Brezilya devlet başkanlığı seçiminde Trump destekli Flavio Bolsonaro (Jair Bolsonaro’nun oğlu) ile yarışan Luiz Inacio Lula da Silva (Bilinen adıyla Lula), 4 Ekim’de yapılan ve hiçbir adayın yüzde 50 barajını geçemediği ilk turdaki seçimi kaybetmesine rağmen dün yapılan ikinci tur seçimlerinde galip geldi. Bu, Brezilya seçim tarihinde bir ilk. Sadece Brezilya tarihinde değil dünya seçim tarihinde eşine az rastlanan bir olay bu. Bu geri dönüşte ilk turdan sonra öğrenciler tarafından düzenlenen büyük Bolsonaro karşıtı protestoların etkisi olduğu ifade ediliyor.
2003-2010 yılları arasında iki dönem devlet başkanlığı yapan Lula, 2023’te tekrar göreve gelerek Brezilya’nın modern tarihindeki en uzun süre görev yapan devlet başkanı olmuştu. Lula’nın ilk iki dönemindeki pratikleri oldukça dikkat çekici sosyal politikaların yanı sıra sermaye sınıfı için de büyük atılımlara fırsat sağlamıştı.
Lula Döneminde Neler Oldu?
Lula öncülüğündeki PT hükümeti, neoliberal politikalar ile sosyal kalkınmacılığı sentezleyen bir anlayışla hareket ederek alt sınıflar ve üst sınıflar arasında bir denge yaratmayı başarmıştı. Lula döneminde Bolsa Familia (Aile yardımı) gibi nakit gelir desteği sunan sosyal yardım programlarıyla 13,5 milyon aile (yaklaşık 45 milyon Brezilya vatandaşı, (yani ülke nüfusunun dörtte biri) ulusal pazara entegre edildi. 2003 yılında başlatılan Bolsa Familia yardımları kısa vadede aşırı yoksulluğu ve açlığı azaltmak, uzun vadede ise çocukların sağlık ve eğitim koşullarını iyileştirerek insan sermayesini artırmak amacıyla hayata geçirilmişti. 2023 yılı itibariyle bu program dünyanın en kapsamlı sosyal yardımı haline geldi. Uygulanan program ile birlikte çocuk ölümleri azaltıldı, çocuk yoksulluğu azaltıldı, yoksulların koşulları iyileştirildi.
Diğer yandan yine Lula döneminde reel asgari ücret büyüme ve enflasyon oranlarının üzerinde arttı, hem de diğer sosyal transferleri de tetikleyerek Brezilya nüfusunun büyük çoğunluğunun tüketim gücünü artırdı. Kamu yatırımlarının artırılması ve devletin uzun dönemli planlama rolüne geri dönmesiyle işsizlik önemli oranda geriletilmişti.
Ancak Lula döneminde sadece alt sınıflar değil Brezilya sermayesi de atılım yapmıştı. Lula döneminde devasa bir büyüklüğe ulaşan Brezilya Kalkınma Bankası (BNDES), Brezilyalı çok uluslu şirketlerin dünya çapındaki yayılımını finanse etmiş ve sermayenin merkezileşmesini sağlamıştı.
Dış Politikada Brezilya
Dış politikada Rusya, Hindistan, Çin gibi ülkelerle kurulan ittifaklar Brezilya sermayesi için kârlı (ve bazen komşuları ekonomik olarak ezen) yeni pazarlar yaratmıştı. Yine Lula döneminde PT hükümeti, Brezilya’yı küresel bir güç yapma hedefiyle orduyu yeniden merkeze almış, bu dönemde savunma harcamaları artmış, havacılık (Embraer) gibi sektörler askeri üretime yönelmiş ve nükleer denizaltı teknolojisine yatırım yapılmıştı.
Kısacası Lula’nın döneminde Brezilya yoksulların kalkınmalarını da gözeten bir neoliberal programı hayata geçirerek ABD merkezli batı ile değil yükselişte olan diğer güçlerle bir ittifak kurarak özgün bir gelişme göstermişti. Latin Amerika’yı tekrar arka bahçesi yapma hedefiyle son derece agresif bir politika izleyen Trump iktidarının desteklediği Bolsonaro’nun seçimlerdeki yenilgisi Trump’ın Latin Amerika hesaplarına ağır bir darbe vurdu.
Yaklaşan kasım seçimleri öncesi Trump için moral bozucu bir yenilgi bu. Ancak Lula hükümetinin son tahlilde bir düzen içi hareket olduğunu unutmamak gerekir.
Monroe Doktrini ve Bolsonaro Senaryosu
Trump’ın Latin Amerika stratejisi, kıtayı Washington’ın nüfuz alanı sayan 1823 tarihli Monroe Doktrini’nin güncellenmiş haline dayanıyor. Bu doktrin bugün, ABD’nin zayıflayan hegemonyasını toparlamayı ve Çin’in küresel düzeydeki varlığını kırmayı hedefliyor. Bolsonaro çizgisi de bu stratejinin çekirdeğini oluşturuyordu.
Lula başaramayıp kaybetseydi, yalnızca Brezilya’daki sosyal programlar ve kamucu denge çökmeyecekti. Aynı zamanda kıta genelinde Washington’a bağımlı, sert bir neoliberal restorasyon dalgası başlayacaktı. Brezilya’nın BRICS içindeki çok kutuplu dış politika hattı felç olacak, doğal kaynaklar küresel sermaye ve tarım tekellerinin sınırsız talanına açılacaktı. Lula’nın zaferi, Latin Amerika’nın yeniden doğrudan bir “arka bahçe” statüsüne indirgenmesi planına vurulmuş kritik bir fren niteliği taşıdı. Lula’nın kazanması Amazonlar başta olmak üzere doğal kaynakların ABD emperyalizminin pervasızca saldırılarına karşı kapıları çok sert olmasa da kapatmış oldu.


