28 Aralık 2025’te Tahran’da başlayan İran halklarının isyanı önce Kürt ve Beluç bölgelerine, ardından ülke geneline hızla yayıldı. Günlerce sürdü, ülkede internet kesildi ve bölgeden haber alabilmemiz oldukça zorlaştı. Molla rejiminin kaç kişiyi katlettiğini bilemiyoruz, kestiremiyoruz. Batılı kaynaklara göre on binlerce insan katledildi ve yaralandı.
Başkan Trump, isyanın ilk dönemlerinde İran halkını isyanı büyütmeye çağırdı, protestoculara kurumlarınızı ele geçirin çağrılarında bulundu. Başka bir vakitte ise “837 kişiyi asacaklardı, ben uyardım ve bunu yapmadılar.” şeklinde açıklamalar yaptı. “Demokrasi” ABD eliyle İran’a geldi gelecek. Hayırlısı diyelim.
24 Ocak günü ABD’ye ait USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemilerinin İran’a yakın sularda konuşlandırıldığı duyuruldu. Evet, tahmin etmesi zor değil, bu konuşlanma için İran’ın protesto baskılama yöntemleri gerekçe gösterildi. Hamaney iktidarı ve Devrim Muhafızları ise aynı gün bu konuşlanmayı ciddi bir tehdit olarak gördüklerini ve herhangi bir askeri saldırıyı “topyekün savaş” olarak değerlendireceklerini açıkladılar.
Bölgede gerilim yükseliyor, İran halklarının isyanı bir taraftan sönümlenirken isyanın ilk günlerinde olduğu gibi emperyalizm isyanı kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda eğip bükmek için elinden geleni ardına koymuyor.
İsyan
Öncelikle riyalin develüasyonu ardından Tahran’da ticaret merkezlerindeki esnafların grevi gerçekleşti, ardından bu devalüasyonun fiyatlar üzerindeki korkunç artışı dolayısıyla yoksullar bu isyana ortak oldular. Tespit edilmelidir ki bu isyan ekonomik temelle başlamıştır. Bu bağlamıyla isyan son derece haklı ve meşrudur. Bilindiği gibi İran devleti de bir kapitalist devlettir. Senelerdir İran halklarının kaynaklarını silahlanmaya ve Devrim Muhafızları’nın elindeki devasa holdinglere aktaran Ruhban burjuvazisi halkın üzerine karabasan gibi çökmüştür. Haliyle isyan vacipti.
Diğer taraftan isyan, yoksullukla doğrudan bağlantılı olarak İran coğrafyasının farklı etnik kimliklerinin de önünü açtı. Azeriler, Beluçlar ve Kürtler kendi etnik kimliklerinin taleplerini ve halklarının direnişini büyüttüler. Burada görünen Kürtlerin siyasal öncü bir parti PJAK ile direnmesi, Kürt toplumunun siyasallaşma düzeyinin kendi direniş tarihlerinden biriktirdikleri deneyimlerin güçlü bir örneğiydi. Beluçlar ve Azerilerin isyanı kendiliğinden hareket olarak okunabilir.
12-16 Ocak tarihlerinde de Hamaney kendi kitlesini sokağa çağırdı ve on binlerce iktidar yanlısının katıldığı mitingler ve gösteriler düzenlendi. Bu gösterilerin de vurguları oldukça etkileyici. İktidara destek! Kahrolsun Amerika! Kahrolsun İsrail!
Anti-Emperyalizm
Bölgenin yakın tarihine bakacak olursak, 7 Ekim 2023’teki Hamas’ın Siyonistlerin yerleşim birimlerine saldırısı sonrası İran’ın bölgesel nüfuz anlamında özellikle Filistin direniş örgütleri ve Lübnan Hizbullah’ı çevresinde yakaladığı momentum, 27 Eylül’de Hizbullah lideri Nasrallah’ın katli sonrası büyük bir darbe aldı. Bu kayıpla eş zamanlı gerçekleşen Lübnan cephesindeki Siyonist ilerleyiş ve “Direniş Ekseni” olarak tariflenen direniş örgütlerindeki zayıflama İran’ın bir diğer mevzi kaybıydı.
8 Aralık’ta Esad’ın düşüşü aynı zamanda bir bakıma İran’ın Suriye’deki yenilgisiydi. Hizbullah’ın Lübnan sınırlarına çekilişi ile Suriye’de İran destekli güçlerin kalmadığı bir süreçti bu aynı zamanda. Ek olarak Şam’ın düşmesi “Direniş Ekseni”nin kara bağlantısının kopmasına yol açmış, İran’ın Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut hattını zayıflatmıştı.
Haliyle bugün İran bölgede pivot devlet olma hedefinde büyük kayıplar almış, bölgesel nüfuz anlamında Irak’a sıkışmıştır. Bu sıkışmanın üzerine bekleneceği gibi ateş çemberine İran ve Irak’ın gireceğini görmek pek de zor olmasa gerekirdi. Kii, 12 Gün Savaşları tam da bu sürecin üzerine gelmişti. İran devletini yıkmak, Siyonist işgalciliğin önünü açmak için önemli bir adım olacaktı.
Haliyle sormak isterim. Bölgeye “Siyonist işgalcilik” çerçevesi dışında bakmak ne kadar mümkündür? Bu soruya benim cevabım, mümkün değildir. Bölgede Batı karşıtı ve ABD-İsrail karşıtı tutumlarıyla başka ülkelerden oldukça ayrışmış ülkelerin birer birer “ABD eliyle demokrasi” ile tanışması elbette tesadüfi değildir. 1967’de Nasırcı Mısır’ın çöküşünden, 2024’te Suriye’deki Baas rejiminin çöküşüne kadar; şimdi de İran, kalan son cephelerden biri olarak işgal edilmek isteniyor. Evet bu rejimler de baskıcı rejimlerdi ama emperyalistler ne zaman ki bu ülkelere “demokrasi” götürdüler, o zaman olanı bugün Suriye’deki IŞİD kalıntısı yeni iktidardan görmek oldukça kolaydır.
Günümüzde tutarlı bir anti-emperyalizm aynı zamanda anti-kapitalist olmakla ilişkilidir. İran devleti kapitalist bir devlettir, dolayısıyla anti-emperyalizmi tutarsız ve kendi kapitalist ulus devletini Batılı emperyalist güçlerin saldırganlığına karşı koruma ve güçlendirmeyle sınırlıdır. Fakat bu tutumun bölgede Batı odaklı emperyalizmin saldırganlığına karşı bir duruşu ifade ettiği açıktır.
Uzun lafın kısası, İran halklarının meşru isyanı ne kadar yakıcı ve gerçek ise İran devletinin Batı karşıtı duruşu da anti-siyonist duruşu da o kadar gerçektir ve önemsenmelidir.
Olması Gereken ve Olan
Böylesi karmaşık bir denklemin oluşması ardında, o çok klişe ifadeyle bölgede kartlar yeniden dağıtılırken, İran içerisinde yaşanan isyanın da devleti zayıflatabileceği; bununla ilintili olarak bu durumun emperyalistlerin ve siyonistlerin önünü açacağı da gerçektir. Bunu inkar etmek elbette mümkün değildir.
Burada akla şöylesi bir ikilem geliyor. Olması gerekenle olan arasında bir diyalektik birliğe ihtiyacımız var. Olması gerekeni olandan üstün gördüğümüz zaman, olan karşısında kayıtsız ve edilgen kalırız. Olanı olması gerekenden üstün gördüğümüz zaman, olanı bütünüyle bizden bağımsız bir şey ve müdahale edilse de bizim dışımızda bir şey olarak görmüş oluruz. Burada tutarlı bir yaklaşım olana olması gereken ile müdahale etmek ve olması gerekeni olan karşısında yeniden ve yeniden sınamaktır.
Yani? diye sorunuz, İran’da olan, iki birbirine zıt gibi görünen durumun aynı anda gerçeklik haline gelmesidir. Şu çok açıktır, bölgemizde birçok demokrasi ve eşitlik diye başlayan isyanlar emperyalistlerce içerilmiş, bölgede jeopolitik çıkarları olan aktörlerce kullanılmıştır. Eğer bizim olması gerekenimiz isyan hareketini sonuna kadar desteklemekse, elbette öyle, bunu destekleriz ama “ABD işi demokrasi” haydutların eliyle geliyorsa buna karşı çıkarız. Olana müdahale etmek için.
Son söz, İran’da emperyalistlerin oyunu değil, halkların mücadelesi kazanacak.

