MESEM Öğrencileri Anlatıyor

Türkiye’de sayıları 1,5 milyona yaklaşan MESEM öğrencileri, haftanın önemli bölümünü okul yerine işyerlerinde geçiriyor. Eğitim programı olarak sunulan sistem, gençleri düşük ücretli ve güvencesiz çalışmanın içine çekiyor. Bu düzenin içinden 16 yaşındaki bir MESEM öğrencisiyle konuştuk. 16 yaşındaki öğrencinin anlattıkları, MESEM’in gençler için nasıl bir çalışma düzeni yarattığını gösteriyor. Dersliklerin yerini atölyelerin, öğrenciliğin yerini ise ucuz iş gücünün aldığı bir sistemden söz ediyoruz.

1) Öncelikle kendinden kısaca bahseder misin? Nerede yaşıyorsun? Kaç yaşındasın? Ailen ne iş yapıyor? Kardeşin var mı? Varsa eğer okuyor mu? Eviniz kira mı? Koşturmaca içinde kendine ne kadar zaman ayırabiliyorsun? Ne zamandır MESEM Projesi kapsamında çalışıyorsun? MESEM Projesi hakkında ne düşünüyorsun?

“İzmir Bornova’da ikinci sınıf MESEM öğrencisiyim. 16 yaşındayım, annem tekstil işçisi, bir kız kardeşim var, liseye yeni başladı. Aile apartmanında yaşıyoruz. İş dışında kendime vakit ayırmakta çok zorlanıyorum. Zaman buldukça fotoğrafçılık veya futbolla ilgileniyorum. 1,5 yıldır MESEM Projesi kapsamında çalışıyorum. MESEM Projesi için patron ve devletin iş birliği içerisinde gençlerin emeğini, hakkını, hayatını sömürdüğünü düşünüyorum.”

Eğitim olduğu iddia edilen bu sistem, atölyelerin içinde pratikte nasıl işliyor:

2) Haftada kaç gün okulda, kaç gün iş yerindesin? Çalıştığın iş yerindeki görevin nedir? Yorucu olan kısmı var mı? İşyerinde çalışanlar/patron sana nasıl davranıyor?Çalışma koşullarını nasıl değerlendiriyorsun? Senin yaşlarında başka çalışan var mı?  Kendini iş yerinde öğrenci gibi mi,çalışan gibi mi hissediyorsun? Çalışırken eğitimini sürdürmek sence zor mu? Okuldaki derslere vb yeterince zaman ayırabiliyor musun?.

“Bir gün okulda, dört gün iş yerindeyim. Bazı arkadaşlarım hafta sonu da çalışıyor. Normalde makine kısmında çalışıyorum ama patron, müdür ve ustanın verdiği ayak işlerini koşturduğum da oluyor. Yorucu olan kısmı şu: 08.00-18.30 saatleri arasında, ihtiyaç dahilinde 21.30’a kadar mesaide oluyorum. Yemek molamız 40 dakika; onun dışında gün içerisinde herhangi bir molamız yok. Yani gün içerisinde epey yoruluyoruz. İş yerinde, ruh haline göre patronun bize karşı hareketleri değişiyor. Çalıştığım yerde 16 ve 17 yaşlarında toplam 3 MESEM öğrencisi olarak aynı ortamda çalışıyoruz. Kimi zaman bir araya gelip sohbet etmemiz sorun haline geliyor. Çalıştığım yerde temizlik bize yaptırılıyor; tuvalet, atölye vb. şeyler… Bunun için ayrı bir işçi bulunmuyor. Haftada bir atölye komple bize yıkatılıyor. Hatta patronun işlerini yapmak için evine, teknesine, bazen şehir dışına gittiğimiz oluyor. Halbuki bunların hiçbiri bizim işimiz değil.

​Kendimi iş yerinde tamamen emeği sömürülen bir işçi gibi hissediyorum. Patronumuz “Okumanıza gerek yok, gelin beş gün çalışın işte” diye söylemlerde de bulunuyor. MESEM öğrencisi olarak gördüğümüz bir eğitim yok. Okulda da ders görmüyoruz. Bölümümüzün makine sınıflarında herhangi bir iş makinesi bulunmuyor. Aynı zamanda okulumuzda zorunlu derslerin ve makine derslerinin hocaları da bulunmuyor.”

​Bu yoğun çalışma temposu, gençlerin yaz tatillerini ve sosyal hayatlarını eritiyor. Çocuklar yaz tatillerini dinlenerek değil, yine çalışarak geçiriyor.

3) Yaz tatilinde neler yaptın? Dinledin mi? Yoksa çalıştın mı? Genç yaşta çalışmak hakkında ne düşünüyorsun? Çalışmanın sana kattığı şeyler neler, senden götürdüğü şeyler neler? 

“Normalde yaz tatilinde bir ay ücretli izin hakkımız var ama bunu çoğu öğrenci gibi ben de kullanmadım. Çalıştım. Çünkü o işe, daha doğrusu, o ücrete ihtiyacım var.

​Gençlik dediğimiz dönemi yaşayamadığımı düşünüyorum. Bunun getirdiği zorluklar tabii ki de oluyor. Herhangi bir sosyal hayatım yok. Görüşebildiğim arkadaşlarım yok. Kendimi 16 değil de 46 yaşında hissediyorum.

​Çalışma hayatında bu sistemin bizlerin bugününe, yarına, daha doğrusu tüm hayatına göz diktiğini daha iyi anlıyorum. İstediğim bölümün işini yaptığım için kendimi bazen şanslı da hissedebiliyorum. Bu alanda az da olsa bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.”

Peki, denetimler ve iş sağlığı gerçekte atölyelerde nasıl işliyor?

4) MESEM kapsamında aldığın ücret geçimini sağlamaya yetiyor mu? Ücreti ailen mi alıyor? Kendini yaptığın iş sırasında güvende hissediyor musun? (İSG),Yusuf Tekin’in söylediği gibi çalıştığın yer 15 günde bir alanda uzman hocalar tarafından denetime geliniyor mu? Okul bitirince ne yapmayı planlıyorsun? Üniversite düşünüyor musun? Yoksa çalışmaya devam mı? Hayallerinden bahsedebilir misin

“MESEM kapsamında devlet desteği sadece 8500 TL civarında bir ücret. Ben bunun biraz üstünde alıyorum ama tabii aldığım ücret de emeğimin çok çok altında kalıyor. Aldığım ücret bende kalıyor çoğu zaman ama aileme destek sağlamam gerektiğinde de destek oluyorum.

​Okullarda iş sağlığı güvenliği (İSG) adı altında bizlere sansürsüz bir şekilde iş kazaları, ölüm, yaralanma vb. videoları izletildi. O videolardan sonra çalışmak insanın psikolojisini derinden etkiliyor. Çalıştığım yerde makinelerde bir kapak olması gerekiyor. Ancak bu kapak yok ve kesici uç açıkta kalıyor. Çalışırken parmağımın açıkta kalan uca değmesiyle 8 dikiş atıldı. Hastaneye gittiğimizde de çalıştığım yerde ki sekreter, görevlilere meyve bıçağı ile olduğu anlatıldı.

​Yılda 3-4 defa hangi alandan geldiği bilinmeyen hocalar geliyor. Öğrenci var mı, yok mu diye bakıp muhasebeci ile 2-3 dakikalık bir konuşmadan sonra iş yerini terk ediyorlar.

​Staj bitince bir sene üniversiteye hazırlanmak istiyorum. Çünkü şu an için okula veya herhangi bir derse erişimim yok. Hem kendimi bu işten biraz kurtarmak hem de yaşayamadığım gençliği, genç insanlarla hissetmek istiyorum. Bu yüzden üniversiteye gitmek de bir hayalim. Aslında birçok hayalim var. İlgilendiğim kameracılık ve futbol üzerinden ilerlemeyi çok isterim. Ancak gençlerin bugün istediği şeylere ulaşmada önünde birçok engel var.

​Aslında her genç gibi çok büyük belirsizlik ve gelecek kaygısı içerisindeyim. Her gün ölüm makineleri ile burun buruna çalışıyorum. Her gün sıra arkadaşlarımızın sakatlandığını veya öldüğünü öğreniyoruz. Dolayısıyla geldiğimiz bu noktada belirsizlik ve gelecek kaygısı her gencin hayatında büyük bir yer kaplıyor maalesef.”

16 yaşındaki bir çocuğun parmağına atılan 8 dikişi gizlemek zorunda kalan, hastanede “meyve bıçağı kesti” yalanına sığınan bir düzenle karşı karşıyayız. Gençlerin bugününe ve yarınına göz diken bu sisteme karşı, mücadele etmeye devam edeceğiz.