Tigray’da silahlar yeniden konuşuyor
Etiyopya’da dört yıl önce Pretoria Barış Anlaşması’yla duran Tigray Savaşı yeniden başladı. 2020-2022 arasında yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği savaşın ardından kurulan denge, eylül ayında Tigray güçleri ile federal ordu arasındaki çatışmalarla bozuldu. Etiyopya’da uzun süredir biriken etnik, bölgesel ve siyasi anlaşmazlıklar yeniden hareketleniyor. Eylül ayında yedi silahlı grup, Başbakan Abiy Ahmed hükümetine karşı Ethiopian Peoples’ Forces Alliance for Survival adı altında birleşti. İttifakta Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Amhara merkezli Fano, Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA), Ogaden National Liberation Front (ONLF), Afar Revolutionary Democratic Unity Front (Ugugumo) ile Benishangul-Gumuz bölgesinden iki silahlı örgüt bulunuyor. Grupların ortak hedefi Abiy hükümetinin devrilmesi ve bir geçiş yönetiminin kurulması.
Tigray Savaşı neden çıktı?
Çatışmanın tarihi 1990’lara kadar uzanıyor.1991’de Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından TPLF, Etiyopya siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri haline geldi. TPLF öncülüğündeki EPRDF, ülkeyi etnik temelli federal bir sistem üzerinden yeniden örgütledi. Tigray, Amhara, Oromia, Somali ve diğer bölgeler kendi bölgesel yönetimlerine kavuştu. Bu sistem bir yandan farklı halklara bölgesel özerklik sağlarken diğer yandan siyaseti büyük ölçüde etnik ve bölgesel kimlikler üzerinden şekillendirdi. 2018’de Abiy Ahmed’in başbakan olmasıyla dengeler değişti. Abiy, daha merkezi bir siyasi yapı oluşturmaya yöneldi. 2019’da EPRDF’nin yerine Prosperity Party kuruldu. TPLF bu yapıya katılmadı ve Tigray’deki bölgesel yönetimini korudu. COVID-19 nedeniyle federal seçimlerin ertelenmesi krizi daha da büyüttü. Tigray yönetimi, federal hükümetin kararını kabul etmeyerek Eylül 2020’de bölgesel seçim düzenledi. Abiy Ahmed seçimleri tanımadı. Gerilim Kasım 2020’de TPLF güçlerinin federal askeri üslerden birine saldırmasıyla savaşa dönüştü. İki yıl süren savaş Pretoria Anlaşması’yla sona erdi. Kasım 2022’de imzalanan Pretoria Anlaşması Tigray’daki savaşı durdurdu. Fakat savaşın nedenlerini ortadan kaldırmadı. Tigray ile Amhara arasındaki toprak anlaşmazlıkları çözülemedi. Tigray’ın bazı bölgelerinin statüsü tartışmalı kaldı. Silahsızlanma süreci ve federal hükümet ile Tigray yönetimi arasındaki siyasi sorunlar da devam etti. 2026’ya gelindiğinde gerilim yeniden yükseldi. Tigray güçlerinin saldırısıyla başlayan yeni çatışmalar Tigray’ın yanı sıra Amhara ve Afar bölgelerine yayıldı.

Sudan’daki Savaş
Etiyopya’nın batısında ise başka bir savaş sürüyor. Sudan’da Nisan 2023’te başlayan savaş, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalarla devam ediyor. Savaş yüzünden 14 milyondan fazla insan göç etti. 2026’da da çatışmalar sürerken bir milyondan fazla sivil öldü.
Sudan iç savaşı, devletlerin farklı aktörlerle ilişkilerini de gösterdi. Hızlı Destek Kuvvetlerini, BAE destekliyor. Mısır’ın Sudan ordusuyla yakın ilişkileri ve Rusya’nın Sudan’daki çıkarları savaşın bölgesel boyutunu büyütüyor. Etiyopya da farklı değil. Sudan’daki taraflar Etiyopya’yı karşı tarafı desteklemekle suçlarken Etiyopya bu suçlamaları reddediyor. Son günlerde Etiyopya Genelkurmay Başkanı Birhanu Jula da Eritre, Sudan ve Mısır’ı TPLF’yi desteklemekle suçladı. Eritre ve Sudan suçlamaları reddetti.
Nil’den Kızıldeniz’e
Etiyopya’nın denize kıyısı bulunmuyor. Ülkenin dış ticaretinde Cibuti limanları kritik önem taşıyor. Etiyopya uzun süredir Kızıldeniz’e doğrudan erişim arıyor. Bu durum Eritre ile ilişkileri doğrudan etkiliyor. Eritre’nin Assab Limanı, Etiyopya’nın denize erişim arayışının merkezindeki noktalardan biri. Eritre, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e çıkış talebini kendi egemenliği açısından tehdit olarak değerlendiriyor. Eritre, Etiyopya’dan uzun süren bir savaşla kopup bağımsızlığını kazanan bir ülke. Yani iki ülke arasındaki ilişki tarihi bir gerilimi de barındırıyor.
Diğer tarafta Somaliland var. Berbera Limanı, BAE merkezli DP World’ün yatırımlarıyla bölgenin önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldi. Liman, Etiyopya’ya uzanan ticaret koridorunun da parçası. İsrail’in Aralık 2025’te Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıması ise sürece yeni bir boyut ekledi. 2026’da İsrail ile Somaliland arasında güvenlik alanındaki ilişkiler de gelişti.

Yemen ve Babülmendep
Kızıldeniz’in karşı kıyısında ise Yemen savaşı yeniden büyüyor. Husiler 10 Eylül’de Kızıldeniz kıyısındaki Mocha’yı ele geçirdi. Bir gün sonra Babülmendep Boğazı’nın girişindeki Perim Adası’na ulaştılar. Böylece Kızıldeniz’in güney girişindeki stratejik hat üzerindeki kontrollerini genişlettiler. Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlıyor. Buradaki gelişmeler Süveyş Kanalı’na uzanan deniz ticaretini etkiliyor. Dolayısıyla Etiyopya’nın denize erişim arayışı ile Yemen’deki Husi ilerleyişi aynı coğrafya içerisinde buluşuyor. Bir tarafta Etiyopya Kızıldeniz’e çıkış arıyor. Diğer tarafta Husiler Kızıldeniz’in güney girişindeki konumlarını güçlendiriyor. Somaliland’daki Berbera Limanı ise bu hattın Afrika kıyısındaki stratejik noktalarından biri haline geliyor.
Cibuti’de ABD ve Çin karşı karşıya
Bu gelişmelerin ortasında Cibuti bulunuyor. Cibuti küçük bir ülke olmasına rağmen konumu nedeniyle dünyanın en yoğun askeri bölgelerinden biri. ABD, Çin, Fransa, İtalya ve Japonya’nın ülkede askeri tesisleri bulunuyor. Çin’in Cibuti’deki askeri üssü 2017’de faaliyete geçti. ABD’nin Camp Lemonnier üssü ise Çin üssüne birkaç kilometre mesafede. Yani Afrika Boynuzu’nda ABD-Çin rekabeti askeri üsler ve deniz yolları üzerinden yürütülüyor. Cibuti’nin önemi Babülmendep’ten kaynaklanıyor. Bu dar geçit Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki bağlantıyı sağlıyor. Çin’in ticaret yolları açısından bölge kritik. ABD açısından ise Ortadoğu, Afrika ve Hint Okyanusu arasındaki askeri ulaşımın önemli noktalarından biri.
Cibuti’deki Fransız askeri varlığı ise başka bir boyutu gösteriyor. Fransa, sömürge döneminden kalan ilişkiler üzerinden Afrika’da uzun süre güçlü bir askeri ve siyasi konuma sahip oldu. Sahel’de yaşanan darbeler ve Fransız askerlerinin bölgeden çekilmesinin ardından Afrika’daki etkisi zayıfladı diyebiliriz. Cibuti ise Fransa’nın kıtadaki askeri varlığını sürdürdüğü en önemli merkezlerden biri olmaya devam ediyor. Afrika Boynuzu, Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin geçtiği noktada bulunuyor. Rusya ise Afrika’da farklı bir yöntem izliyor. Özellikle Sahel’de Fransa’nın gerilemesinden doğan boşluklardan yararlanırken Sudan üzerinden Kızıldeniz’e uzanan bir hat kurmaya çalışıyor. Sudan, Rusya açısından özellikle önemli. Rusya’nın Port Sudan’da deniz üssü kurma planları uzun süredir gündemde.
Afrika Boynuzu yeniden kuruluyor
Afrika Boynuzu’ndaki savaşları, etnik çatışmalardan çıkarmak gerekir. Çünkü bölgede aynı anda limanlar, deniz yolları, enerji kaynakları ve askeri üsler üzerinden bir güç mücadelesi yaşanıyor. Etiyopya’da bir iç iktidar mücadelesi var. Tigray, Amhara ve Oromia’da silahlı çatışmalar yaşanıyor. Batıda Sudan savaşı sürüyor. Kuzeyde Eritre ile gerilim devam ediyor. Doğuda Somali ve Somaliland arasındaki sorunlar bulunuyor. Karşı kıyıda Yemen’de Husiler Babülmendep’e doğru ilerliyor. Çok sayıdaki örgütleri, farklı devletler kendi çıkarlarına göre destek sağlıyor. Mısır açısından Sudan ve Kızıldeniz, Nil havzasındaki güvenlik hesaplarından ayrı düşünülemiyor. BAE için limanlar, ticaret hatları ve lojistik merkezler öne çıkıyor. Çin, Kızıldeniz’i küresel ticaret yollarının bir parçası olarak değerlendirirken ABD açısından Çin’in bölgede büyüyen ekonomik ve askeri varlığı, daha geniş bir stratejik rekabetin parçası.
Etiyopya’da yeniden konuşmaya başlayan silahlar, bu daha büyük mücadelenin tam ortasında yeniden yükseliyor.


