Çocukların yaşam hakkı ihlallerinde tablo giderek ağırlaşıyor. Ülkemizde çocuklar neredeyse her gün, çoğu önlenebilir olan sebeplerden dolayı hayatını kaybediyor. FİSA Çocuk Hakları Merkezi, dönem dönem bu ölümlere dair kapsamlı raporlar yayınlıyor. Yayınlanan son rapor pek çok çarpıcı veri barındırıyor.
FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nin Haziran-Ağustos 2026 dönemine ilişkin hazırladığı “Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı İhlalleri Raporu”, çocukların yaşam hakkının çok farklı alanlarda ihlal edildiğini ortaya koyuyor. Yerel ve ulusal İnternet medyası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi günlük bültenleri ve İSİG Meclisi verileri taranarak hazırlanan rapor; Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında Türkiye’de çocukların karşı karşıya kaldığı yaşam hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koyuyor.
Raporda, medya taraması kapsamında 63 ilde yaşanan çocuk ölümlerine ilişkin verilere ulaşıldığı belirtiliyor. Buna göre 174’ü oğlan 60’ı kız olmak üzere en az 239 çocuk yaşamını kaybetti. Çocukların 225’inin devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesiyle bağlantılı ihmaller sonucunda hayatını kaybettiği belirtildi.
Bu verilerin yalnızca ulaşılabilen vakaları gösterdiğini, ulaşılamayan daha pek çok vaka olduğunu ve gerçek tablonun çok daha ağırlaştığını bilmek gerekiyor.
Çocuklar Neden Ölüyor?
Çünkü çocukların yaşam hakkını yalnızca kâğıt üzerinde bırakmak yetmiyor, yetmez. Çocukların güvenli sokaklara, güvenli okullara, güvenli çalışma koşullarına, güvenli ulaşım sistemlerine, temiz ve güvenli kamusal alanlara, nitelikli sağlık hizmetlerine ve onları koruyan sosyal politikalara ihtiyacı var.
Rapordaki tablo bize tam da bunu söylüyor:
Çocukların yaşamını kaybettiği olayların önemli bir bölümünde ihmal ve önlenebilir riskler karşımıza çıkıyor.
Kamu kurumlarında ve/ya da kamu görevlilerinin bizzat yaptıkları ve/ya da ihmal ederek yapmadıkları nedeniyle gerçekleşen olaylarda en az 14 çocuk yaşamını kaybetti. Trafik kazası sonucu 57, kırsal/açık alanda yaşanan yaşam hakkı ihlali sonucu ise 48 çocuk yaşamını kaybetti. Şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 11 çocuk, bireysel silahlanma sonucu 5, intihar sonucu 4 çocuk yaşamını kaybetti.
Trafik kazaları, açık alanlardaki tehlikeler, evlerdeki güvenlik sorunları, elektrik kaynaklı ölümler, yangınlar, zehirlenmeler, ve başka ihmaller… Rapor, bunların hiçbirini yalnızca “kaza” denilerek geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. Her biri münferit olaylar gibi gösterilen çocuk ölümleri aslında bir sistemin sonuçları.
Çocuklar İşçi Değildir: Çocukların Yeri İşyerleri Değildir
Raporda Haziran-Ağustos döneminde en az 44 çocuğun çalışma hayatıyla bağlantılı nedenlerle yaşamını kaybettiği görülüyor. Bu çocukların en az 36’sı çalıştıkları sırada iş cinayeti sonucunda hayatını kaybetmiş.
Yaşamını kaybeden çocuklardan 3’ü meslek lisesi, 2’si ise Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) stajı kapsamında işyerinde bulunurken iş cinayetinde yaşamını kaybetti. 5 çocuk ise mevsimlik tarım işçisi olarak çalışırken yaşamını kaybetti. Yaşamını kaybeden çocukların en az 4’ünün mülteci olduğu tespit edildi.
Meslek liselerinde, MESEM kapsamında, mevsimlik tarımda ya da başka işlerde çalışan çocuklar için eğitim hakkı ile çalışma hakkı arasında bir tercih yapmaya zorlayan bu düzen, çocukların yaşamını da tehdit ediyor. Bir çocuğun okulda olması gerekirken işyerinde bulunmasını normalleştiren her yaklaşım, çocuk işçiliğinin önünü açıyor. Dolayısıyla tüm bu ölümler de doğrudan bu politikaların sonucunda yaşanıyor.
Her Çocuk İçin Çocuk Hakları
Raporda en az 19 göçmen ve mülteci çocuğun yaşamını kaybettiği görülüyor. Bu sayının içinde 4 çocuk iş cinayeti/çocuk işçi ölümü ve 1 çocuk iş yeri kazası nedeniyle yaşamını kaybetti.
Türkiye’nin de imzacısı olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre çocuk hakları çocuğun kimliğine, doğduğu yere, vatandaşlığına ya da ailesinin ekonomik durumuna göre değişmez. Çocuğun yaşam hakkı sınırda da, tarlada da, okulda da, sokakta da aynıdır. Yayımlanan rapor ise Türkiye’nin sözleşmenin gerektirdiği politikalardan oldukça uzakta olduğunu yeniden gözler önüne seriyor.


