ABD’nin iç dönüşümlerinin, pek çok olgudan hareketle, tarihsel sınırına geldiğini öne sürebileceğimiz liberal müesses nizamın geri dönülemez bir rotada değişiminden, bir önceki yazımızda bahsettik. Küresel siyasal-iktisadi düzeni örgütleyen, düzenleyen ve bekçisi rolünü on yıllardır üstlenen ABD’nin küresel ilişkiler içerisindeki dönüşümü, dünya kapitalizminin ve siyasal rejimlerin seyri açısından büyük önem arz eder. Yalnızca son birkaç ayda yaşanan olgular bile ABD’nin güncel emperyalist pratiğinin ve bunun somut nedenlerinin kısmen gün yüzüne çıkarılması açısından önemlidir. Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşinin kaçırılması, AB ile girişilen Grönland krizi, basında yeniden dolaşıma sokularak zihinlerde hortlatılan Monroe doktrini ve Latin Amerika ülkelerine tehdit… Bunlar, tekil ve rastlantısal gelişmelerden ziyade, ABD emperyalizminin güncel karakterine dair güçlü ipuçları sunuyor.
Hegemonya yalnızca askerî veya ekonomik üstünlükle değil, aynı zamanda rıza üretme kapasitesiyle mümkündür. ABD, Soğuk Savaş sonrasında bu kapasiteyi; uluslararası hukuk, çok taraflı kurumlar ve “liberal değerler” söylemi aracılığıyla uzun süre muhafaza edebilmişti. Bu son olgular, geçmişte ABD hegemonyasını tesis eden uluslararası kuralların ve kurumların artık işlevsiz olduğunu gösteriyor. Böylelikle, tıpkı iç siyasette yaşanan liberal düzenin devlet-sermaye eliyle aşındırılması nedenlerinde olduğu gibi ve bunlarla birlikte, gerileyen ABD hegemonyası nedeniyle çırpınan bir rejim pratiği açığa çıkıyor. Tam bu noktada “Amerika’yı Yeniden Güçlü Yap” (Make America Great Again; kısaca MAGA) sloganının küresel ilişkiler süreci içerisinde neden açığa çıktığı belirginleşiyor.
ABD’nin geçmişte düzenin bekçiliği konumuyla meşruiyet ürettiği savaşlara (örneğin Irak savaşı) karşı söylemleri olan Trump ve MAGA hareketi, ilk bakışta, güncel saldırgan ve savaş çığırtkanlığıyla bezeli söylemleriyle çelişkili görünür. Fakat bu, ABD emperyalizmine karşı bir tutumdan çok, emperyalizmin değişen formunu ve rıza üretme retoriğindeki değişime işaret eder. Trump’ın 2020 yılındaki bir konuşması, geçmişte ABD’nin hegemonyasını üreten uluslararası düzene dair tutumunu özetler niteliktedir: “Biz dünyanın polisi değiliz.”[1] Bu çerçevede MAGA, emperyalizmi terk etmekten ziyade onu yeniden tanımlar. MAGA’nın “barış” söylemi, emperyalizme karşıt değil; emperyalizmin eski, pahalı ve uzun soluklu rıza-üreten biçimine yöneliktir. Bunun yerine MAGA emperyalizm[2], masraflı olan hegemonik rızayı örgütlemek yerine, ekonomik yaptırımlar, askerî tehdit ve ikili baskı ilişkileri üzerinden işleyen daha dar, daha çıplak ve daha zorlayıcı bir emperyalist pratiğe yönelir. MAGA emperyalizmi için “Önce Amerika” söylemi temelinde bütün bunları içeride meşru kılması yeterlidir.
Sözgelimi, Latin Amerika’ya yönelik açık tehditler ve müdahaleler, dahası bir devlet başkanının evinden kaçırılması, bu pratiğin en berrak örneklerindendir. ABD’nin emperyalist tarihinden esinlenerek, Monroe doktrinini (ya da kendi adıyla revize ederek “Donroe” doktrinini) yeniden tartışmaya açan Trump, Latin Amerika üzerindeki nüfuzunu tartışmasız kabul ettirmeyi hedefliyor. Ancak bu Monroe “oyununu” yeniden canlandırması, klasik anlamda “demokrasi ihracı” ya da bölgesel istikrar söylemiyle değil, “Amerika’nın arka bahçesi” vurgusunu içeren daha çıplak bir güç diliyle kuruyor. Öyle ya, “Tarih kendini tekrar eder, önce trajedi, sonra da komedi olarak”[3]. Böylelikle emperyalist müdahaleyi içeride “ulusal güvenlik”, “sınırların korunması” ve “Amerikan halkının çıkarları” gibi “Önce Amerika” sloganı üzerinden, iç kamuoyuna hitap eden milliyetçi ve güvenlikçi bir retorikle vatandaşları üzerinde meşrulaştırmayı hedefliyor.
Bu dönüşümün ABD toplumu içerisinde çeşitli kırılmalara yol açtığını da görmeliyiz. Özellikle iç siyasette yeni rejimin, dünyada ise yeni bir düzeninin ruhunu oluştururken içeride geliştirilen faşist pratikler, ABD vatandaşlarında bu gidişata bir bariyer örme eğilimini de açığa çıkarıyor. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) bu pratiğin en önemli aracını oluştururken, ABD vatandaşlarının Trump’ın bu paramiliterlerine sokak sokak direnişi, bu bariyerin bir parçasını oluşturuyor. 24 Ocak günü ICE paramiliterlerince işlenen ikinci cinayet sonrası açığa çıkan eylemler Cumhuriyetçi Parti’de ve Trump iktidarı içerisinde olası kırılmalara neden olabilir.[4],[5] Bu meseleyi bir sonraki yazımızda daha detaylı inceleyeceğiz.
MAGA emperyalizminin gözünü diktiği Grönland’a dair sebepler, başta olası nadir toprak elementleri ve yeni ticaret yolları olmak üzere iktisadi ve ABD-Çin rekabeti bağlamında daha önce çokça irdelendi. Buradaki tartışmamız bağlamında ise, Grönland meselesi, ABD-AB-NATO ekseni içerisinde yarattığı kırılmalara ve uluslararası liberal düzene yönelik sonuçları bakımından önem kazanıyor. 2026 Dünya Ekonomi Forum’undaki tartışmalar bu kırılmalara işaret eder nitelikteydi. “Kurallara dayalı düzen çöküyor,” diye tespit ediyordu Kanada başbakanı Mark Carney, ve ekliyordu: “biliyoruz ki eski düzen geri gelmeyecek”.[6] Havalı güneş gözlükleriyle gördüklerini dile getiren Fransa cumhurbaşkanı Macron da benzer durumdan yakınıyordu: “Bu, kuralların geçerliliğini yitirdiği, uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve geçerli görünen tek hukukun güçlünün hukuku olduğu bir dünyaya doğru yönelişe işaret etmektedir”.[7]
Burada ABD’nin emperyal dönüşümünü irdelemişsek de, gerek küresel siyasal ilişkiler içerisinde gerek küresel kapitalist sistemde kapladığı güç alanı dolayısıyla, etkileşimin vuku bulduğu ilişkinin diğer ucunu, dünyanın siyasal-iktisadi hâl-i gidişatını tahlil etmiş bulunuyoruz. Kimilerinin vurguladığı gibi, bir çeşit “ara rejim” sürecinden geçiyor olsak da[8], istikamet canavarların, korsanların, hortlakların çağına işaret ediyor. Unutulmamalıdır ki, her ne kadar devletler bu siyasal-iktisadi alanı kendi tekellerine almak rolünü üstlenmişse de, bahsi geçen küresel ilişkiler içerisinde belirleyici bir güç alanı daha var. Canavarlar çağında zincirlerini koparıp çekiçlerini kuşanarak istikameti farklı bir yönde belirleyebilecek tek maddi güç: Dünya işçi sınıfı. Önümüze serilen yeni “kuralsız” ve hızla akan düzenin içerisinde ve ötesinde, emperyal savaşların ve sınıf savaşımının ortasında, dünya işçi sınıfının kendini nasıl teçhiz edeceği önem taşıyor.
[1] https://www.washingtonpost.com/video/politics/trump-we-are-not-the-policemen-of-the-world/2020/06/13/a36263f8-be62-4b4b-8624-11a6f105f76d_video.html
[2] https://monthlyreview.org/articles/the-trump-doctrine-and-the-new-maga-imperialism/
[3] Marx K. (2021) Fransız Üçlemesi, Louise Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Yordam Kitap, sf. 149
[4] https://www.theguardian.com/us-news/live/2026/jan/26/minnesota-minneapolis-ice-protests-alex-pretti-donald-trump-us-politics-live-news-updates
[5] https://www.politico.com/news/2026/01/26/white-house-reckons-with-gop-backlash-after-federal-agents-kill-a-second-person-in-minneapolis-00746737?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter
[6] https://globalnews.ca/news/11620877/carney-davos-wef-speech-transcript/
[7] https://www.reuters.com/world/macron-tells-davos-shift-towards-world-without-rules-2026-01-20/
[8] https://www.evrensel.net/yazi/98557/davos-jeoekonomi-ve-emperyalizm

