Fon Krizinin Gölgesinde TBMM’de: “Türk Kızılay Kanun Teklifi” ne Getiriyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindeki “Türk Kızılay Kanun Teklifi”, sivil toplum kuruluşlarının faaliyet alanlarından kamu ihalelerine, diplomatik görevlerden kişisel verilerin kullanımına kadar pek çok alanda köklü ve tartışmalı değişiklikler içeriyor. Kanun değişikliği sermaye devlet merkezli iktidar alanının dönüşümüyle doğrudan bağlantılı bir içeriğe sahip.

Türkiye Kızılay Derneği ismini Türk Kızılay olarak değiştiren kanun hem devletin toplumu yeniden dizaynına hem de Kızılay bünyesinde toplanan varlıkların sermayeye transferine olanak sağlayan birçok düzenleme içeriyor.

Yardım Kuruluşlarında Tekelleşme ve Alternatif Kurumlara Yasak 

Teklifin en dikkat çekici maddelerinden biri, Kızılay’a verilen hak ve yükümlülükleri amaç edinen başka bir tüzel kişiliğin kurulmasını yasaklayan madde. Anayasa’nın “önceden izin almaksızın dernek kurma hakkını” ihlal eden bu düzenleme ile afet müdahalesi, arama-kurtarma ve insani yardım gibi alanlarda bağımsız sivil örgütlenmelerin faaliyet göstermesi veya yenilerinin kurulması yasal olarak engellenebilecek. 

Toplumsal dayanışmanın ortadan kaldırılarak afetlere müdahale tek bir merkeze bağlanarak bürokratikleştirilirken, 6 Şubat depremlerinde ortaya çıkan halk dayanışmalarını da engelleme niyeti taşıyor.

Uluslararası Yardımların Tek Muhatabı Kızılay Olacak 

Düzenlemeyle birlikte, olağan veya olağanüstü hallerde küresel Kızılhaç/Kızılay ağından Türkiye’ye gelecek tüm ayni ve nakdi yardımları almaya ve kullanmaya tek yetkili kuruluş Kızılay yapılıyor. AFAD ve Dernekler Kanunu’nun denetim sınırlarının esnetildiği bu maddeyle, tüm kaynağın tek muhatabı Kızılay olacak. Bu noktada Kızılay’ın sadece bir sivil toplum örgütü olmadığını, 2019’dan bu yana sermayeye açılan bir yönü olduğunu ifade etmemiz gerekir.

Hatırlanacağı gibi holdingleşme süreci, ilk kez 2019 yılında “Kızılay Yatırım Holding” adıyla devasa bir şirketler grubunun kurulmasıyla hayata geçmişti. Holding bünyesinde çadır fabrikalarından maden suyu tesislerine, lojistik şirketlerinden sağlık kuruluşlarına ve hatta gayrimenkul portföy yönetim şirketlerine kadar uzanan çok ortaklı bir holding düzeni inşa edilmişti. Kurum 6 Anonim Şirketi olan bir holdinge dönüştürüldü ve 6 binin üzerinde olduğu söylenen milyarlarca liralık değerdeki gayrimenkullerinin yanı sıra maden suyu ve çadır işletmeleri; kurulan şirketler arasında paylaştırılmıştı.

Holdingleşen Kızılay’ın eldeki devasa gayrimenkullerin yanı sıra yurt içinden ve yurt dışından gelecek yardımları bünyesinde toplayarak tekelleşmesi elbette akıllara 6 Şubat depremlerindeki çadır satışlarını getiriyor. 

Kızılay’a “Savaş Esiri ve Diplomasi” Görevi

Diğer yandan mevcut tüzükte yer almayan spesifik görevler ilk kez Kızılay’ın yasal ödevi haline getiriliyor. Teklif, Kızılay’a savaş esirlerini ziyaret etme ve esir değişimlerine aracılık etme gibi hassas diplomatik ve hukuki görevler veriyor. Bu görevin nasıl ve ne amaçla kullanılacağı henüz tam olarak bilinmezken akıllara dış politikada giderek artan bir biçimde yayılım eğiliminde olan ve son olarak Suudi Arabistan’a asker göndermeye hazırlanan AKP/MHP iktidarının savaş politikaları geliyor. Muhtemeldir ki yabancı ülke topraklarında bulunmanın farklı biçimleri yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Bu noktada tanımlanan diplomatik görevlerin arkasında istihbarat toplamak gibi işlevlerin de yerine getirmek amacıyla bu yola başvurulduğu akıllara geliyor.

Kamu İhalelerinden Muafiyet ve Devletin Daimî Tedarikçiliği

Teklifin 4. maddesi ile Kızılay’ın dernek yapısı değil; çadır, lojistik ve maden suyu gibi alanlarda faaliyet gösteren kâr amacı güden “iktisadi işletmeleri ve şirketleri” (Kızılay Yatırım Holding) 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndan tamamen muaf tutuluyor. AFAD veya belediyeler gibi idarelerin Kızılay şirketlerinden ihalesiz milyarlık alımlar yapabilmesinin önü açılıyor. 

6 Şubat depremlerinde stoklarındaki çadırları halka ücretsiz dağıtmak yerine ticari sözleşmeyle satan bir yapının “devletin daimi ve denetimsiz tedarikçisi” haline getirilmesi nereden bakılırsa bakılsın niyeti son derece açık eden bir durum. 

Ayrıca aynı maddeyle, kamu kurumlarındaki taşınır malların “uygun görülenlerinin” Kızılay’a bedelsiz devredilebilmesine olanak sağlanması da kamu maliyesinde şeffaflık ihlali olarak görülüyor. Kanun maddesinde yer alan “uygun görülen” ibaresi son derece muğlak bir ifade ve bu maddenin kurumlar arası zenginlik transferinin temel dayanaklarından birisi olacağı çok açık.

Milyonlarca Yurttaşın Mahrem Verisine Anlık Erişim ve “Fişleme” Tehlikesi 

 Teklifteki en vahim ihlallerden biri olarak değerlendirilen düzenleme ile Kızılay, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın en hassas sosyal yardım veri tabanı olan BSYBS’ye doğrudan ve anlık erişim hakkı kazanıyor. Bu durum, milyonlarca ihtiyaç sahibi ve dar gelirli vatandaşın gelir durumunun, aile yapısının, mülk kayıtlarının ve sağlık bilgilerinin sivil denetimden uzak bir derneğin önüne serilmesi anlamına geliyor. 

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na (KVKK) ve Anayasa’nın 20. maddesine aykırı olan bu adımın, siyasi baskı amacıyla kitlesel bir “fişleme ve siyasi haritalandırma” mekanizmasına dönüşebileceğini görmek zor değil. Bu haritalandırma muhtemelen seçim öncesi dönemlerde artan “yardım seferberliği” için kullanılacak işlevsel bir araç sağlayacak. 

Kızılay Holding’in Daha Önceki Taşınmaz Yağmaları

Kızılay şirketleşmenin ardından kurum bvünyesindeki taşınmazları hızla kendi şirketlerine yok pahasına satmaya başladı. Örneğin, Konya’da yer alan ve 54,4 milyon TL değer biçilen hastane binasının satış işlemi 12 milyon 500 bin TL bedelle gerçekleştirilmiş; bir başka satışta da İstanbul’un Fatih ilçesindeki 80 milyon TL değerindeki bir apartman bloğu 17 milyon 100 bin TL gibi bir rakamla holding iştirakinin kasasına geçirilmişti. Yine bir başka satışta Ankara’nın Çankaya ilçesinde değeri 41 milyon olan Memnune Caner İş Merkezi binasının satışı 2022 yılında 7,5 milyon TL’ye yapılmıştı. Bunun gibi sayısız skandala imza atan kurum yeni yasayla tüm taşınmazlarını hızla sermayeye aktaracak.