Emperyalizmin İştahı, ABD’nin Grönland Israrı 

ABD emperyalizmi, küresel hegemonyasını sürdürmek ve Rusya ile Çin’i kuşatmak adına gözünü Arktik[1] bölgesine, Kuzey Kutbu’na dikti. Tarih boyunca sömürgeci güçlerin elinde el değiştiren Grönland, bugün eriyen buzulların altındaki zengin yeraltı kaynakları ve açılan yeni ticaret yolları nedeniyle Washington’ın işgal hedefi haline geldi.

Kuzey yarım kürenin tepesinde yer alan ve dünyanın en büyük adası olan Grönland, yüzyıllardır süren sömürge tarihinin ardından bugün yeni bir paylaşım savaşının merkezinde duruyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın adayı “satın alma” veya “ilhak etme” yönündeki çıkışları, basit bir emlak pazarlığından ibaret değil. ABD’nin Grönland planı kapitalist sistemin kaynak krizine ve askeri yayılmacılığına dayanan planlı bir stratejisi.

Adanın Sömürge Tarihi 

Grönland halkı tarih boyunca farklı güçlerin tahakkümü altında yaşadı. Adaya ilk yerleşimlerin MÖ 2500 yıllarında gerçekleştiği biliniyor. Avrupa merkezli sömürge tarihiyse 10. yüzyılda İzlandalı Vikinglerin gelişiyle başladı. 13. yüzyılda Norveç kralına bağlanan ada, hanedan evlilikleri sonucunda 1380 yılında Danimarka’nın yasal kontrolüne geçti.

Danimarka, 1721 yılında misyoner Hans Egede’nin seferiyle adadaki otoritesini yeniden tesis etti. Grönland’ı resmen bir koloni olarak yönetmeye başladı.

1953 yılında Danimarka Krallığı’na dahil edilen bölge, 1979 ve 2009 yıllarında kazanılan özerklik haklarına rağmen dış işleri ve savunma alanında halen Kopenhag’a bağımlı durumda. Bugünse ABD, zor ve tehdit kullanarak Danimarka’nın yerini alarak adanın yeni “efendisi” olmak istiyor.

Emperyalizmin Kutup Stratejisi ve Rusya Tehdidi

ABD’nin Grönland’a olan ilgisi yeni bir heves değil. Washington yönetimi, 1946 yılında da adayı satın almak için 100 milyon dolar teklif etti ancak bu reddedildi. Bu ısrarın arkasında yatan temel neden, ABD’nin küresel askeri kuşatma planı. Coğrafi konumu olarak Grönland, Kuzey Kutbu üzerinden Rusya’ya en yakın kara parçalarından birisi.

Olası bir nükleer savaş senaryosunda, Rus füzelerinin ABD’ye ulaşmak için izleyeceği en kısa rota Grönland üzerinden geçmekte. Bu nedenle ABD, Soğuk Savaş’tan bu yana adada Pituffik (eski adıyla Thule) Uzay Üssü’nü elinde tutmakta. Washington yönetimi, Monroe Doktrini’ne dayanarak Batı Yarım Küre’yi kendi “arka bahçesi” olarak görmekte ve buradaki hakimiyetini pekiştirmek için Çin ve Rusya’nın bölgedeki varlığını tehdit olarak tanımlamakta.

Buzulların Altındaki Talan: Yeraltı Kaynakları

Kapitalist üretim modelinin hammaddeye olan doyumsuz açlığı, Grönland’ı hedef tahtasına oturtan bir diğer faktör. Küresel ısınma nedeniyle eriyen buzullar, sermaye sahipleri için bir felaket değil, kâr fırsatı olarak görülüyor. Ada, teknolojik cihazların üretiminde kritik öneme sahip nadir toprak elementleri bakımından dünyanın en zengin rezervlerinden birine sahip.

Yaklaşık 2,2 milyon kilometrekare yüzölçümüyle (Türkiye’nin yüzölçümünün neredeyse 3 katı) Grönland; Kuzey Amerika ve Arktik arasında yer alması, füze saldırıları durumunda erken uyarı sistemleri ve bölgedeki gemilerin izlenmesi için elverişli bir konum sağlaması açısında cazip. Ancak sahip olduğu ve henüz net miktarı bilinmeyen nadir toprak elementleri (NTE) Grönland’ı daha da cazip hale getiriyor. Grönland’ın batısı karbonatit ile ilişkili nadir toprak elementleri yatakları açısından oldukça zenginken, Doğu Grönland’ın merkezinde de çok büyük miktarlarda yeni nadir toprak elementlerinin keşfedildiği ifade ediliyor. Bu haliyle Grönland’ın önemli bir nadir toprak elementleri üreticisi haline geleceği ifade ediliyor.

Grönland topraklarında uranyum, altın, çinko, kurşun yataklarının yanı sıra henüz işlenmemiş devasa petrol ve doğalgaz rezervleri bulunuyor. Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki tekelini kırmak isteyen ABD, bu kaynakları kontrol altına alarak teknolojik rekabette üstünlük sağlamayı amaçlıyor. Trump’ın “ulusal güvenlik” söyleminin altında aslında bu madenlerin yağmalanması arzusu da yatıyor. 

Lojistik Hakimiyet

İklim değişikliği, Kuzey Kutbu’ndaki buzulları eriterek yeni deniz ticaret rotalarını ortaya çıkarıyor. Asya ile Amerika ve Avrupa arasındaki mesafeyi kısaltan bu yeni yollar, küresel ticaretin akışını değiştirecek potansiyele sahip. Grönland, Atlantik ile Arktik Okyanusları (Kuzey Buz Denizi) arasındaki geçiş noktalarını kontrol eden stratejik konumuyla, geleceğin ticaret yollarının kilit noktası. ABD, bu rotaların kontrolünü Çin veya Rusya’ya kaptırmamak için adadaki askeri ve siyasi varlığını zorla artırmaya çalışıyor.

Ekolojik Yıkım Mı Emperyalist Fırsat Mı?

Emperyalizmin Grönland üzerindeki planları, gezegenin geleceği için büyük bir tehdit oluşturuyor. Trump yönetimi bir yandan iklim değişikliğini inkâr ederken, diğer yandan küresel ısınmanın yarattığı “fırsatları” değerlendirmek için harekete geçiyor.

Adadaki madencilik faaliyetlerinin artması ve petrol aramalarının yoğunlaşması, zaten hassas olan Kuzey Buz Denizi ekosistemini geri dönülemez bir yıkıma sürükleyecek.

Buzulların erimesiyle atmosfere daha fazla karbon ve metan gazı salınacak ve bu durum küresel ısınmayı daha da hızlandıracak. Sermayenin kar hırsı uğruna Grönland’ın sanayileşmeye açılması, bilim insanlarının uyardığı “6. büyük kitlesel yok oluş” sürecini tetikleyen faktörlerden biri olacak. Grönland halkının ve doğasının geleceği, emperyalist güçlerin paylaşım masasında bir pazarlık unsuru olmaktan kurtarılmalı.


[1] Arktik bölgesi yalnızca coğrafi kuzey kutup bölgesini ifade etmez. 66. kuzey enleminden itibaren başlayan, sekiz devletin egemenlik ve ekonomik faaliyet alanlarını kapsayan, kendine özgü kültürü ve yerel halkları olan geniş bir bölgeyi tanımlar. Bu coğrafya, “karla kaplı bembeyaz bir yer” algısının ötesinde, küresel siyasetin ve zengin kaynakların merkezi olan dinamik bir yaşam alanı olarak tanımlanır.