Cumhurbaşkanlığı’nın gece yarısı yayımladığı atama kararnamesiyle Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli görevinden alındı. Resmi Gazete’de yer alan karar, kamuoyunda bir süredir devam eden “bisiklet taytı” tartışmasının hemen ardından geldi. Çiçek, kentte düzenlenen bisiklet festivaline sporcu taytı katılıp bisiklet sürdüğü için CHP’nin Kars Milletvekili İnan Akgün Alp tarafından hedef gösterilmişti. Valinin görevden alınması düzen siyasetinin şekilci ve ve muhafazakar kodlarını bir kez daha tescilledi.
Spor Devlet Ciddiyetiyle Bağdaşmıyor mu?
11 Temmuz günü Ardahan’da halkın ve yüzlerce sporcunun katılımıyla bir bisiklet festivali gerçekleştirildi. Vali Mehmet Fatih Çiçekli de bu festivalde bisikletiyle öncülük yaptı. Ancak bu durum, ana muhalefet partisi CHP’nin Kars Milletvekili İnan Akgün Alp tarafından TBMM genel kuruluna taşındı.
Milletvekili Alp, valinin tayt giymesini “devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz” ilan etti. TBMM Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alan Alp, “”Böyle vali, mali olmaz. Ya bu valileri alın ya da bu valilere asma yaprağı gönderin taksınlar. Böyle şehrin ortasında gezemezler. İçişleri Bakanlığı bu duruma derhal müdahale etmeli, devletin makamının ağırlığına gölge düşüren bu yöneticileri ya hemen görevden almalı ya da gerekli uyarıları yapmalıdır” ifadelerini kullandı.
Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan CHP’nin bir milletvekilinin kitle sporunu ve sporun doğası gereği giyilen işlevsel bir kıyafeti “ahlakçı” ve “şekilci” argümanlarla hedef alması tepkilere yol açtı. Alp’in ahlakçı argümanı, Türkiye’deki belli bir kesim muhalefetin iktidarla aynı tutucu ve muhafazakar zeminde rekabet ettiğini açıkça belgeledi.
Bu Kez Muhalefet Hedef Aldı
Binlerce kişinin katıldığı, hiçbir yurttaşın şikayetçi olmadığı ve sağlık ile konfor açısından zorunluluk barındıran bisiklet kıyafeti, egemen siyasetin elinde bir tasfiye aracına dönüştürüldü. CHP’li vekilin çağrısının ardından Ardahan Valisi’nin görevden alınması dikkatlerden kaçmadı.
Bilimsel ve teknik açıdan bisiklet sporunun ayrılmaz bir parçası olan ekipmanların, devlet bürokrasisinin yapay “kutsallık” ve “ciddiyet” kalıplarıyla yargılanması, toplumsal yaşamın ne denli kuşatma altında olduğunu bir kez daha gösterdi.


