Venedik Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren ve 25 dakika boyunca ayakta alkışlanan NAZA belgeseli, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarında insan hayatını sayısal algoritmalara indirgeyen teknolojik ve bürokratik mekanizmaları odağına alıyor.
Yönetmenliğini Yuval Abraham ve Rachel Szor’un üstlendiği belgesel, İsrail askeri istihbaratı bünyesinde görev almış 24 anonim personelin yüzlerini gizleyerek veya seslerini değiştirerek yaptığı itiraflara dayanarak, askeri bürokrasinin sivil imhayı nasıl otomatikleştirdiğini inceliyor. İbranicede “nezek agavi” (tali/yan hasar) ifadesinin kısaltması olan NAZA, askeri bir hedef vurulurken gözden çıkarılması kabul edilen sivil kayıp katsayısını ifade eden soğuk bir bürokratik kavrama dayanıyor. Bu kavram, kitlesel kıyımların ve ölüm kararlarının nasıl soğuk bir hesap tablosuna veya sıradan bir mesai rutinine indirgendiğini, faillerin dilinden ifşa ediyor
“Tali Hasar”ın Algoritmik Mimarisi
Savaşın ve işgalin dijitalleşmesi, hedef belirleme süreçlerini haftalardan dakikalara indirirken sistemik bir “hedef fabrikası” yaratıyor. Belgeselde yer verilen asker tanıklıkları, yapay zekâ programlarının Filistinlileri belirli algoritmik kriterlerle skorlayarak hedef listeleri oluşturduğunu ve bu sistemlerdeki hata riski bilinmesine rağmen operasyonların sürdürüldüğünü gösteriyor.
Sistemin operasyonel mantığı, hedeflenen kişilerin sokakta değil, ailelerinin yanına döndükleri anlarda akıllı konum takibiyle tespit edilerek evlerinde vurulması esasına dayanıyor. Evde kadın ve çocukların bulunduğu kesin olarak bilinse dahi saldırı kararları iptal edilmiyor. Hatta tek bir mensubun hedef alındığı operasyon planlarında, 500 sivilin hayatını kaybetmesinin dahi “kabul edilebilir tali hasar” sınırı içerisine dahil edilebildiği aktarılıyor. Bu veriler, Gazze’deki sivil yıkımın kontrolden çıkmış tesadüfler değil, algoritmik olarak hesaplanmış ve onaylanmış yapısal bir tercih olduğunu gösteriyor.
ABD’nin Irak işgali sürecinde “savaşçı olmayan zayiat eşik değeri” (NCV) ve Bugsplat gibi simülasyon yazılımlarıyla kavramsallaştırdığı tali hasar (collateral damage), sivil kayıpları istatistiksel birer parametreye dönüştürmenin tarihsel öncülünü oluşturuyor. İsrail’in Gazze’de devreye soktuğu yapay zekâ sistemleri ise bu askeri doktrini bir adım öteye taşıyarak sivillerin katledilmesini bütünüyle otomatikleştiriyor. Böylece NAZA belgeselinin de ifşa ettiği üzere, sivil ölümleri soğuk birer matematiksel katsayı olarak meşrulaştırma arayışı, emperyalist şiddet pratiklerinin tarihsel ve teknolojik sürekliliğini temsil ediyor.
Vicdani Arınma mı, Adalet Eksikliği mi?
Belgeselin uluslararası alanda gördüğü yoğun ilgi ve kazandığı ödüller, emperyalist merkezlerin bilgi üretimindeki hiyerarşisini ve egemen medyadaki ideolojik çarpıklığı açık ediyor. Filistinli gazetecilerin, hekimlerin ve sivil halkın yıllardır sunduğu binlerce somut kanıt ve belgelenmiş kıyım uluslararası alanda denk bir karşılık bulmazken, faillerin anonim anlatılarının “ahlaki bir yüzleşme” şeklinde sunulması sistemin temel çelişkisidir.
Dr. Ghassan Abu Sitta ve Ahmed Alnouq gibi isimlerin dile getirdiği üzere, kurbanların çığlıkları duyulmazken faillerin anlatısının “ahlaki bir keşif” olarak sunulması, sömürgeci/emperyalist tahakküm ilişkilerini yeniden üretiyor.
Şair Ayat Abou Shmeiss’in vurguladığı gibi, Filistinlilerin yaşadığı maddi ve insani yıkım, fail toplumun kendi vicdani arınması için bir malzeme haline getirilemez. Somut yaptırımlar ve maddi/siyasi sorumluluk mekanizmaları işletilmediği sürece, bu tür “vicdani yüzleşmeler” sistemik şiddeti sorgulamaktan ziyade, onu meşrulaştıran ideolojik birer ritüele dönüşüyor.
Siyasal Şiddetin Toplumsal Tabanı ve İdeolojik Yabancılaşma
Akademisyen Peter Beinart’ın da işaret ettiği üzere NAZA, yaşanan yıkımı yalnızca aşırı sağcı hükümet politikalarına bağlayan liberal anlatıyı da çürütüyor. Askeri teknolojilerin tasarımı, yazılımı ve uygulanmasında toplumun seküler, eğitimli ve liberal kesimleri de aktif rol alıyor. “Naza” gibi askerî terminolojiler, Filistinlileri veritabanı girdilerine dönüştürerek fail ile kurban arasında ahlaki bir mesafe kurulmasını kolaylaştırıyor. Üstelik İsrail’de hem hükümet yetkililerinin hem de Benny Gantz ve Naftali Bennett gibi muhalif figürlerin belgesele gösterdiği sert tepkiler ve yaptırım söylemleri, devlet mekanizmasının ve siyasi yelpazenin tamamının bu askeri mantıkla ne kadar bütünleştiğini kanıtlıyor.
NAZA belgeseli, yapay zekâ teknolojilerinin sermaye ve devletler ortaklığındaki birer otomatik imha aracına nasıl dönüştürülebileceğini somutluyor. Ancak bu olgusal teşhirin bir “seyir nesnesi” olmaktan çıkıp, doğrudan kapitalist sistemin ve emperyalist politikaların kendisine karşı etkin bir siyasi mücadele hattına evrilmesi şarttır.
Not: The Guardian gazetesinin desteğiyle çekilen belgeselin sinema gösterimlerinin ardından gazetenin İnternet sitesinde erişime açılması planlanıyor.


