İzmir Karabağlar Belediyesi’nde uzun yıllardır sosyolog olarak görev yapan ve aynı zamanda Geniş Merdiven müzik grubunun üyesi Murat Mengirkaon, görev yerinin değiştirilerek Temizlik İşleri Birimi’ne alınması üzerine direniş başlatacağını duyurdu.
Belediye-İş 4 No’lu Şube ile belediye yönetimi arasında imzalanan, oldu bittiye getirilen maaş anlaşmasına karşı çıkmasının ardından bu yer değişikliğinin yaşandığını belirten Mengirkaon, durumu bir “hak gaspı” ve “sürgün” olarak nitelendiriyor.
20 Ağustos’ta belediye önünde basın açıklaması ile bu mücadelenin ayrıntılarını ve Murat Mengirkaon’un taleplerini konuştuk.
Belediyenin “rotasyon” dediği ancak sizin “sürgün” olarak tarif ettiğiniz durumu, süreci ve öncesinde sendikanız ile belediye arasında imzalanan maaş anlaşmasının size nasıl yansıdığını anlatabilir misiniz?
15 yıldır daimi işçi statüsünde Karabağlar Belediyesi’nde çalışıyorum. İşe girişte, İşkur üzerinden “Büro Personeli” olarak alındık. Fakat nedense bizim statümüz “düz işçi” olarak bugüne kadar getirildi. Statümüzün değiştirilmesine ilişkin sendika yönetimiyle defalarca konuştuk, fakat bugüne kadar bir çözüm bulunamadı.
Aslında hangi statüde çalışırsak çalışalım yasa ve mevzuatlar vasfa göre (yerel yönetimlerde memur, daimi işçi, belediye şirket personeli) düzenlemelerin yapılmasını şart koşuyor. Fakat sorun ancak iş mahkemelerinde karşılığını bulabiliyor. İşveren ve bizim yaşadığımız bu sorunda görüldüğü gibi sendika, “düz işçi” statüsünde olanlara sürgün ve mobbing gibi uygulamaları daha rahat bir şekilde uygulayabiliyor.
İlk büyük hak kayıplarımızı 2022 yılında, yani bir önceki belediye yönetimi döneminde yaşadık. Belediye İş Sendikası İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Ayhan Doğan pandemi sonrasında oluşan enflasyonun hızla yükseldiği bir dönemde, çok ağır bir Toplu İş Sözleşmesine (TİS) imza attı. Yaptığımız uyarıları dikkate almayan sendika yönetimi, öngörülemez ağır enflasyon koşullarında sözleşmeye, yıllık enflasyon farkıyla devam etti.
Hangi açılardan ağır bir sözleşmeydi, biraz açar mısınız?
Şöyle anlatayım durumu: İzmir Karabağlar Belediyesi’nde çalışan yüzlerce memur ve 900 civarı Karbel şirketi personeli; 6 aylık enflasyon farkını sözleşmeyle güvence altına alırken biz kadrolu daimi işçiler 2022-2026 arası bu haktan mahrum bırakıldık. Bizim açımızdan öyle ağır bir tablo oluştu ki 2024 Ocak ayında kadrolu daimi işçi 3 işçinin (ben de içlerindeyim) yevmiyeleri asgari ücretin altında kaldı.
2022 öncesine kadar, on yıllardır memur maaşları bandında ücret alan kadrolu daimi işçiler, ekonomik olarak bu duruma getirildi. Bahsettiğim bu dönemde kadrolu daimi işçilerin büyük çoğunluğu emekliliği gelmiş işçilerden oluştuğu için 1-2 yıl gibi kısa sürede 100’ün üzerinde işçi emekliye ayrılmak zorunda kaldı. Çünkü emekliye ayrıldıktan sonra aldığı maaşı, çalışırken alamıyorlardı.
Bugüne böyle geldik. Ve 2026 yılı başında yeni Toplu İş Sözleşmesiyle ilgili taraflar masaya oturdu. Temmuz başında bir oldu bittiyle TİS sona erdirildi. 6 aylık enflasyon talebimiz sözleşmeye bu kez girdi girmesine, fakat ekonomik taleplerimiz yine göz ardı edildi. 5 yıldır ekonomik kaybımız çok büyük. Bütünlüklü olmasa da kısmî iyileştirmelerle sorunları kademeli çözme eğilimimiz ve sendikadan bu yönde taleplerimiz oldu. Bizim olurumuz alınmadan bir TİS sona erdirildi. TİS sonrası belediyede çalışan bütün personelden en az %30 daha düşük bir maaşa çalışıyoruz. Bu duruma sözlü itirazlarımız oldu. Hepsi bu aslında. Ne hakaret var burada, ne bir fiili eylem. Sözlü itirazlarımızın gücü sınırlı olmasına rağmen sözleşmenin imzalanmasından 5 gün sonra, sözleşmeye itiraz eden 2 işçi Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne sürgün edildik.
Sorduk; bizden bir küfür, hakaret mi duydunuz? Böyle bir suçlama da yok. Biz bu sürgünü kabul etmeyeceğimizi daha başından belediye yönetimine ilettik. Yapılan uygulamanın cezalandırma mantığıyla yapıldığını, hem iş kanununa hem mevzuatlara hem de Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğunu söyledik, bu sorunu çözmelerini talep ettik. Benimle birlikte sürülen diğer arkadaşım, sendikanın iş yeri temsilcisi. Yasa onu başka bir bağlamda koruyor: “İşyeri temsilcisi kendi rızası ve isteği dışında başka bir birimde görevlendirilemez.”1
1 aydan fazla bir zaman, sürgün kararına ilişkin bütün iyi niyetimiz, kurumumuzu ve kendi haklarımızı korumaya dönük çabalarımız karşılığını bulamadı. Şube Başkanı Ayhan Doğan sürgün sürecinin bizatihi bir parçasıdır. Sendika iş yeri temsilcisini dahi korumamıştır. Bu süreçte anladığımız kadarıyla bu sürgün kararının altında yatan temel gerekçe, bizim üzerimizden diğer kadrolu daimi işçilere gözdağı veriliyor. Aynı zamanda belediyede mutat uygulama hâline gelen “rotasyon” devam ettirilmiş oluyor.
Burada bir düzeltme yapmak isterim. Bugün işverenin elinde kullanışlı bir sopaya dönen rotasyon böyle bir şey değil. Rotasyon uygulamaları; çalışanın verimini, eğitimini ve çok yönlülüğünü artırmak gibi gerekçelerle yapılır. Bugün yaygın kullanıldığı hâliyle, “Ben istedim oldu, ben yaptım ne güzel yaptım!” değildir.
Belediyelerin, Temizlik İşleri Birimini sürgün ve cezalandırma sopası olarak kullanması hakkında ne söylemek istersiniz?
Sadece Temizlik İşleri Müdürlüğü’nden bahsetmek haksızlık olur. Çok yakın olduğum iş arkadaşlarım, dostlarım var kamyon arkasında, süpürgede çalışıyorlar. Bir belediye yönetimi tabii ki yakın kadrosuyla ilgili tasarrufta bulunabilir. Fakat biz buradaydık, daha da burada, belediyede olacağız. Mecburuz, işimiz.
Bakın mobbing deyip geçmeyelim. Mobbing vb uygulamalardan dolayı ruh sağlığını yitiren, aile düzeni bozulan, hatta intihar eden insanlar var. Biz güçlü insanlarız, kendi hakkımızı arkamızda sendikamız da olmadan aramayı biliyoruz. Çoğu insan yalnızlık hissiyle büyük çaresizlikler yaşıyor. Tekrar sorunuza dönecek olursak, belediyelerde kurum ve mekan bağlamında hemen her birim sürgün yeri olabilir. Bazen mekansal uzaklık, bazen angarya… Sürgün, mobbing ve cezalandırmanın araçları olur.

Son olarak talebiniz ve bizlerden beklentiniz nedir?
Büyük taleplerim yok. İşime geri dönmek istiyorum. Sürgün ve mobbing bir cezalandırma yöntemidir, insan onurunu hiçe saymaktır. Bu yüzden kabul etmiyorum. Burada temel ölçü, benim mesleğim ya da tam olarak nerede çalıştığım değildir. Ben insan olmanın gereklerini ve mesleki onurumu korumaya çalışıyorum. Yasal ve meşru yollarla haklarımı koruyacağım.
24 Ağustos Pazartesi günü mesai saatleri içinde oturma eylemine başlıyorum. Bu “şimdilik” böyle. Yaşam renkli, sanatın yaratıcı bir iklimi var. Sorun çözülene kadar mücadeleye devam edeceğim. Umarım yorulacağımızı, bir nedenle korkacağımızı düşünmezler. Biz günlük siyaset yapmıyoruz, gelecek tahayyülümüzde belediye başkanlığı ya da milletvekilliği yok. Bundan dolayı kamburumuz yok. Sorumluluğumuz sınıfımıza, bilimsel haysiyetedir.
Bugüne kadar yüzlerce işçi eylemine, 1 Mayıs sahnelerine, yürüyüşlere, çevre, hayvan hakları mücadelelerine sanatımla destek verdim. Şu birkaç gün içinde öyle güzel dayanışma örnekleri yaşadım ki “Boşuna değil bu yaşadıklarımız” duygusu sarıp sarmaladı beni. “Boşuna değil bu yaşadıklarımız” duygusu, umuyor ve diliyorum ki, özellikle iyice keyfileşen işten atmalar, havuz adı altında aylarca maaşsız bekletilen, büyük duygusal çöküşler içinde çaresizleştirilen kardeşlerimize de geçer. Son yıllarda sıklıkla gördüğümüz madenci direnişleri de tekrar tekrar gösteriyor, “yalnız ve umutsuz değiliz”.
- 6356 Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 24. Maddesi. ↩︎


