Okuldaki Şiddet İçin Eğitim Emekçileri Ne Diyor?

Yaşanan okul saldırıları okullarda ciddi bir korku ve kaygı atmosferi yarattı. Veliler, çocuklarını okula bile gönderemeyecekse ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlar. Yıllardır yitip gitmiş meslek itibarıyla görevini sürdürmeye çalışan öğretmenler, şu anda okullarda oluşan korku atmosferinin ağırlığını sırtlarında taşıyor. Öğrenciyi, öğretmeni, gelecek kuşakları da koruyacak gerçekçi çözümler yerine teknik çözümlerle konunun çözülebileceğini sanan siyasilerin açıklamalarına tanık olduk. Okul saldırıları üzerine eğitim emekçileriyle görüşüp konuyla ilgili ne hissettiklerini, ne düşündüklerini ve çözüm yollarını konuştuk.

Sorun Sistemin Ta Kendisi

“Her şeyiyle tamamen bir sistem sorununu bir tane xray, bir tane güvenlik görevlisi ile çözebileceğini sanmak en iyi tabirle romantik. Güvenlik önlemi, diğer önlemler işe yaramazsa işe yarar olabilir. Diğer önlemler diye bir sistem ve talep olmadığına göre bu vaveylanın ancak birkaç gün ömrü olacak. Öğretmen olarak okula giderken güldürmeyen bir komedi tiyatrosunun oyuncularından biri gibi hissediyorum kendimi. Herkesin rolünü layıkıyla oynayıp suya sabuna dokunmadan eve dönebilirse başarılı sayıldığı bir düzen bu.  Bu eğitim sisteminin öğrencilere verebildiği ne var? Neden burada olmak istesinler? Okuyunca ne olacak hocam? Siz de okudunuz ve burada bu maaşa çalışıyorsunuz, diyorlar. Haklılar. Sorun, baştan sona sistemin ta kendisi. Yeni bir yaşamı, bilimsel temeller ve toplumsal talepler etrafında örgütlü bir mücadele ile kurmak harici bir çözümün kalıcı ve sürdürülebilir olabileceğini düşünmüyorum.” (Şule Öğretmen)

Çocuklar Şiddetle, Mafyatik Tavırlarla Karın Doyuruyorlar

“Okul hepimiz için duvarlardan ve çatılardan azade bir yuvaydı ya da yuva olmalıydı. Bu duyguyu öğrenciler ve de öğretmenler maalesef yitirdi. Bu durumun tabii ki bireysel çürümeyle, yozlaşmayla açıklanamayacak derin, sistemsel nedenleri var:

  • Kapitalist düzen öğrencilerde üretim, emek kavramlarını yok edip bireyci zihinler yarattı. Sonuca giderken her şeyin mübah kabul edildiği bu düzende öğrenciler çalışmadan, saygı duymadan, öğrenmeye niyeti olmadan sınıf geçiyorlar. Aslında suçu büyüten cezasızlıktır; bunu toplumun her kesiminde görürken okullar da tabii ki bundan nasibini aldı.
  • Biz eğitimciler ise CİMER şikayetleriyle, iktidar sopasıyla sindirilmeye çalışıldık. “Öğrenci merkezli eğitim” adı altında işlevsiz hale gelen öğretmenlerin eli kolu bağlandı. Hükümetin bütçe planlamalarında eğitim gereken ilgiyi görmüyor. Okullar ilkel koşullarda ve ilkel düşüncelerle yönetiliyor. Liyakatsizlik tepeden tırnağa her yerde…
  • Bu kokuşmuş düzen hayatı, okulları kan gölüne çevirdi. Kadınlar, çocuklar, sistemin ötekileştirdiği herkes bu vahşi canavarların elinde harap oluyor.
  • Bunun yanında MESEM’lerde ya da hafta sonları çalışan öğrenciler; parasızlık ve geleceğe dair umutsuzluk içinde şiddeti büyütüyorlar.
  • Ücretsiz bir öğün yemek bile veremediğimiz bu çocuklar şiddetle, mafyatik tavırlarla karın doyuruyorlar.” (Engin Öğretmen)

Tek İsteğim Çocukları Korkulardan Uzakta Tutabilmek

“Çok zor bir okulda kadın bir yöneticiyim. A’dan Z’ye her şeyde inanılmaz bir zorluk var. Tüm öğretmenlerle beraber ciddi bir tükenmişlik yaşıyoruz. Bu tür şiddet olayları yaşandığında duygularım karmakarışık oluyor ve dünyaya, insanlığa olan inancımı yitiriyorum. Büyük resme bakınca kendimi daha da sıkışmış hissediyorum. Ama önlenebilir her cinayetin sistemsel bir karşılığı olduğunu da biliyorum. Tek isteğim, çocukları bu korkulardan uzakta tutabilmek. Okulumuzun olduğu mahallede neredeyse her gün kavga olmasına rağmen bakanlıktan güvenlik, ek öğretmen taleplerimiz cevapsız kalıyor. Kadın idareci olduğum için abarttığım düşünülüyor. Bu okul saldırılarının şu anda bizim okula sıçramasından da çok korkuyorum. Çünkü tehditler, küfürler okulumuzun rutini. İlçe milli eğitime bildirilerime cevap alamıyorum, geçiştiriliyorum.” (Yelda Öğretmen)

Eğitimciler Hazırlıklı ve Örgütlü Olmalı

“Okullar müfredat, yoksul emekçi çocuklarına zorbalığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi, doğa talanını işliyor. Mafyatik diziler ve birtakım şiddet eğilimine özendirecek sosyal medya uygulamaları, uyuşturucunun yoksul emekçi mahallelere girmesi derken toplumsal çürümenin geldiği nokta bu. Eğer binlerce uzman çavuş kolluk dikmekle ‘çözülseydi’ ülkede suçun sıfıra inmesi gerekirdi. Eğitim politikalarıyla ticarileşmenin alanını genişletecek olan kendince yeni nesil ucuz işgücü ordusu yaratıldığını görüyoruz. Sermaye ve siyasal işbirlikçisi bakanlıkların sözlerini dinlediğimizde çocuklara, gençlere sunduğu geleceği, hayata geçirdiği projelerde görüyoruz. ÇEDES, Maarif Modeli, MESEM, okulu erken bitirip ‘hayata atılma’ derken bu liste uzayıp gider. Hem sistemin yaratmış olduğu çaresizlik aynı sistemin dayattığı soyut çözümler genç nesili daha tehlikeli olacak şekilde konumlandırıyor. İktidar bu fırsatı tepmez, kendi ürettiği bu kaos ve şiddeti eğitim emekçileri üzerinde baskıyı arttıracak şekilde çözüme gidecektir. Envayi çeşit baskı aracını da ‘meşru’ zeminde hızlıca hareket ettirebileceği alanı da yaratacaktır. Biz eğitimcilerin tüm bunlara karşı hazırlıklı ve örgütlü olması gerekiyor. Gördüğünüz gibi sorun çok boyutlu, çözümün de çok boyutlu olması gerekiyor” (Cem Öğretmen)

Eğitim emekçileri sorunun çok boyutlu olduğuna işaret ediyor. Elbette buraya da bir günde, bir ayda gelinmedi. Kapitalist sistem varlığını sürdürmek, krizlerini aşmak için bizleri kendi türümüze yabancı kılmak için ince ince çalışıyor. Bunun en somut ve vahşi halini, Gazze’deki soykırımda izliyoruz; ülkemiz özelinde işçi, kadın, çocuk, hayvan katliamlarında görüyoruz. Kapitalizmin içinde farklı veçhelere bürünen patriyarka, geleceksizlikle baş başa kalan erkek çocuklarına ise şiddet üzerinden var olma imkânı tanıyor. Çocuklar, steril bir ortamda ve sadece aileleri içinde yetişmiyor. Tam da bahsini ettiğimiz, içinde yaşadığımız bu vahşi ortam, çocuklarının dünyasının esas belirleyeni.  Biliyor ve görüyoruz ki şiddet artık boyut atladı. Bu karanlık ancak ve ancak eğitimciler, öğrenciler, veliler ve tüm yurttaşların birliğiyle dağılabilir.