Bakan “Tekin”siz, Okullar Güvensiz: Okul Saldırıları Ne Gösteriyor?

Eğitim kurumları artık bilimle değil, okul bahçelerine kadar giren namluların gölgesiyle anılıyor. Kahramanmaraş’ta bir çocuğun cephanelikle sınıfları taraması, Şanlıurfa’da rastgele açılan ateşler ve İstanbul’da Fatmanur öğretmenin bıçaklı saldırı sonucu öldürülmesi eğitimde yaşanan karanlık tabloyu bir kez daha açığa çıkarttı. 

Kahramanmaraş saldırısından henüz dakikalar önce Bakan Yusuf Tekin’in “Her dönemin başında, valilerimizin başkanlığında okullarımızı güvenlik ve risk açısından değerlendirmeye tabi tutar, tedbirlerimizi alırız” sözlerini söylemesiyse sorumluların görevlerini nasıl ihmal ettiklerini bir kez daha gözler önüne serdi.  

Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırı; okullardaki güvensiz ve denetimsiz ortamın, eğitimin giderek gericileşip niteliksizleşmesinin, toplumun suça sürüklenmesinin yeni bir örneği oldu. Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli, Ayser Çalık Ortaokulu’nda silahlı saldırı düzenledi. Saldırıda bir öğretmen ve çok sayıda öğrenci yaşamını yitirdi, birçok kişi de yaralandı.  

Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, babasının eski emniyet mensubu olduğunu söylediği 8. sınıf öğrencisi saldırgan Mersinli’nin de öldüğü bilgisini paylaştı. Olaya ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 3 başsavcı vekili, 6 savcı, 4 mülkiye başmüfettişi ve 4 polis başmüfettişi görevlendirildi. Saldırgan öğrencinin babası olan ve 1. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Başmüfettişi olduğu öne sürülen Uğur Mersinli de soruşturma kapsamında gözaltına alındı.  

Şiddet Sahnelerini Pas Geçen RTÜK’ten Yayın Yasağı   

Saldırıya ilişkin sosyal medyada yapılan paylaşımlar hakkında inceleme başlatılırken RTÜK tarafından saldırıyla ilgili apar topar yayın yasağı da getirildi. Kadına, çocuğa ve hayvana yönelik çok sayıda şiddet sahneleriyle toplumu etkileyen dizileri görmezden gelen RTÜK’ün apar topar yayın yasağı getirmesi eleştiri konusu oldu. Üst üste yaşanan olaylarla ilgili ihmal iddiaları güçlenirken ilk tedbir yine halkın haber alma hakkına getirildi.  

Bakan Tekin “Tedbir Alırız” Dedi, Dakikalar Sonra Saldırı Oldu 

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Şanlıurfa’daki saldırıyla ilgili konuşan Tekin, “Her dönemin başında, valilerimizin başkanlığında okullarımızı güvenlik ve risk açısından değerlendirmeye tabi tutar, tedbirlerimizi alırız. İçişleri Bakanlığı ile yaptığımız tespitlerde risk kategorisi açısından okullarımızı sınıflandırmış durumdayız. Riskli okullarımızda doğrudan polis memurları var. Kapısında devriye bekleyen okullarımız var. Sivil polisler tarafından güvenlik açısından kontrol edilen okullarımız var. Bunların hepsi bizim sistemimiz içerisinde gündemimize aldığımız konular” ifadelerini kullandı. Ancak Tekin’in güvenlik sözleri henüz yeni bitmişken Gaziantep’teki saldırı gerçekleşti. 

Eğitimcilere Polis Kalkanı  

Tüm bunlar yaşanırken eğitim emekçileri Şanlıurfa Siverek’te bir lisede düzenlenen, 16 kişinin yaralandığı silahlı saldırıyı protesto etmek için sokağa çıktı. Eğitim emekçileri eylemlerini sürdürürken Kahramanmaraş’taki bir ortaokuldan 4 kişinin yaşamını yitirdiği, 20 kişinin yaralandığı silahlı saldırının haberi geldi. Ankara’da Eğitim-İş, Eğitim-Sen, TÖB-SEN ve diğer sendikalar Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaşananları protesto etmek için bir araya geldi. Ancak öğretmenler burada okullardaki şiddeti engelleyemeyen iktidarın kalkanlarıyla karşılaştı. Açıklama yapılmasına engel olan polis, eğitim emekçilerinin önüne barikat kurdu. Eğitim-Sen’e bağlı öğretmenler 1 günlük iş bırakma kararını Gaziantep saldırısının ardından 2 gün daha uzatma kararı aldı. 

Güvenlikçi Politikalar İflas Ediyor  

Üst üste yaşanana şiddet olayları okul duvarlarını yükseltmenin ya da turnike koymanın şiddeti dışarıda tutmaya yetmediğini gösterdi. Eğitimin içini boşaltan, öğretmeni itibarsızlaştıran ve öğrenciyi sadece bir “müşteri” ya da “yarış atı” olarak gören piyasacı anlayış, okullardaki insani bağı zayıflatarak saldırıların asıl yol açanı haline geldi. Umut ve özgür bir gelecek sunamayan mevcut düzen gençleri şiddet sarmalının içine hapsettihapstti.  

Sosyal medyada bir virüs gibi yayılan şiddet içerikleri ve silaha erişimin market alışverişi kadar kolaylaşması, toplumu adım adım bir iç huzursuzluğa ve kaba kuvvetin hüküm sürdüğü bir yere dönüştürdü. Bakanlıklar müfettiş görevlendirerek günü kurtarmaya çalışırken, yapısal sorunlar her geçen gün daha fazla can almaya devam etti. 

 Bu şiddet sarmalında ve geleceksizlik kıskacında çocukların suça sürüklenmeleri kaçınılmaz olurken iktidar bir yandan suça sürüklenen çocuklara yönelik “tedbir” adı altında cezai yaptırımları arttıracak yasal düzenlemeler peşinde. Toplumda infial yaratan bu şiddet vakalarının hemen ardından yeniden alevlenen bu tartışmalar iktidarın söz konusu yasal düzenlemeleri hızlandırarak daha fazla baskı araçları kurma amacına işaret ediyor.