Bu yıl düzenlenen Davos zirvesi, alışılagelmişin çok dışında gerçekleşti. Genellikle Davos zirveleri, dünyanın elitlerinin, egemen ülkelerin yöneticilerinin bir araya gelip Dünya düzeninin ne kadar iyi olduğunu ifade etmeleri, ufak tefek sorunlara parmak basmaları ama özünde çok net bir fikir birliğinin vurgulanması ile geçerdi. Bu fikir birliğini ise kurulu neoliberal ekonomik düzenin övgüsü ve devamında bir ısrar olarak özetleyebiliriz.
Bu yıl ise dünya genelinde yaşanan ekonomik ve politik gelişmelerin de ışığında, egemenlerin ve elitlerin aslında biz sosyalistlerin yıllardır vurguladığı bir şeyi birinci ağızdan itiraf etmesine şahit olduk: Liberal ekonomik düzen çöktü, hatta hiç var olmamıştı.
Mış gibi Yapmak
Daha öncesinde İngiltere ve Kanada Merkez Bankası Başkanlığı da yapmış olan, Kanada Başbakanı Mark Carney konuşmasında, uluslararası hukuka dayandığı ve belirli kurallar çerçevesinde tüm katılımcılara fayda sağladığı iddia edilen düzenin aslında bir uydurma olduğunu ifade etti. Ancak bu onlar için faydalı bir uydurmacaydı, dolayısıyla da bu uydurmacaya dahil oluyor, adeta rol yapıyorlardı. Bunu da biz değil, neoliberalizmin azılı savunucusu ve Kanada Başbakanı Carney söylüyor. Uluslararası hukuk diye bir şeyin geçersiz olduğunu, güçlü devletlerin (özellikle de ABD’nin) istediğini yapabildiğini, ticaret anlaşma ve pratiklerinin egemenler lehine inşa edildiğini herkes gibi onlar da biliyordu. Ama fayda sağlayan tarafta oldukları sürece bu uydurmacaya dahil oldular.
Bu yıl değişen şey ise aslında bu uydurmacanın artık iyice ayyuka çıkmasından da öte, bizzat bu yalanın dayandığı temel sütun olan ABD’nin politika değişiklikleri. Carney’i iyi dinlemek gerek. Bu uydurmacanın bize fayda sağlamasına sebep olan şey Amerikan hegemonyası idi diyor Carney. Amerikan hegemonyası sayesinde derken de aslında Amerikan silahları, Amerikan donanması yani Amerikan gücü sayesinde ABD’nin müttefikleri de fayda sağlayan tarafta yer alıyordu. Ancak Carney artık bu pazarlığın işlemediğini ifade ediyor. Bunun sebebi ise Trump’un ikinci dönemi ile beraber net bir şekilde değişen Amerikan stratejisinde yatıyor.
Trump’tan Tüm Dünyaya Tehditler
Bu değişen stratejiyi ise bize Trump’ın kendisinden daha iyi kimse açıklayamaz. Kendisinden önceki başkanların aksine pek fazla retoriğe girmeden gerçekliği olduğu gibi açıklamayı seven bir başkan ile karşı karşıyayız. Zaten Davos’un öncesinde de Venezuela konusunda açıkça uluslararası hukuk kurallarını dikkate almadığını ve sadece kendi değer yargılarına göre hareket ettiğini söylemişti Trump. Davos’ta da benzer bir tavır takınıyor.
Açık sözlülük dışındaki bir diğer özelliği ise inanılmaz megalomanisi kesinlikle. Konuşması boyunca içeride ve dışarıda ne kadar başarılı olduğunu ne kadar büyük şeyler başardığını, kendisinden önceki yönetimlerin ne kadar beceriksiz olduğunu anlatıp duruyor. Ancak işte burada söylediklerinin büyük kısmı gerçeği pek yansıtmıyor. ABD’nin ekonomik anlamda çok iyiye gittiği Michael Roberts’ın verilerle de gösterdiği üzere doğru değil. Doğru, toparlanmış gözüken bir büyüme var ama bu genellikle AI şirketlerinin spekülasyona dayanan büyümesinden kaynaklanıyor. Bunlar dışarısında yatırımlar çok az. En tepedeki bu dev şirketler dışında karlılık düşük, iflaslar olası. Vatandaşın hissettiği enflasyon artmaya devam ederken, göçmenlerin hızla ve vahşice sınırdışı edilmesi iddia edilen istihdamı sağlamıyor.[1]
Dışarıya dair söylediklerine baktığımızda ise Carney’in korkularının kaynağını görebiliyoruz. Grönland’a doğrudan bizim toprağımız çünkü batı yarım kürede diyen Trump, Kanada’yı da açıktan tehdit etmekten geri durmuyor. Carney’e ismiyle hitap ederek, konuşmanı dinledim ve bizim sırtımızdan geçinmenize rağmen pek minnettar değilsiniz, biz olmasak varlığınızı dahi sürdüremezdiniz şeklinde bir çıkış yapıyor.
Tüm bu agresif tutumun arkasında ise Trump’ın, ABD’nin yeni yayınladığı strateji belgesinde de hissedilen, müttefiklerimiz bizim sırtımızdan bedavaya geçiniyor ve dünyanın yükünü biz çekiyoruz yaklaşımı yatıyor. ABD’nin kurulu düzenin devamından sorumlu olduğu, bunun yükünü tek başına sırtlarken faydalarını paylaştığı yaklaşımının doğal bir sonucu ise ya yükü de siz çekin ya da faydalara vazgeçin politikaları. Fakat tabiki Trump kendisi dışında herhangi bir ülkenin böyle bir yükü sırtlayabileceğine inanmadığı gibi faydaları paylaşmaktan pek hoşnut değil.
Canavarlar Çağına Giriyoruz
Tüm bu karmaşanın ve belirsizliğin en iyi ifadesi ise aslında kendisi de azılı bir anti-komünist olan Belçika Başbakanı De Wever’den geliyor. Gramsci’ye atıfla De Wever, “Eski ölürken yeni henüz doğmamışsa, canavarlar çağı yaşanır.” Burada kastettiği canavar Trump. Çünkü Trump’ın tehditleri Kanada ile de sınırlı değil. Macron’un siyasi kariyerini bitirme tehdidinden, Grönland konusunda diretirlerse tüm Avrupa’ya çok ciddi gümrük vergileri koymaya kadar AB ülkeleri de Trump’ın hedefleri arasında.
De Wever’in istemeden de olsa da dünyanın durumuna dair çok iyi bir tespit yaptığını itiraf etmek gerek. Ölmekte olan eski burada Carney’in de işaret ettiği üzere kurulu uluslararası düzen. Fakat bunu öldüren Trump değil, tam aksine Trump da sadece bir semptom. Üstelik bu düzenin yerine yenisi kurulamadığı ölçüde, dünya canavarların çağına mahkûm.
[1] Michael Roberts’ın ekonomik analizinin tümünü bu yazı kapsamında aktarmak pek mümkün değil. Ancak ilgili okurlar yazıya bu linkten ulaşabilir: https://thenextrecession.wordpress.com/2026/01/21/from-monroe-to-donroe-greenland-and-carney/

