Fransa’da öğretmen açığı, kalabalık sınıflar ve çürüyen okul binalarına tepki olarak 29 Eylül’de başlayan liseli eylemleri, 1 Ekim’deki okul işgalleriyle yeni bir evreye geçti. Kamu sektörü grevinin de sürece dahil olmasıyla hareket, kısa sürede üniversitelere ve tüm ülkeye yayılan kitlesel bir direnişe dönüştü. Paris banliyölerinde başlayan daha fazla öğretmen ve nitelikli eğitim talebiyle büyüyen eylemler, 6 Ekim’de 250 binden fazla kişinin sokaklara dökülmesiyle yeni bir boyut kazandı. Devletin sert müdahaleleri sonucunda hareketin başından bu yana 6 bin 500’ü aşkın kişi gözaltına alındı. 13 Ekim tarihi için ise ülke geneli bir grev kararı alındı.
Öğrenci isyanını büyüten iki temel etken var: Eğitim sistemindeki çöküş ve devletin tırmanan polis şiddeti. Öğrenciler sokağa çıkmadan hemen önce kolluk kuvvetlerine silah kullanımında yasal koruma getiren yasa tasarısının gündeme gelmesi öfkeyi ateşledi. Öldürme ruhsatı denilen bu tasarının gölgesinde nitelikli eğitim talep eden gençler, karşılarında çevik kuvveti buldu. Okul önlerindeki barikatlara yoğun gazla müdahale edildi ve küçük yaştaki öğrencilere orantısız güç uygulandı.
Öğrenci hareketini daha da alevlendiren en çarpıcı durum ise bütçe tercihlerinde kendini gösteriyor. Eğitim sistemi kaynak yetersizliğinden sarsılırken, Macron yönetiminin askeri harcamaları 2027 yılına kadar iki katına çıkararak 63,3 milyar avroya ulaştırmayı hedeflemesi sokaktaki tepkinin haklılığını kanıtlıyor. Liselilerin barikatlarda direndiği günlerde Cumhurbaşkanı Macron’un nükleer caydırıcılık kapasitesinin bir parçası olan M51.3 stratejik balistik füzesinin deneme atışını gururla izlemesi, sistemin önceliklerini açıkça gözler önüne serdi. Çürüyen okul binaları ve öğretmen açığı için kaynak bulunamazken füze sistemlerine ve militarist politikalara milyarlarca avro akıtıldı.

Öğrenci direnişi, sabah saatlerinde okul girişlerini kapatan liselilerin sınırlarını çoktan aşarak üniversitelere ve sendikalara yayıldı. “Hepimiz antifaşistiz” sloganının yankılandığı bu direnişte; eğitim hakkı, polis şiddetinin son bulması ve gençlerin geleceğine yatırım yapılması talepleri etrafında bir dayanışma ağı örüldü. Protestolara katılan öğrencilerin de ifade ettiği gibi, sokakta ortaya çıkan hareket, orantısız devlet gücü karşısında her geçen gün artan yoksulluğun doğal bir yansıması olarak vücut buluyor. Okul kapılarında başlayan barikatların ülke siyasetinin tam merkezine oturması, bir kuşağın kendisine dayatılan koşulları kabul etmeyeceğini ilan ediyor. Gençler, eğitime ve insanca bir hayata ayrılmayan kaynakların silahlara, nükleer füzelere ve devletin güvenlik aygıtına aktarıldığı bu düzeni sokaklarda kökten reddediyor.


