Okullarda Şiddet ve İktidarın Toplumu Çürütme Politikası

Okullarda, sokakta, iş yerlerinde, evde ve doğada, her yerde vahşetin rejimi örülüyor. Üstelik artık bu şiddet, anlık patlamalarla sınırlı kalmıyor! Gündelik hayatın içine sızan, normalleştirilen ve yeniden üretilen bir düzen hâline geliyor.

Önce Urfa/Siverek’te bir lisede, ertesi gün Maraş’ta bir ortaokulda şiddetin, cinayetin ürpertisini yaşadık. 2 Mart’ta İstanbul’da bıçaklanarak öldürülen Fatma Nur öğretmenin acısı henüz tazeliğini koruyorken.

14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski okulu Ahmet Koyuncu MTAL’ye gelen bir öğrenci, av tüfeği ile rastgele 16 kişiyi yaraladı, ardından yaşamına son verdi. Bundan bir gün sonra Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’na yine okulun bir öğrencisi silahlı saldırı düzenliyor ve saldırgan da dâhil 10 kişi hayatını kaybediyor, onlarca kişi yaralanıyor. 

Münferit Değil, Sistematik Bir Şiddet Düzeni

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “tüm güvenlik önlemlerini aldık”, “yaşanan münferit bir olaydır” açıklamalarını yapıp olay sıcaklığını yitirmemişken, Maraş’ta yaşanan dehşet verici okul baskını ile Gaziantep’te ve Mersin’deki benzer gelişmelerin yaşanması, meselenin çok daha derinlerde bulunduğunu gösteriyor.

Toplumsal olarak şiddet olayları, AKP’nin faşistleşme politikalarının sistematik yansımasıdır. Türkiye’nin mevcut politik ikliminde oluşan toplum ve birey gerçekliğini tanımlarken “şiddetin sıradanlaşması” ifadesi oldukça yetersiz kalır. “Organize kötülük” kavramı, “intizamlılık” vurgusuyla daha güçlü bir anlam sunsa da hâlâ kapsayıcılıktan uzaktır.

“Toplumsal çürüme” kavramı meseleyi daha somut hâle getirir ancak edilgen bir anlamdan kurtulamaz. Bu nedenle AKP-MHP iktidarının esas sorumlu “gerçek öznesi” olduğunu gizlemeden “toplumu çürütme” demek daha doğru bir tanım sunar. Çünkü iktidar, faşist kurumlaşmaları örerek varlığını sürdürüyor ve toplumu faşistleştirerek çürütüyor.

Faşizm ve Güvenlik Politikaları

Egemen güçler, kapitalist sistemin içine girdiği çoklu krizleri (ekonomik, ekolojik, hegemonik, göçmen) çözemediği ölçüde en kestirme yol olarak faşizme yönelir. Bu otoriter milliyetçi rejim, yoksul emekçilerin, emeklilerin, işsizlerin ve gençlerin sermaye karşıtı eylemlerini öldürülmelerine karşı mücadele eden kadınların öfkesini, öğretmen, öğrenci ve iş cinayetlerine karşı gelişen toplumsal tepkileri etkisizleştirmeyi hedefler. Özü itibarıyla faşizm, toplumsal ya da bireysel isyanı düzen içine çekme/düzeniçileştirme çabasıdır. Günümüzde faşistleşme politikaları çeteleşme, patriyarkal zihniyet, LGBTİ+ ve göçmen düşmanlığı, milliyetçilik, mezhepçilik, savaş kışkırtıcılığı, korku, şok iklimi ve ahlaki toplumsal çürüme biçimleriyle derinleşir.

Güvenlik politikası, iktidarın sürekliliğini sağlamada başka bir önemli dayanak oluşturur. Her şiddet olayından ve toplumsal felaketten sonra yapılan “gerekli tedbirler alındı”, “güvenlik önlemleri artırıldı”, “devlet tüm gücüyle seferber oldu” açıklamaları toplumu yatıştırmaktan çok, korku ve çaresizlik içindeki toplumu “güçlü gösterilen iktidara” yönlendirir. Çünkü faşist iktidar; korku, felaket, dehşet ve yoksunluk ikliminde beslenir.

Eğitimde Yapısallaşan Şiddet

Ülkede şiddet ve cinayet “hukukun içine işlenerek” ilerliyor.

Okullardaki şiddetin tarihini ve varlığını nereden başlatmalı? Bu soru, AKP – MHP iktidarının eğitim ve kültür alanına sinen bilinçli biçimde uygulanan politikalarına bakıldığında kolayca cevaplandırılabilir.

Eşit yurttaşlık temelinde bilimsel, laik, özgürlükçü ve anadilde eğitimi benimsemeyen, buna karşıt olarak “dindar ve kindar bir nesil yaratacağız” ilkesiyle bir eğitim modeli uygulayan siyasal yaklaşım düşünüldüğünde; kin ve ayrımcılığın şiddetin en büyük kaynaklarından biri olduğu açıkça görülür.

“Meslek lisesi memleket meselesi” söylemini öne çıkaran sermaye çevrelerinin (Koç Holding, 2007) ihtiyaç duyduğu ucuz iş gücü, meslek liseleri ve MESEM’ler üzerinden karşılanıyor. Bu model AKP – MHP döneminde hızla yaygınlaşıyor. Bu uygulamalarla güvencesiz çalışma koşulları üretiliyor, daha geniş bir birikim modelinin parçası olarak hayata geçiriliyor. İktidar, sermaye birikimi ile emek rejiminin dönüşümünü iç içe yürütüyor.

Bugün MESEM’lerde çocuklar ve gençler iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor ve iş kazalarında sakat kalıyor. Okullarda çocukların ve gençlerin maruz kaldığı bu çalışma koşulları, özü itibarıyla “hukukileşmiş şiddeti” ifade ediyor.

Kültürel İktidar ve Şiddetin Üretimi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılında yaptığı bir konuşmada, “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var.” sözleriyle bu alandaki eksikliği dile getirir.

Bu doğrultuda yoğun bir İslamcı ve sermaye odaklı eğitim politikası uygulanıyor. Ancak tarihin ironisi şurada ortaya çıkıyor: AKP ve Erdoğan’ın “sosyal ve kültürel iktidar” hedefi tam anlamıyla gerçekleşmese de MESEM’ler, İmam Hatip Okulları ve Maarif modeliyle şekillenen eğitim sistemi şiddetin, korkunun ve güvencesizliğin yaygınlaştığı bir toplumsal zemin üretiyor ve okullarda vahşet dokulu bir “kültürel iktidar” inşa ediyor.