Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yürürlüğe giren 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), yine “enflasyonla mücadele” söylemiyle kamuoyuna sunuldu. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan program aynı zamanda merkezi yönetim bütçesi olarak da değerlendirilebilir. Bu yönüyle program, yalnızca bir “hedefler listesi” olarak değil, önümüzdeki üç yılın bütçe, vergi, kamu harcamaları, ücretler, istihdam ve yatırım politikalarının ana çerçevesi olarak öne çıkıyor.
Açıklanan program, sermayeye geniş olanaklar açarken krizin ve ekonomik politikaların bedelini milyonlarca emekçiye ödetmeye devam eden bir sermaye programından ibaret. Ücretleri baskılayan, emeğin gelir kaybını kalıcılaştıran, vergi yükünü geniş halk kesimlerinin üzerine yıkan, kamu varlıklarını özelleştirme yoluyla sermayeye açan program buna karşılık sermayenin finansman sorunlarına kamu kaynaklarıyla çözüm üreten, stratejik sektörlerde sermayeye yeni destek ve teşvik alanları yaratmak adına devleti işaret eden bir sermaye programı ile karşı karşıyayız.
Tutturulamayan Enflasyon
Program döneminde, dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi ve enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere indirilmesi temel hedef olarak belirlenmiş. Ancak Orta Vadeli Programların en belirgin özelliği, enflasyon hedeflerinin hiçbir zaman tutmaması ve her yeni programda yeniden revize edilmek zorunda kalınması sadece hedeflerin tutturulması ile ilgili değildir. İktidar bloğunun enflasyon yönetim Stratejisi olarak da düşünmekte fayda var.
| Yıl | Eski Hedef (%) | Gerçekleşme / Yeni OVP Tahmini (%) | Yeni OVP Hedefi (%) |
| 2024 | %33 | %44,4 (Gerçekleşme) | – |
| 2025 | %15,2 | %30,9 (Gerçekleşme) | – |
| 2026 | %8,5 | %28,4 (Yeni Tahmin) | – |
| 2027 | – | – | %21 |
| 2028 | – | – | %13,5 |
| 2029 | – | – | %9 |
2024: hedef %33 → gerçekleşme %44,4
2025: hedef %15,2 → gerçekleşme %30,9
2026: hedef %8,5 → yeni OVP tahmini %28,4
2027: yeni hedef %21
2028: yeni hedef %13,5
2029: yeni hedef %9
Çünkü enflasyonla mücadele programının asıl ve en önemli sonuçlarından biri, emek piyasasını doğrudan belirlemesidir. Ücretlerin baskılanması ve sıkı para politikaları uygulamaları gibi ücret artışlarının gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen ve beklenen enflasyona göre belirlenmesi en ciddi saldırıdır. Nitekim 2027 OVP’nin yüzde 21’lik enflasyon hedefi ile birlikte asgari ücret pazarlığının başlangıç noktası da bu şekliyle belirlenmiş oluyor.
Esnek Çalışma Bir Kez Daha Programda
OVP’de; “yeni nesil çalışma modelleri”, “güvenceli esneklik” (esnek çalışma mevzuatı) “esnek süreli istihdam modelleri” “emek piyasasının temel önceliklerindendir” deniliyor.
Neoliberal bir saldırı olan “güvenceli esneklik” ile birlikte, sadece iş güvencesinin tasfiye edilmesi değil aynı zamanda emek gücünün sermayeye karşı tamamen savunmasız bırakılması hedefleniyor.
Çalışma süresinin, gelirin ve iş ilişkisinin belirsizleşmesi, işçinin işverene karşı pazarlık gücünü ortadan kalkması emek rejiminin bu denli dönüşümle işçilerin köle gibi çalıştırmak isteniliyor. Bu şekliyle düzenli ücret, kıdem ve ihbar tazminatlarına erişim, sendikalaşma ve toplu sözleşme gibi hakların fiilen ortadan kaldırmayı çok açık bir şekilde programda yer alıyor.
“Girişimci Devlet” Söylemi
OVP, devletin özel sektörün yatırım kararlarını destekleyen, risklerini azaltan ve “girişimci devlet” rolü üstlenen bir kolaylaştırıcı olmasını benimser” diyor. Bu eğilim Türkiye’ye özgü değil. Konuya küresel kapitalizmde yeniden tartışılan yeni devletçilik kavramıyla birlikte bakmakta fayda var.
Sermayenin isteğiyle devlet; sübvansiyonlar, yatırım kontrolleri, stratejik sektörler, kritik ham maddeler, sanayi politikaları ve tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlamak amacıyla artık ekonomi politikasının merkezinde yer almayı hedefliyor. Açıklanan OVP’de bunun izlerini net olarak görüyoruz.
Programda ihracat, teknoloji, savunma, enerji ve stratejik kabul edilen sektörlerde kamu destekli finansman kanallarının genişletilmesi, yüksek faiz ve kredi sıkışıklığının sermaye üzerindeki etkisini hafifletmeye dönük istisnalar yaratılması hedefleniyor. Yine programda kamu bankaları üzerinden kredi, faiz desteği, yatırım teşvikleri, vergi istisnaları, kredi garantileri, ihracat destekleri sermayeye sağlanırken, bu kaynakların maliyeti doğrudan ya da dolaylı olarak kamu bütçesine ve dolayısıyla emekçilerin sırtına yüklemeyi “girişimci devlet” olarak pazarlanılıyor.
İstihdamda Kalma Süresinin Uzatılması
Programda “Sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak amacıyla kişilerin iş hayatında daha uzun süre kalmasını teşvik edecek (emeklilik yaşını ve prim günlerini etkileyebilecek) yeni düzenlemeler öngörülmektedir.” ifadeleri de dikkat çekici.
Bu yönüyle program, emeklilik yaş ve koşullarının yeniden belirlenmesini hedefleyerek, uzun süre iş hayatında kalınması için düzenlemeler getiriyor ve bu durum fiilen emekliliği sonlandırmak anlamına gelir.
Bütçe Açığı Daha da Artıyor, Tahminler Tutmuyor
Geçen yıl yayımlanan OVP’de cari açığın 2026’da 22,3 milyar dolar, 2027’de 20,5 milyar dolar, 2028’de ise 18,5 milyar dolar seviyesine gerilemesi hedeflenmişti. Yeni OVP’de ise tablo tersine dönüyor. Cari işlemler dengesinin 2026’da 47,5 milyar dolar, 2027’de 38,5 milyar dolar, 2028’de 37 milyar dolar, 2029’da ise 35,5 milyar dolar açık vermesi öngörülüyor.
| Yıl | Eski OVP Hedefi (Milyar $) | Yeni OVP Tahmini / Hedefi (Milyar $) | Sapma / Artış (Milyar $) |
| 2026 (Bu Yıl) | 22,3 | 47,5 | +25,2 (yaklaşık 2,1 katı) |
| 2027 (Gelecek Yıl) | 20,5 | 38,5 | +18,0 |
| 2028 | 18,5 | 37,0 | +18,5 (tam 2 katı) |
| 2029 | – | 35,5 | – |
Türkiye kapitalizmin yapısal sorunlarından biri, büyüme ile dış kaynak ihtiyacı arasındaki yapısal ilişkidir. Çarkların dönmesi için enerji, ara malı, yatırım malı ve çeşitli üretim girdilerinde ithalat ihtiyacı artıyor; ihracat gelirleri bu ithalat bağımlılığını karşılamaya yetmediğinde cari açık yeniden büyüyor. Dolayısıyla sorun yalnızca “cari açığın finansmanı” değil sermaye birikim yapısının dış girdilere bağımlı olmasıdır.
Peki, Program Cari Açığı Nasıl Kapatmayı Hedefliyor?
Programda toplam vergi yükünün (sosyal güvenlik primleri dâhil) milli gelire oranının 2025’te yüzde 24.3 iken 2029’da yüzde 25.1’e çıkacağı; genel bütçe vergi gelirlerinin milli gelire oranının ise yüzde 17.5’ten yüzde 18.1’e yükseleceği belirtiliyor. Yani vatandaştan toplanan verginin milli gelir içindeki payı program boyunca kesintisiz artıyor.
Sermayeye yönelik teşvikler, vergi istisnaları ve kamu destekleri devam ederken, ücretli çalışanlar hem gelirlerinin erimesi hem de tükettikleri her mal ve hizmet üzerinden ödedikleri vergiler nedeniyle iki kez kaybediyor. Bir yandan ücretleri enflasyon karşısında geriliyor, diğer yandan kalan gelirlerinin önemli bir bölümü dolaylı vergiler yoluyla geri alınıyor.
Özelleştirmeler Özel Olarak Programa Ekleniyor
Geçen yılki OVP’de 2026 yılı için 185 milyar lira özelleştirme geliri hedeflenmişti. 2027 için 70 milyar lira, 2028 için ise 30 milyar lira öngörülüyordu. Yeni OVP’de ise tablo önemli ölçüde değişiyor. 2026 yılı özelleştirme geliri hedefi 107,3 milyar liraya indirilirken, sonraki yıllarda hedefler hızla yükseltiliyor: 2027 için 183 milyar lira, 2028 için 163,5 milyar lira, 2029 için ise 143 milyar lira özelleştirme geliri hedefleniyor.
Böylece geçen yılki OVP’de 2027 ve 2028 için öngörülen toplam 100 milyar liralık özelleştirme gelirinin yerini yeni OVP’de yalnızca bu iki yıl için 346,5 milyar liralık bir hedef alıyor.
| Yıl | Eski OVP Hedefi (Milyar TL) | Yeni OVP Hedefi (Milyar TL) | Değişim / Fark (Milyar TL) |
| 2026 (Bu Yıl) | 185,0 | 107,3 | -77,7 (Düşüş) |
| 2027 (Gelecek Yıl) | 70,0 | 183,0 | +113,0 (Yaklaşık 2,6 katı) |
| 2028 | 30,0 | 163,5 | +133,5 (5 kattan fazla) |
| 2029 | – | 143,0 | – |
Yeni OVP’de özelleştirme gelirlerine ilişkin hedeflerin yeniden yükseltilmesi, kamusal hizmetler ve mülkiyeti sermayeye açarken aynı zamanda toplumsal mülkiyeti ilişkisini yeniden belirliyor.
Kamunun sahip olduğu işletmelerin, arazilerin, tesislerin ve diğer ekonomik varlıkların özel sermayeye devredilmesi, aynı zamanda kamusal birikimin mülkiyet yapısının değiştirilmesi anlamına gelir. Bir yandan kamu hizmeti piyasalaşırken diğer yandan mülkiyet ilişkileri üzerinden servet transferi gerçekleşir. Bu, neoliberalizmin basit bir biçimde geri dönmesi değil, daha karmaşık bir sermaye-devlet ilişkisidir. Devlet, sermaye birikiminin ihtiyaç duyduğu alanlarda güçlenirken, kamusal mülkiyetin tek tek tasfiye ediliyor.


