27 Ağustos günü Nepal-Tibet sınır bölgesinde gerçekleşen selde, Trishuli ve Bhote Koshi nehir havzalarında su seviyesinin yarım saat gibi kısa bir sürede 9 metreye kadar yükselmesiyle yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ölü sayısı şu an 350, kayıp sayısı ise 400 olarak bildirilse de rakamlar her dakika artmaya devam ediyor. Uzmanlar ikinci bir sel riskine dair uyarıda bulundu.
Nepal’deki Selin Sebebi Ne?
Görüntülerden de anlaşıldığı üzere Nepal’de gerçekleşen sel, sadece bir su havzası taşkını değil, dev çamur ve moloz akıntılarıyla geçtiği bölgeyi adeta yutan bir çığ niteliğinde. Şu ana kadar raporlandığı üzere “debris akıntısı” olarak isimlendirilen bu akıntı köprüleri, hidroelektrik santrallerini, yolları ve sınır geçiş noktalarını tamamen yıkarak yerleşim yerlerini molozlu bir çamurla kaplamış durumda. Peki, bölgenin bir beton yığınına gömülmüş gibi durmasına sebep olan bu görüntülerin asıl sebebi ne?

İçinden geçtiğimiz ve sürekli katlanarak artan sıcaklıklar, 2026 yaz aylarında küresel sıcaklık ortalamasının 1,45 derece yükselmesiyle, 2024 yılının ardından tarihin en sıcak ikinci temmuz ayını geçirmemize sebep oldu. Bazı bölgelerde bu sıcaklık artışı 1 dereceyken bazı bölgelerde 2,5 dereceye kadar yükseldi. Sıcaklıkların en yüksek artış gösterdiği yerler ise kutup bölgeleri, yani buzulların bulunduğu bölgeler oldu. Kutup bölgeleri, küresel ortalama artışın 4-5 katı daha fazla ısınıyor, bu 3-4 derecelik artışla bölgede son yıllarda rekor seviyeye ulaşmış sıcak hava dalgaları yaşanıyor. Peki bunun Nepal ile ilişkisi ne?
Nepal, “Dünyanın Üçüncü Kutbu” sayılan Himalayaların en yüksek kesimlerinin bulunduğu bir bölge. Daha iyi anlaşılması için vurgulamak gerekirse dünyanın en yüksek noktası olan Everest, Himalayaların tam kalbinde, yine bu sınırda, Nepal ve Tibet’in ortasında yer alıyor. Dünyanın en büyük üçüncü buz ve donmuş su rezervi olan bu bölge, Asya’nın “Su Kulesi” olarak da isimlendiriliyor ve 1,9 milyar insanı besliyor. Asya’nın en büyük 10 nehir sistemi, kaynağını bu dağlardaki buzul ve kar erimelerinden alıyor. Ancak ekstrem sıcaklıklar, Himalayalar’da sıcaklık artışının küresel ortalamanın 2-3 katı hızla yükselmesine sebep oluyor. Buzulların hızla erimesi ise bugün Nepal’de gördüğümüz gibi dev sel felaketlerine yol açıyor.
Bugün gerçekleşen sel felaketinin ilk anlarında 4.4-5.2 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşandı. Buzul kopması sebebiyle yaşanan bu dev sarsıntı, bölgedeki insanların deprem olduğunu sanmasına sebep olsa da aslında yüksek irtifadaki dağ kütlesinden devasa bir buzul-kaya kütlesinin kopmasıyla oluşan bir sarsıntıydı. Yani sel, sadece yağışlara bağlı olarak değil, yüksek dağ zirvesinden kopan milyonlarca metreküplük buzul-kaya kütlesinin Lhende/Bhote Koshi nehir havzasına düşerek su ve molozu aniden aşağı sürmesinden kaynaklandı.
Bölgede 10 gündür aralıksız süren muson yağışları, hem toprak tabakasının tamamen suya doymasına hem de daha fazla suyu çekemeyerek dağ yamaçlarındaki erimeyi hızlandırmasına neden oldu. Jeolojik dengenin zayıflamasına sebep olan bu durum dağ yamaçlarını ve dev kayaları bir arada tutan donmuş toprak tabakasının çözünmesiyle sonuçlandı ve bir felakete dönüştü.
Bu Felaketin Sorumlusu Kim?
Nepal’in küresel karbon salımındaki payı %0,1’in altında. Ancak bu büyüklükte dev sel felaketlerinin en son nerede ve ne zaman yaşandığına baktığımızda, iklim krizinin sonuçlarını en sert şekilde hisseden bölgelerden biri olduğunu anlıyoruz. Bu büyüklükteki sel felaketi en son 2023’te yine Himalayaların bir kısmının uzandığı Hindistan’ın güney bölgesinde ve 2021 Haziran’ında ise yine Nepal’de yaşandı. O dönem Melamchi Vadisi’nin 10-20 metreye ulaşan molozlar altında kalmasıyla vadideki yerleşim yerlerini haritadan silmişti. Her iki sel de yine devasa buzul kütlelerinin kopması ve buzul yataklarının çökmesi sonucunda meydana geldi.
Tüm bunlardan da görüleceği üzere, bu afetleri birer doğal afet olarak nitelendirmek yanıltıcı olur. Bu felaketlerin gerçek sorumluları: dünyanın öbür ucundaki devasa miktarlarda karbon salımı yaratan ekonomiler ve her gün sermayelerini genişletmek için ekolojik kırım yaratan çok uluslu şirket sahipleri ayrıca Orta Doğu’yu savaşa boğarak kimi ülkelerin bir yılda gerçekleştirdiği karbon salımını sadece bir ayda gerçekleştiren işgalci ülkeler. Benzer bir şekilde her ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının %5’ini silah sanayisine aktarması için baskı kuran ve buna bağlı olarak silah sanayisinin ürettiği karbon salınımını beşe katlayan emperyalist güçler.
Peki Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?
Küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırıldığı en iyimser senaryoda dahi yüzyılın sonuna kadar Himalayaların toplam buzul hacminin en az üçte birinin, yüksek emisyon senaryolarında ise üçte ikisinin tamamen yok olacağı modellenmekte. Bu öngörüler bu tarz sel felaketlerinin gelecekte de yaşanmasının olası olduğunu göstermenin yanı sıra Himalayalar’dan akan suyla beslenen 1,9 milyar insanın hayatının da süreç içerisinde risk altında olduğunu gösteriyor. Bu aynı zamanda küresel gıda güvenliğinin de risk altına girmesi demek çünkü Himalayaların beslediği su havzaları, küresel pirinç üretiminin yaklaşık %50’sini, buğday üretiminin ise %20’sinden fazlasını karşılayan bir “dünya tahıl ambarı”. Yani bugün haberlerde gördüğümüz bu sel, sadece uzaklardaki bir afet haberi değil 1,5 dereceye, yani geri dönülemez noktaya yaklaşmamızın, hepimizi etkileyen bir sonucu aslında. Bu sebeple bu felaketin sebeplerini ve gerçek sorumlularını ortaya koymak, Nepal için dayanışma haberleri yayınlamak kadar kritik bir öneme sahip.


