Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak işliyordu.

Ancak 2016 yılında yapılan kanun değişikliği ile beraber, MESEM bugünkü biçimini almanın ilk adımını attı. 6764 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 26. maddesinde değişiklik yapılarak çıraklık eğitimi zorunlu eğitim kapsamına alındı ve mesleki eğitim merkezleri ortaöğretim kurumu olarak yeniden yapılandırıldı.[6] Bu değişiklikler ile beraber MESEM’ler örgün eğitime dâhil edildi. Böylelikle MESEM örgün eğitimi tamamlamış yetişkinlerin meslek öğrenme kurslarından, örgün eğitim süreci içerisindeki çocukların bildiğimiz liseler yerine kayıt olabilecekleri ve lise öğrenimlerini sürdürebilecekleri bir kuruma dönüştüler. Beraberinde MESEM MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne (MTEGM) bağlandı ve MESEM mezunları lise mezuniyet diploması alabilmeye hak kazandı.[7]

Özetle 2016 öncesi, eğitim sisteminin çeperinde yer alan meslek edinme kursu olan MESEM, 2016 ile beraber bir lise tipine dönüştürülerek örgün eğitimin merkezi bir parçası haline geldi. Böylelikle de lise öğrencisi gençlerin resmiyette öğrenci gözükerek ve yine resmiyette eğitimlerinden kopmayarak işçileşmesinin önü açılmış oldu.

Ancak MESEM’lerin Türkiye gündemine girişi 2016 yılına kadar da geri gitmiyor. MESEM’lerle ilgili yayınlanan eski haber veya raporlara baktığımızda, Evrensel’in 2022 tarihli, “Ucuz İş Gücünü Sistematik Hale Getiren Uygulama: MESEM.”[8] haberi göze çarpıyor, İSİG’in ise 2022 tarihli bir haberinin ardından[9], bu konuyu özel olarak gündeme alması ise 2024 yılında Arda Tonbul cinayeti ile başlıyor.[10]2024 yılının ardından ise gündemden asla düşmeyen bir MESEM gerçeği ile karşı karşıyayız. MESEM’lerde kayıtlı öğrenci sayılarına baktığımızda da, bu uygulamaların hukuki altyapısının oluşmasına karşın yaygınlaşmasının 2021 sonrasına kaldığını görebiliyoruz.

Aşağıdaki tabloda 2020-2021 eğitim öğretim yılından itibaren MESEM’lere istatistikler aktarılmıştır. Tüm istatistikler ilgili yılın “Milli Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 20xx-20xx” raporundan alınmıştır.[11]

Eğitim YılıOkul SayısıÖğrenci SayısıÖğretmen SayısıDerslik Sayısı
2020-21346159.7735.8822.234
2021-22359400.2196.6792.372
2022-23375373.0617.4792.474
2023-24377421.5108.7102.442
2024-25408420.33010.0082.750

MESEM’lerin 2021 yılı ile beraber yaygınlaşmasının temel sebebi 2021 yılında yapılan bir başka yasal değişiklik. 2016 değişikliği ile beraber MESEM’li öğrencilerin alacağı ücret alt sınırı, 9-10-11. sınıflar için asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıflar için ise asgari ücretin yüzde 50’si olarak belirlenmişti.[12] Ancak kanuna baktığımızda, bu ödemenin kaynağına dair bir vurgu gözükmemekte. Dolayısıyla bu ödemenin işverenin sorumluluğu olduğunu tahmin edebiliyoruz. Ancak 2021 yılı ile beraber, bu ödemenin devlet katkısı olarak işletmeye geri ödenmeye başlayacağı ilan edilmiş oluyor. Bu sebeple de, 2021 yılının ardından MESEM’li öğrenci sayısı bir yıl içerisinde 160.000 bandından 400.000’e fırlayıveriyor.

Yönetmeliğe göre işveren MESEM’li öğrenciye ödemeyi yaptıktan en fazla iki ay sonra, yaptığı ödeme Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinde İşsizlik Fonu’na, oradan da işverene geri ödenmiş oluyor.[13] Böylelikle MESEM’li öğrencilerin çalıştıkları işletmeye maliyetleri tamamen sıfırlanıyor. Hatta MESEM’li öğrenciler, yaptığımız görüşmeler sırasında, bir kısım işletmelerin denetimsizlikten yararlanarak, banka hesabı üzerinden yaptıkları ödemeleri elden geri aldıklarını ifade etti. Bunun yaygınlığını ve gerçekliğini tespit etmemiz mümkün değil, ancak bunu yapan işletmelerin çalıştırdıkları MESEM’li öğrenci başına fazladan para kazanmaya başlar hale gelebileceğini vurgulamamız gerek. İş cinayetlerinin dâhi bu kadar yaygın olduğunu düşündüğümüzde ise, denetimsizliğin boyutları ve bu gibi bir elden geri alma dayatmasının ne derece olası olduğunu tahmin edebiliyoruz.

Bu tabloda dikkat çekici olan bir diğer veri ise, okul, öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarında MESEM’lerin durumu. Öğrenci sayısı neredeyse üçe katlanmasına karşın öğretmen sayısı ancak ikiye katlanmış, okul ve derslik sayısında ise anlamlı bir artış bile olmamıştır. Üstelik tabloya dahil etmeyi tercih ettiğim en erken eğitim-öğretim yılında dahi MESEM’ler bu oranlarda diğer liselere göre çok geridedir.

Aktarılan Kaynağın Boyutu

Bir önceki bölümde, MESEM’lerin içine yerleştirildiği hukuki çerçeveyi aktarmaya çalıştık. Böylece MESEM’li bir öğrenci çalıştırmanın bir işyeri için 0 TL’ya mal olduğunu, yapılması gereken tüm ödemenin devletin kasasından yapıldığını gördük. Bu bölümdeki hedefim ise MESEM uygulaması ile sermayeye sağlayan bedava işgücünün normal koşullarda ne kadar maliyeti olması gerektiğini hesaplamak ve böylelikle MESEM uygulaması ile sermayeye aktarılan kaynağın boyutunu tespit etmek.

Bu hesaplamayı yaparken, MESEM’lerde çok sık gerçekleştirilen zorla daha uzun süreler çalıştırma, başka işleri de yaptırma, verilen paranın bir kısmını elden geri alma gibi hak ihlallerini yok sayacağım. Bunları da hesaplamanın bir yolu olsaydı aktarılan kaynağın boyutlarının da ciddi anlamda artacağını tahmin etmek güç değil.

MESEM’li bir öğrenciyi çalıştırmak yerine işgücü piyasasından bir işçiyi işe almanın minimum maliyetini tespit etmek çok kolay. Net asgari ücret, yani asgari ücretli bir çalışanın her ay eline geçen para miktarı 28.075,50 TL. Brüt olarak bakıldığında ise, yani aslında işverenin ödediği maaşa bakıldığında ise bu sayı 33.030,00 TL’ye çıkıyor. Bunun dışında işverenin bir de sigorta primlerini ödemesi gerekiyor. Bunu da dahil ettiğimizde işverenin ödemesi gereken toplam para, sektördeki teşviklere bağlı olarak 39.200 ile 40.800 TL bandında değişiyor. Burada ben hesaplamayı da kolaylaştırmak adına her iki ucun ortalaması olan 40.000 TL’yi kullanacağım. Yani asgari ücretli bir çalışanın işveren aylık maliyetini 40.000 TL olarak hesap edebiliyoruz. Dolayısıyla çalıştırdığı her bir MESEM’li ile işverenin maliyeti aslında 40.000 TL azalmış oluyor. Bunu da devletin MESEM politikası ile işverene MESEM’li başına 40.000 TL değerinde kaynak aktarması olarak kavramsallaştırabiliriz. Bunun ciddiyetini vurgulamak adına, 3 işçiyi 3 MESEM’li ile değiştirmek aylık 120.000, yıllık ise 1.440.000 TL ederinde gideri sıfırlamış oluyor.

Bu işin toplam etkisi hesaplamak, tahmin edileceği üzere son derece kolay. Yine hesaplama kolaylığı olması adına, tüm MESEM’li çalışanların bu programın olmaması durumunda asgari ücret seviyesinde maaş alacağını varsayalım. Daha fazla maaş verilmesi gibi durumlar aktarılan kaynağın boyutunu da arttıracaktır. Dolayısıyla hem MESEM’deki usulsüzlükleri hem de bunu yok sayarak bir nevi bir alt sınır hesaplıyoruz.

Resmî açıklamalara göre şu an kayıtlı tam 562.255 MESEM’li öğrenci var. Bu sayıyı bir asgari ücretlinin maliyeti olarak aldığımız 40.000 ile çarptığımızda çıkan toplam miktar 22.490.200.000 ediyor. Yani aşağı yukarı 22,5 milyar Türk lirası. Bu miktarın 2026 yılı içerisinde kaç edeceğini bulmak için ise, elimizdeki sayıyı bir de 12 ile çarpmamız yeterli olacaktır. Bu da aşağı yukarı 270 milyar TL ediyor.

Tabi sayılar büyüdükçe, sayıyı gören insan zihninin bu büyüklüğü kavraması da zorlaşıyor. Bu yüzden bu sayıyı bir bağlama oturtmak gerek. Örneğin asgari ücretli bir çalışanın bu miktarı kazanabilmesi için neredeyse 800.000 yıl boyunca aralıksız çalışması gerekiyor. Ya da benzer şekilde bu miktar tam 10 milyon asgari ücretlinin maaşını karşılamak için yeterli bir miktar. Bir başka örnek olması adına, bu miktar TÜPRAŞ’ın 2025 yılı karının neredeyse 10 katına eşit ve MEB bütçesinin yüzde 10, Türkiye devletinin toplam bütçesinin ise neredeyse yüzde 2’sine denk.

Bunun geriye dönük hesabını yapmaya çalıştığımızda, ülkede enflasyonun çok yüksek olması sebebiyle TL cinsinden değerlemeler çok da anlamlı olmayacaktır. Asgari ücretin 6 yılda 2.000 civarlarından 30.000 civarına çıktığını hatırlamak bunu doğruluyor. Dolayısı ile yılları da kıyaslayan bir tablo çıkarırken kaynağın dolar cinsinden değerini kullanmak daha açıklayıcı olacaktır.

Not: Net asgari ücret yıl-içi ortalamasıdır (zam dönemleri ortalaması). İşveren maliyeti = net ücret x 1,425 (bu sayı sigorta primlerinin asgari ücrete etkisinin ortalama değeri olarak hesaplanmıştır). Yıllık aktarım = işveren maliyeti x öğrenci sayısı x 12. USD/TRY ortalama yıllık kur, yaklaşık değerdir. Son satır, 2026 takvim yılı için yazıdaki sayısal hesap bölümünde kullanılan sabit 40.000 TL işveren maliyeti varsayımına dayanan tahmindir; kur olarak 2026 yılı Ocak-Haziran ortalaması (Ocak 42,66 / Şubat 43,17, kalan aylar tahmini) kullanılmıştır- kesinleşen kurla güncellenmelidir.

Kime Akıyor Bu Kaynak?

MESEM programı ile sermayeye ücretsiz işgücü olarak aktarılan kaynağın gerçek maliyetini hesaplamış olduk. Bu da aslında bize MESEM programının sermaye için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Sadece 2026 yılında, 270 milyar TL ederinde toplam maliyet bu program sayesinde sıfırlanmış oluyor. Ancak bu programın Türkiye ekonomi politiği içerisindeki konumunu tam olarak kavrayabilmek için, programdan yararlanan sermaye gruplarına dair de bir tartışma yürütmek gerekiyor. Burada hedefim özellikle sermaye boyutuna göre MESEM’den yararlanma oranına dair bir tartışma yürütmek. Maalesef MESEM’li öğrenci çalıştıran işletmelere dair herhangi bir veri yayınlanmıyor. Dolayısıyla buna dair net bir tespitte bulunmak güç.

Ancak bunu dolaylı yoldan sürdürmeye çalışabiliriz. İşletmelere dair bir veri bulunmuyor olsa da, farklı alan ve dallarda yürütülen MESEM programlarına erişebiliyoruz. Toplam 39 alan ve buna bağlı 193 dalda MESEM programları yürütülüyor.[14] Bunlar mobilya üretiminden, elektrik ve elektroniğe, gemi yapımından güzellik ve saç bakım hizmetlerine son derece geniş bir skalayı kapsıyor. Bu listede çok büyük fabrikaların yaygın olduğu sektörler kadar çok küçük atölye veya dükkanların yaygın olduğu sektörler de var. Ancak yine maalesef, MEB hangi alan ve dalda kaç MESEM’li öğrencinin kayıtlı olduğuna herhangi bir veri yayınlamıyor. Dolayısıyla 562.255 MESEM’li öğrencinin sektörel dağılımına dair de herhangi bir çıkarım yapmak çok kolay değil.

Ancak burada hem sahadaki gözlemlerimden, hem alan ve dal listelerinden, hem de yaygınlığı dolayısıyla artık bir veri setine dönüşebilecek kadar fazlalaşmış MESEM cinayetlerinden yola çıkarak belirli tahminlerde bulunmaya çalışırsam eğer, sonuç MESEM’in sadece büyük sermaye gruplarına ve fabrikalara yönelik bir program olmadığı. Hatta pek de büyük sermaye gruplarına yönelik olmadığını dahi söyleyebiliriz. Büyük sermaye gruplarının da yararlanma imkânı olsa da, daha ziyade orta ve küçük işletmelerin yararlandığı bir program olarak tanımlamak gerekiyor. Alan ve dal listelerine baktığımızda gördüğümüz de bunu doğrular nitelikte. Demet Yalçın’ın İSİG Meclisi sitesindeki yazısında da durum bu şekilde değerlendirilmiş. Yalçın’a göre: “MESEM’ler ise nitelikten çok kapitalistlere bedava işgücü sağlamak için kullanılıyor. Bu “fırsat” tüm sermaye kesimleri için bir nimet anlamına gelse de en çok küçük ve orta ölçekli işletmelere hizmet ediyor. Bu işletmeler toplam istihdamın yaklaşık %70’ini sağlıyorlar.”[15]

Yalçın’ın değerlendirmesi ile paralel olarak, benim de gözlemim MESEM’li öğrencilerin önemli bir bölümünün görece küçük işletmelerde çalıştığı yönünde. Tersinden bakarsak da, büyük fabrikalarda ve büyük sermaye yatırımı gerektiren alanlarda pek fazla MESEM’liye rastlamadım. Bu gözlem herhangi bir şekilde kapsayıcı olmaktan uzak ve Türkiye geneline dair kesin bir çıkarımda bulunmak mümkün değil. Ama bu gözlemi, Yalçın’ın iddiasıyla beraber düşündüğümüzde, bir de buna MESEM’li çalıştırmak için hukuki olarak aynı işletmede bir ustanın varlığı gerekliliğini eklediğimizde, MESEM’li öğrencilerin özellikle daha görece küçük çaplı işletmelerde çalıştığına dair bir çıkarımda bulunmak yanlış olmaz.

Üstelik MESEM’lerde gerçekleşen iş cinayetlerini incelediğimizde de, daha küçük işletmelerin yaygınlığı göze çarpıyor. İş cinayetine kurban gittiğini bildiğimiz çocukların önemli bir bölümü çeşitli taşeron işleri yaparken inşaatta hayatını kaybetmişti. Zekai Dikici, Murat Can Eryılmaz, Alperen Enes Ural, Alperen Kocayavuz bu çocuklardan sadece birkaçı. Bunun dışında da çalıştığı atölyede hayatını kaybeden ve hatta çalıştığı hastanede hayatını kaybeden çocuklar da var. Bir de buna, hizmet sektöründe iş cinayeti riskinin daha az olacağı gerçeğini eklersek, MESEM’lilerin büyük bir bölümünün küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalıştığı sonucuna varırız.

Türkiye Ekonomi Politiği İçerisinde MESEM

Yazının buraya kadarki bölümünde MESEM’in hangi eşikleri atlayarak bugüne geldiği, şu anki ölçeğini, aktarılan kaynağın boyutunu ve az çok hangi sermaye gruplarına aktarıldığını ortaya koymaya çalıştım. Şimdi bu bilgiler çerçevesinde MESEM’leri daha geniş bir ekonomi politik program bağlamında değerlendirmeye çalışacağım. Bu değerlendirmenin MESEM’lere karşı yürütülecek mücadele hatlarının belirlenmesinde de önemli olduğu fikrindeyim.

Vurgulanması gereken ilk mesele 2021 eşiği. 2016 ile beraber MESEM az çok bugünkü formunu almıştı. Ama 2021 yılına kadar bugünkü yaygınlığından hala çok uzaktı. Bunun temel sebebi ise MESEM’lilerin ücretlerinin 2021’e kadar işveren tarafından ödeniyor olmasıydı. 2021’de alınan devlet desteği kararı ile, bir MESEM’linin çalıştığı işletmeye maliyeti sıfırlanmıştı.

Aynı 2021 yılı ise Türkiye ekonomisindeki dibe vuruşun zirveye çıktığı yıl olarak değerlendirilebilir. 2018-2020 arasında Ekonomi Bakanı Berat Albayrak olmuş, düşük faiz politikaları izlenmişti. Ancak Albayrak’ın istifasına da neden olan bir kur krizi ve enflasyon patlaması ile Bakanlık neoklasik iktisadın gerekleri üzerinden hareket etme eğilimde olan Lütfi Elvan’a geçmişti. Bu devir teslimin ardından da düşük faiz yüksek faiz geçişleri, yeni Ekonomi Bakanları ile eş zamanlı olarak birbirini takip etti ve en sonunda 2023 seçimleri sonrası Mehmet Şimşek’in önderliğinde çok klasik bir kemer sıkma politika paketi uygulamaya kondu. Sıkça tespit edildiği üzere 2023’e kadar ekonomide yaşanan çalkalanmaların tümünün faturası yoksullar ve emekçilere kesilmiş oldu. Bu yazı kapsamında son 10 yılın ekonomi politikalarının geniş bir değerlendirmesini yapmak gibi bir hedefim yok, zaten pek mümkün de olmazdı.[16]

Ancak kısaca da olsa, dünya genelinde yaşanan ekonomik bunalımların da etkisiyle, Türkiye ekonomisinin içerisine sıkıştığı yapısal yetersizliklerin iktidarı daha da sıkıştırdığı bir on yılı tamamladığımızı vurgulamak gerek. Yapısal yetersizliklerden biri olan dışa bağımlılık ülkenin döviz girişine bağımlı olmasına sebep olurken, ülkeye döviz girmesini sağlamanın yollarını bulmak ise AKP iktidarının temel arayışı haline gelmişti. Bu bağlamda AKP aslında sıkça faizi yükseltmek ve bu sayede ülkeye dolar çekmeye mecbur kaldı. Neoliberal ekonomistlerin iddiasının aksine ekonomi cahili Nebati ve bilimsel gereklilikleri uygulayan Şimşek gibi bir ikilemin de hiçbir gerçekliği yok. Her iki program da yapısal kısıtlara dokunmadan, iktidarın açmazlarını bir şekilde geçiştirmek veya palyatif çözümler sunmanın farklı yöntemleri olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla Albayrak, Elvan, Nebati, Şimşek döngülerini bu yapısal kısıtlar çerçevesinde kavramsallaştırmak gerek.

Döviz ihtiyacının özellikle arttığı ve ödemeler dengesi krizi ihtimallerinin açığa çıktığı dönemlerde faizi yükseltmeye[17] mecbur kalırken, bir yandan da yükselen faiz ve buna eşlik eden kemer sıkma dönemlerinde ekonomiyi ciddi bir krize sürüklerken toplumsal meşruiyetini de riske atmak ikileminde bir oraya bir buraya savrulan bir iktidar gerçeği ile karşı karşıyayız. Şimşek programının ancak genel seçim zaferi geldikten sonra başlatılabildiğini ve hemen ertesi yılki yerel seçim hezimetine de bir ölçüde sebep olduğunu hatırlamak gerek. Bunun sebepleri çok basit. Kemer sıkma derken aslında kast edilen, ülkenin yoksullarının kemerinin sıkılması, ekonomi durağanlaşırken işsizliğin arttığı ve alım gücünün düştüğü bir dönemin yaratılması anlamına geliyor.

Şimşek programı benzeri politikaların faturayı emekçilere keserken, küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerinin de bu faturadan payını aldığını vurgulamak gerekiyor. Özellikle krediye erişimin zorlaştığı bu gibi dönemlerde, geniş çaplı iflas dalgaları yaşanması da son derece olağan ihtimaller arasında. Ancak AKP iktidarı için, bu bahsedilen grup özellikle önemli bir yerde duruyor. Oy tabanlarının önemli bir bölümünün küçük esnaf olması bunun temel sebebi. Dolayısıyla aslında AKP iktidarının kemer sıkma programlarına girişmesinin bir yandan da kendi altını oymasını bekleyebilirdik. Ki bu beklenti 2024 yerel seçimlerinde bir ölçüde gerçekleşti de, ancak ekonomide toptan bir çöküş dalgası olmadığı gibi AKP de taban desteğini bir ölçüde korumayı başardı.

Bu başarıyı iktidarın ekonomi politikasını tamamen ana akım bir kemer sıkma politikasına göre dizayn etmemesi üzerinden açıklayabiliriz. Ölçeği ve etkisi düşünüldüğünde, MESEM politikası da bu yaklaşımın önemli bir bileşeni. Demet Yalçın da yazısında MESEM’leri bu şekilde değerlendirmekte: “Hatırlayacak olursak 2023 seçimlerinin ardından rejimin izlediği ekonomi politikaları daha çok büyük tekellerin ve finans kurumlarının kârlarını katlarken faiz ve vergi yükü artan küçük ve orta ölçekli işletmeler sızlanmaya başlamıştı. Rejim, önemli bir destek aldığı bu kesimleri çeşitli istihdam teşvikleriyle ucuz işgücü sağlayarak rahatlatmaya çalışıyor. Görünen o ki MESEM’ler de bu politikanın önemli bir parçası haline gelmiş durumda.”[18]

Bu yazı boyunca aslında bu değerlendirmenin neden tamamen doğru olduğunun arka planını oluşturmaya çalıştım. Doğrudan bu şekilde bir yaklaşım ile karşılaşan bir okuyucu bu yaklaşımı biraz abartı görme eğilimde olabilir. Zaten sadece MESEM’ler üzerinden ayakta kalan bir küçük orta sermaye anlatısı kurmak da çok gerçekçi olmayacaktır. Ancak sadece 2026 yılında 270 milyar TL’lik masraftan sermayeyi kurtaran bir program ile karşı karşıya kaldığımızı unutmayalım. Üç adet MESEM’li çalıştırmanın bir işletmeye getirisi aylık 120.000 TL oluyor, bu da birçok küçük esnaf ve işletmeci için varlık ve yokluk arasındaki farka denk düşebilecek bir miktar.

Ben de şahsi olarak, Gebze örneğinde neredeyse sadece MESEM’li çalıştırarak varlığını sürdüren kuaför ve güzellik merkezleri ile sıkça karşılaştım. Üstelik bir de sermayeye sunulan bedava işgücünün, liseli olması ve işçi statüsünde bile olmaması dolayısıyla patronun baskı ve usulsüzlüklerine ses çıkarma imkanının çok az olduğunu vurgulamak gerek. 

Yani aslında MESEM’i basitçe sermayeye bedava işgücü sunmaya yönelik, daha da cüretlenen bir iktidarın gözünü çocuklara dâhi dikmesine dayanan bir program olarak görmemek gerekiyor. Aksine aslında ülke ekonomisinin yapısal kısıtları karşısında büyük sermaye lehine politika yapmaya gayret eden bir iktidarın bir yandan da kendi oy tabanını oluşturan küçük ve orta ölçekli sermaye sahiplerinin rejimle ilişkisini koruma çabasının bir sonucu MESEM.Bunu vurgulamak, MESEM’e karşı yürütülecek mücadelenin potansiyelini doğru tespit etmek açısında çok kritik. Bir sonraki bölümde de, MESEM karşıtı mücadeleyi vurgularken bir yandan da yüzbinlerce liselinin ve ailelerinin MESEM’i tercih etmelerinin sebeplerini de tartışmaya çalışacağım.

Zayıf Halka MESEM’ler

Türkiye ekonomisinin yapısal kısıtları düşünüldüğünde, iktidarın hem döviz kurunu kontrol ederken hem de küçük sermaye sahiplerinin karlılığını koruması MESEM ve benzeri politikaları dayanıyor. Bu yönüyle iktidarın MESEM programına bir ölçüde muhtaç olduğunu düşünüyorum. Bir anda MESEM uygulamasının kapatılması, sadece 2026 yılı içinde sermayeye toplamda 270 milyar TL’lik bir ekstra maliyet demek olurdu. MESEM’lerin sosyalist hareketin üzerine yüklenebileceği bir zayıf halka olmasının ilk sebebini bu mecburiyet üzerinden kavramak gerek.

MESEM’i zayıf halka olarak tanımlamanın ikinci sebebi ise MESEM karşıtı mücadelenin toplumda mobilize edebileceği meşruiyet. Özellikle yaşanan iş cinayetlerinin artması ile beraber gündeme oturan MESEM’lere dair yapılan tüm araştırmalar bu iş cinayetlerinin devamının da geleceğini maalesef bize gösteriyor. Denetimsizlik, aşırı çalıştırma, mobbing ve baskı tüm MESEM’lilerin yaşadıklarını ifade ettikleri şeyler. Bir yandan da MESEM 13 yaşından itibaren çocukların eğitimden koparılması anlamına geliyor. Tüm bunları bir arada düşündüğümüzde, MESEM’lere karşı başlatılacak geniş kapsamlı bir kampanyanın toplumda karşılık bulması çok olası.

Ancak burada bence dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Bu da MESEM karşıtı kampanyanın hangi hat üzerine inşa edilmesi gerektiği meselesi. Bir yandan korkunç bir emek rejimi politikası iken, bir yandan da yarım milyondan fazla liselinin aktığı bir program. MESEM’lerin bu kadar yoğun tercih edilmesinde liselilerin MESEM’e itilmesinin bir payı olduğu açık. Ama sadece bununla da açıklanamayacak bir akış olduğunu kabul etmek gerek. Bu akışı doğru anlayabilmek için hem MESEM’e giden çocukların hem de ailelerinin sürece nasıl baktığını anlamak gerekiyor.

Bunun önemli sebeplerinden bir tanesi de aslında eğitim sisteminin çözülüşünde yatıyor. Özellikle yoksul mahallelerde, emekçi ailelerin çocuklarının erişebildiği okullarda verilen eğitim hiçbir genç için bir şey ifade etmiyor. Bir meslek lisesi mezunu da, bir anadolu lisesi mezunu da eğer gerçekten çok üst düzey bir liseye erişememişse (ki buna erişmek de son derece sınıfsal) mezun olduktan sonra ya doğrudan işçi olmanın yollarını arıyor ya da bu süreci üniversiteye giderek birkaç yıl daha erteliyor. Ama ne lise ne de üniversite eğitimi, gençlerin kendilerine iyi bir gelecek inşa etmelerine yaramıyor.

İşin bir diğer boyutu da aslında çeteleşme ve uyuşturucu. Yoksul mahalleleri tamamen saran bu ağlar, birçok liseli genci de çeşitli yöntemlerle içine çekiyor. Liseler de bu süreçten azade değil. Eğitim verilmesi beklenen birçok lise uyuşturucu ticareti ve çete ağlarının gençliğe temas noktaları haline gelmiş durumda. Bizim buradan farkında olduğumuz bu gerçeği gençler de aileler de biliyor. Bu gerçeklik içerisinde MESEM düzeyinde korkunç bir politika bile bir umut ışığı biçimini alabiliyor.

Liselerde temas edilen çete ve uyuşturucu ağlarından çocuklarını korumak ve bu süreçte de en azından bir ek gelir sağlamak birçok aile için çok anlamlı. Bizim çok uzun mesai olarak ifade ettiğimiz gerçeklik bile, birçok aile için en azından çocuklarının nerede olduklarını bildikleri, çetelerle ve uyuşturucu ile temas etmediklerinden emin oldukları saatler anlamına gelebiliyor. Uzun çalışma saatleri ve çok kötü çalışma koşulları ise ailelerin bu karanlık içerisinde rahatlıkla meşrulaştırabildikleri durumlar. Bir yandan da aylık 10.000 TL bandında bir ek gelir, birçok emekçi aile için çok yaşamsal bir fark anlamına geliyor. Bir de tüm bunlara ek olarak, MESEM programından mezun olan öğrencilerin ustalık belgesi almaya hak kazanması, kendilerine ileride dükkân açma yetkisi olması da geleceğe dair bir umut yaratıyor.

Dolayısıyla MESEM’lerin tercih edilişi basitçe cehalet veya baskı ile açıklanamaz. Aksine, genel politik ekonomik atmosfer içerisinde birçok genç ve ailesi için MESEM’li olmak, standart bir lise eğitiminden daha anlamlı bir zemine oturuyor. Bu gerçeği de göz önüne aldığımız zaman, yerine bir şey koyamayan ve Türkiye kapitalizmini de yerle bir edemeyen bir hareketin mücadele hattını kısa vadede MESEM’leri kapatmak üzerine inşa etmesinin pek anlamlı olmayacağı da açığa çıkıyor. MESEM karşısında inşa edilecek mücadelenin ülke geneli sınıflar mücadelesinden azade ve kopuk düşünülemeyeceğini hatırlamamız gerekiyor. Sınıflar mücadelesinde aşama kat edip mevziler kazandıkça, MESEM karşıtı mücadelede de mevziler kazanabilecek imkanlarımız da açığa çıkacaktır.

Üstelik MESEM’ler hakkında ne kadar zayıf halka tespiti yapsak bile, iktidarın ekonomi politikasındaki vazgeçilmez konumu dolayısıyla MESEM’leri doğrudan kapatmak üzerinden inşa edilen bir mücadele hattının yine kısa vade için başarılı olma ihtimali düşük gözüküyor. Bu bahsettiklerim hiçbir şekilde MESEM’lerin kapatılması gerektiği gerçeği ile çelişmemekte, bunun mücadelenin hedefi olduğu gerçeğini de dışlamamakta. Fakat bizzat iktidar eliyle yaratılan karanlık içerisinde MESEM’lerin tüm korkunçluğuna karşın birçok emekçi aile için tercih edilir konuma geldiğini de unutmamalıyız.

Bu noktada mücadele hattı kısa vadede MESEM’leri kapattırmak yerine MESEM’lerin çalışma koşullarını iyileştirmek, çalışma saatlerini denetlenir hale getirmek, maaş düzeyini en azından asgari ücret düzeyine çıkarmak ve MESEM’e giden öğrencilerin bir yandan da eğitim alabilmesini sağlamak gibi hedeflere yönelmeli. Belki de tüm bunlardan da önemli olarak, MESEM karşıtı mücadele en başta MESEM’li öğrencileri bu mücadelenin öznesi hale getirmeyi ve MESEM’lerde örgütlenmeyi önüne koymalı. Bunun başarıldığı ölçüde MESEM’ler de doğrudan sınıf mücadelesinin yürütüldüğü ve işyerlerinde kazanımların elde edilebildiği alanlara dönüşecektir.

Bu şekilde kurulacak bir hat, hem MESEM’lilerin bizzat kendilerinden hem de ailelerinden daha rahat destek görecektir. Üstelik sosyalist hareketin bu talepleri dayatacak gücü de var. Bu basitçe iktidarın bu talepleri kabul etmeye itilebileceği anlamına da gelmiyor. Çünkü bir yandan bu taleplerin kabul edildiği bir MESEM biçimi iktidar için de anlamsızlaşacaktır. Ancak bu talepler iktidarın tercihlerinden bağımsız olarak bile dayatılabilir.

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaygınlığını düşünürsek, sosyalist hareket bu işletmeleri bizzat denetleyecek, MESEM’lilere kötü muamele yapılan yerleri teşhir edebilecek ve kötü muamele etmesini önleyecek önlemleri alabilecek güç inşa edebilir. Bizim MESEM’ler bu şekilde inşa edebileceğimiz bir kavgaya karşı ise, iktidarın baskı gücünü mobilize etmesi daha zor olacaktır. MESEM yönetmeliğini dâhi ciddiye almadan haftanın 6 günü işe çağıran bir işletmenin teşhirini kriminalize etme çabasının halkta karşılık bulmasını önleyebilir, daha çok MESEM’li genç ve ailenin hayatlarına dokundukça, MESEM’liler arasında bir güven ağı oluşturabiliriz.

Zayıf halka tespitine gelirsek eğer, kavramı kullanırken kastım, MESEM’e yönelik bir mücadelenin rejimi tek başına çökerteceği değil. Böyle bir iddia hem gerçekçi olmaz hem de mücadelenin asıl niteliğini çarpıtır. Kastım, MESEM’in rejimin krizle baş etme stratejisinin nispeten kırılgan ve müdahaleye açık bir noktası olduğu, ve buradan yürütülecek bir mücadelenin daha büyük dinamiklerle birleşme potansiyeli taşıdığıdır. Biz bu mücadeleyi inşa edebilir ve MESEM’in şu anki işleyişinde ufak da olsa dönüşümler yaşatmayı başarabilirsek, yazı boyunca vurguladığım sebeplerden ötürü, MESEM artık amacına yeterli ölçüde hizmet etmeyecektir. Bu da Türkiye’de zaten süregelen ekonomik kriz dinamiğini hızlandıracak ve bir yönetim krizi ile de birleştirebilecektir. AKP-MHP iktidarının hem uluslararası dev sermaye gruplarına hizmet ederken hem de kendi oy tabanı olan küçük esnafları bir ölçüde korumaya devam etmesinin koşulu MESEM ve benzeri halk düşmanı politikalardır. MESEM’leri esnafın karını koruyamaz hale getirebilirsek, rejimi de önemli ölçüde sıkıştırabiliriz. Bununla beraber de hayatına dokunmayı başarabildiğimiz, MESEM’lerde iş cinayeti gölgesinde çalışan her bir genç başlı başına bir kazanımdır. Sosyalist hareket birçok hedefinden çok uzak olabilir, ama MESEM’leri bir ölçüde insancıl hale getirecek bir hareketi inşa edecek güce sahibiz. Bunu inşa edebilmek ise hem bizleri daha çok güçlendirecek, hem de rejimi zayıflatacaktır.


Dipnotlar

[1] MESEM’de can veren Buğra’nın arkadaşları anlattı – Evrensel

[2] Yazının yazılmasından yayımına kadar geçen bir haftalık süreçte bu sayı 130 kişi kadar artmış gözüküyor. Bknz. https://e-mesem.meb.gov.tr/

[3] Farklı mesleki eğitim programları için bknz. Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi: https://mtegm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2024_09/18170207_16_09_2024_mtgmpolitikabelgesi.pdf

[4] Bu değişiklik için 3308 sayılı Kanun’da yer alan 2 no’lu dipnota bakılabilir: https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=3308&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

[5] MESEM tarihçesi için Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü, Tarihçemiz sayfası: https://mtegm.meb.gov.tr/www/tarihcemiz/icerik/20)

[6] İlgili değişiklik için 6764 sayılı Kanun, 23. Maddeye bakılabilir: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161209-5.htm

[7] Bknz.Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü, Tarihçemiz sayfası: https://mtegm.meb.gov.tr/www/tarihcemiz/icerik/20

[8] Ucuz iş gücünü sistematik hale getiren uygulama: MESEM – Evrensel

[9] AKP’nin çocuk işçilik projesi MESEM konusunda iktidara zor sorular – İSİG Meclisi

[10] Hayatını kaybeden MESEM’li Arda Tonbul’un arkadaşları: Arkadaşımızı suçluyorlar – İSİG Meclisi

[11] Bu raporlara ulaşmak için: https://sgb.meb.gov.tr/www/resmi-istatistikler/icerik/64

[12] İlgili veri için 3308 Sayılı Kanun’un 25. Maddesine bakılabilir: https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=3308&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

[13] Bu güncelleme için 3308 Sayılı Kanun, Geçici Madde 12’ye bakılabilir: https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=3308&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

[14] Listenin tümü için: https://meslegimhayatim.meb.gov.tr/photos/2023/12/15/39-alan-193-dal_23-kasim_23_657c040377dbe.pdf

[15] Türkiye’de Mesleki Eğitim ve Çocuk Emeği Sömürüsü, Demet Yalçın – İSİG Meclisi

[16] Bu konuda daha detaylı arka Plan bilgisi edinmek isteyen okurlar Özgür Orhangazi’nin blog yazılarından faydalanabilirler. Blogdaki, “Yapısal kriz ve gidişat”, “Faiz-döviz meselesi – 1: Çıkan kısmın özeti”, “Faiz-döviz meselesi 2: Düşük faiz-yüksek kur işe yarar mı?” ve “Faiz-döviz meselesi 3: “Sermayeler arası savaş” mı?  Ya da niyet neydi akıbet ne olacak?” yazılarının okunması son derece faydalı olacaktır. Ek olarak, benim Özgürlükçü Gençlik sitesinde yazdığım ve blogdaki yazılardan çokça yararlandığım “Sebepleri ve Sonuçlarıyla Şimşek Programı” yazısı da faydalı olacaktır.

[17] Meseleyi faiz üzerinden tartıştım ama faizi arttırmak burada daha geniş anlamda bir kemer sıkma politika paketine işaret ediyor. Faizi düşürme ise ekonomiyi genişletme ve nakite erişimi kolaylaştıran bir politika paketi anlamına geliyor.

[18] Türkiye’de Mesleki Eğitim ve Çocuk Emeği Sömürüsü, Demet Yalçın – İSİG Meclisi