Bir Çocuktan Katil Yaratan Karanlık: Okul Saldırılarının Failleri 

Ekonomik krizin derinleşen pençesinde geçim sıkıntısı büyürken, gençler için yarınlar sadece bir takvim yaprağından ibaret kalıyor. Diplomalı işsizliğin rekor kırdığı bu düzende, bireyin gelecekle kurduğu bağların koparılması ve gençlerin ufkuna çekilen setler, toplumsal şiddeti besleyen birer “geleceksizlik” cinnetine dönüşüyor. Türkiye okul saldırılarıyla sarsılırken suçu dijital dünyada ya da tekil öfkelerde arayanların aksine, El Yazmaları olarak biz zor olanı seçtik. Baştan aşağı çürümüş sisteme ve umudun nasıl kasten yok edildiğine ışık tuttuk.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan okul saldırıları, çocukların şiddetle nasıl sarmalandığını acı bir şekilde gözler önüne serdi. Silaha denetimsiz erişim, yalnızlığın sorumlusu olarak görülen kadın ve LGBTİ+ nefreti körükleyen dijital alt kültürler, akran zorbalığı ve artan toplumsal şiddet, yaşanan bu olayların bireysel bir cinnetten ziyade sistematik ve toplumsal bir çöküşe işaret ettiğini gösterdi. 

Silaha Kolay Erişim ve “Baba” Figürü 

Kahramanmaraş’ta 10 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıda, saldırgan emniyet müdürü olan babasının silahlarını kullandı. Saldırıda tedbirsizlik tartışmaları sürerken henüz 14 yaşındaki bir çocuğun silaha bu kadar kolay erişebilmiş olması eleştiri konusu oldu. 

Baba ifadesinde, “Olay kapsamında kullanılan silahlar ve mermiler bana aittir. Oğlum İsa Aras olay yerine bana ait silahlardan 5 tanesini alıp götürmüş. Benim silahlarım yatak odasında muhafaza edilmektedir. Silahların ve mermilerin hepsi kilitli Maraş sandığı içerisindedir. Şarjörler silahlara takılı vaziyette bulunmaz. Ben silahları üzerime alacağım zaman silahları ve şarjörleri farklı sandıklar içerisinden alarak dışarı çıkarım. Söz konusu Maraş sandıkları kendinden kilitli sandıklardır. İsa Aras sandıkların nasıl açıldığını öğrenmiş ancak ben kendisinin yanında sandıklarımı açtığımı hatırlamıyorum. Sandıklar sürekli kilitli vaziyettedir. Olay günü oğlum İsa Aras’ın sandıkları nasıl açtığını bilmiyorum, internetten öğrenmiş olabilir” dedi. 

“Oğluma Silahın Namus Olduğunu Söyledim” 

Baba ifadesinde ayrıca çocuğunu silahlarla nasıl tanıştırdığını da anlattı. 1. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Başmüfettişi Mersinli, “Oğlumun silahlara merakı olduğunu fark ettiğim için ben kendisine silah kültürümüzden bahsettim. Silahın namus olarak adlandırıldığından bahsettim. Yine emekli olduğumda kendisine silahlardan bir tanesini bırakacağımı söyledim. Bu söylemdeki kastım oğlumun silaha karşı hevesini ötelemekti. İleride sicilin temiz olursa ve iyi bir okul okursan sana da silah alabiliriz diyerek kendisine umut sattım. Ancak bunun üzerine oğlum bana ‘Amerika’da herkes silah alabiliyor’ dedi” şeklinde konuştu.  

Baba, “Daha sonra emniyetin poligonuna giderek kendime ait silah ile atış yaptım. Oğluma da birkaç el atış yaptırdım. Oğluma karşıdaki hedefi gösterdim, silahın rast gele kullanılmayacağını hedef alınarak atış yapılacağını söyledim. Ben de oğlum atış yaparken birkaç fotoğraf ve videosunu çektim. Bundaki kastım hatıra olarak kalmasıydı ve hevesini köreltmekti. Fotoğrafları daha sonra Whatsapp üzerinden oğluma gönderdim. Emniyetten öğrendiğime göre oğlum söz konusu fotoğrafları arkadaşlarına göstermiş. Arkadaşları olayı hayretle karşılamış” şeklinde konuştu. 

Dijital Cehennem: C31K, Elliot Rodger ve Patriyarka 

Okul saldırılarının ardından internet üzerinde örgütlenen karanlık yapılar bir kez daha gün yüzüne çıktı. Özellikle “Cehennemin 31. Katı” (C31K) isimli siber suç yapılanmasının, Telegram ve Discord gibi platformlar üzerinden yüz binlerce çocuğa erişebilmesi tartışmaları yeniden alevlendirdi. 

Bu platformlar çocuk istismarı, hayvana işkence ve kadına yönelik şiddeti açıkça teşvik ederek kelimenin tam anlamıyla dijital bir cehennem yaratıyor. Kahramanmaraş saldırganının dijital ayak izlerinde tespit edilen “Elliot Rodger” hayranlığı, sorunun yapısal boyutlarını gözler önüne serdi. 14 yaşındaki İ. A. M’nin WhatsApp profil fotoğrafı 2014’te ABD’de 6 kişinin katili Elliot Rodger çıktı. Rodger’in incel manifestosu, daha önce 7 benzer katliama referans oldu. 

ABD’de 2014 yılında kadınlara duyduğu nefret nedeniyle altı kişiyi öldüren Rodger, “incel” (istemsiz bekâr) olarak bilinen kadın düşmanı alt kültürün önde gelen bir figürü olarak kabul ediliyor. Kadınlara erişemediği için onlardan nefret eden bu patriyarkal zihniyet, genç erkekleri radikal bir şiddet sarmalına çekiyor. Patriyarkal sistemin yarattığı bu erkeklik krizinin dijital ağlar üzerinden çocuklara aşılanması, şiddetin küresel bir nefret ideolojisi olarak yeniden üretilmesini sağlıyor. 

Bilgisayardan Eylem Planı Çıktı 

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada saldırganın bilgisayarında eylem planına ilişkin veriler elde edildiği bildirildi. Başsavcılık açıklamasında “Olayı gerçekleştiren failin yapılan ev aramasında, kişisel bilgisayarı ve cep telefonu gibi dijital materyallerine el konulmuş ve dijital materyallerde gerçekleştirilen incelemelerde failin bilgisayarında, yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair 11 Nisan 2026 tarihli bir belgeye ulaşılmıştır” dedi. 

Şiddetin Yeniden Üretimi ve Okula Sızan Yapısal Çöküş

Okul koridorlarında patlak veren şiddet, sanıldığı gibi devletin “önleme kapasitesindeki” bir zafiyetten değil, bizzat iktidarın toplumu tahakküm altında tutmak için kullandığı şiddet aygıtının doğal bir sonucundan kaynaklanıyor. Bugünün Türkiyesi’nde şiddet, artık gizli bir olgu olmaktan çıkarak, sistemin kendini yeniden ürettiği en şeffaf ve kurumsal yöntem haline geldi. Meşruiyet arayışını çoktan terk eden iktidar; sokakta, medyada ve adliyede şiddeti bir yönetim dili olarak kodlayarak kullanıyor. Bu dalga kaçınılmaz olarak ergenleşme aşamasındaki genç erkeklerin kimlik inşasına sızıyor.

En tepeden silsile yoluyla yayılan; patronun işçiye, erkeğin kadına, güçlünün “öteki”ye uyguladığı bu sistemli zorbalık, okullarda “bireysel cinnet” maskesiyle karşımıza çıkıyor. Devletin şiddeti durdurma gibi bir gündemi bulunmuyor; aksine, kurumları aracılığıyla bu kültürü besleyerek toplumsal dokuyu yeniden dizayn ediyor. Dolayısıyla okul saldırıları devletin asli unsuru haline gelen şiddetin, toplumun en savunmasız birimi olan çocuklarda somutlaşmış bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.  Türkiye genel bir asayiş sorunu değil, sistemin bizzat kendisinin bir şiddet makinesine dönüşmesinin bedelini ödüyor.

Akran Zorbalığı, Yabancılaşma ve Suçun Öğrenilmesi 

Şiddet, yalnızca dijital dünyadan ibaret bir sorun teşkil etmiyor. Şiddet olgusu; ailede, okulda, gündelik ilişkilerde, statlarda ve ana akım medyada adım adım üretiliyor ve çocuklara sistemli şekilde öğretiliyor. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan okul saldırısında görüldüğü gibi, eğitim sistemindeki başarısızlık, yoksulluk ve dışlanma, gençler üzerinde büyük bir öfke birikimi yaratıyor. 

Uzmanlar, çocukları şiddet sarmalından kurtarmanın temel koşulu olarak okulların eşitlikçi, güvenli ve çocukların yaşam kalitesini yükselten alanlara dönüştürülmesine işaret ediyor. Şiddeti sürekli yeniden üreten ekonomik eşitsizlikler ile patriyarkal tahakküm yapısal olarak çözülmedikçe, yalnızca erişim engellerine ve cezalara dayanan yüzeysel uygulamalar bu toplumsal çürümenin önüne geçemiyor. Sistemin yarattığı bu derin krizden çıkış, ancak çocukları koruyan güçlü sosyal politikaların ve kapsayıcı önleyici mekanizmaların acil bir şekilde hayata geçirilmesiyle mümkün oluyor.