Faşizm, Emperyalizm, İklim İnkârcılığı: Trump Yönetimi 2026 Ajandasını Son Hızla Devreye Soktu

Görsel: Trump kömür çıkarıyor.

Trump’ın 2026 ajandası çok hızlı ve agresif başladı. Venezuela’ya yönelik gerçekleştirilen darbe, uluslararası hukukun ve bu hukuk düzenleyen kurumların geç faşizme özgü bir olgu olarak iyice tasfiyeye uğradığını tüm dünyaya gösterdi. Artan hegemonya mücadelesi 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında oluşan dengeleri birer birer tasfiye ediyor. Söz konusu tasfiye yalnızca uluslararası kurumları kapsamıyor. Burjuva demokratik ilkelerle içerideki burjuva demokratik kurumsallaşma da agresif faşist darbelerle devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. Amerikan devletinin burjuva demokratik kurumlarının kapsamlı bir şekilde tasfiyesini öngören adımlar birer birer atılırken içeride oluşan sokak muhalefeti ise devlet terörüyle bastırılmaya çalışılıyor. Amerika’nın Gestapo’su olarak adlandırılan ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu) isimli yapılanma gerek göçmenler gerekse de Trump karşıtlarına karşı uyguladıkları şiddet de sürekli gündemde. Son olarak geçtiğimiz hafta Minneapolis’te 37 yaşındaki Renee Nicole Good’un açık ve meydan okurcasına infazı, Trump’ın öncülüğündeki iktidar bloğunun Amerikan halkına uyguladığı şokların bir örneği oldu.

66 Kuruluştan Çekildiler

Gelişmeler emperyal boyutlarının yanı sıra iklim krizinin de daha fazla derinleşmesine yol açacak adımları da içeriyor. 7 Ocak günü Beyaz Saray web sitesinden açıklanan karara göre ABD Başkanı Donald Trump, ulusal çıkarları gerekçe göstererek ABD’nin 66 uluslararası kuruluştan çekilmesini öngören başkanlık kararnamesini imzaladı. Bu kurumların 31’i, Birleşmiş Milletler nezdinde faaliyet gösteren kurumlardı. Daha önce Paris İklim Anlaşması ve BM İnsan Hakları Konseyi’nden çekilen Trump yönetimi, BM’nin Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na gönderilen fonları da durdurmuştu. İklim anlaşmalarından çıkılmasının ardından bir darbe de ülkenin bilim araştırmalarına vuruluyor.

7 Ocak kararnamesinde çıkılan sözleşmelerden bir tanesi küresel iklim politikalarını belirleyen UN Framework Convention on Climate Change (UNFCCC) yani BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi idi. Söz konusu sözleşme Paris İklim Anlaşması dâhil olmak üzere tüm uluslararası iklim müzakerelerinin hukuki ve kurumsal zeminini oluşturuyordu. Elbette BM nezdindeki hiçbir anlaşma ya da düzenleme kapitalist birikim yasalarını sınırlamıyor ve gezegeni koruma konusunda işe yaramıyor. Ancak süreklileşen iklim krizi inkârcılığının faşist propagandanın bir aracı haline gelerek gezegeni kurtarma çabasındaki ekoloji hareketlerini kriminalize etmesi ve karşı hareket oluşturması açısından önemli bir adım bu. Emperyalist kapitalist sistemin zirvesinde yer alan ülkenin egemenlerinin bu tutumun uluslararası kapitalist rekabette tetikleyici bir etki yaratması ve her ülkenin egemen sınıflarının kendi çıkarları çerçevesinde bu tarz adımları atmaları kaçınılmaz.

İklim Krizi İnkârı ve Bilimin Reddiyesi

Unutulmamalıdır ki, rasyonel aklın terk edilmesi ve bilim düşmanlığını yükseltilmesi faşizmin doğasında vardır. ABD’de bilim insanları bu yürüyüşten nasibini fazlasıyla alıyor. İklim anlaşmalarından çıkışa eşlik eden başkaca politikalar bunun göstergesi.

Bilindiği gibi 22 Aralık 2025 itibariyle ulusal güvenliğe tehdit ettikleri ve radar paraziti yarattıkları gerekçesiyle büyük açık deniz rüzgâr santrallerinin inşasını durduruldu. Bu hamle aslında uzun bir süreye yayılan iklim değişikliği inkârcılığının da bir ürünü. Temmuz ayında “Sera Gazı Emisyonlarının ABD İklimi Üzerindeki Etkilerinin Kritik Bir Değerlendirmesi” başlıklı bir rapor yayımlandı ve bu raporda iklim değişikliğinin bir şüphe olduğu iddia edildi. Rapor iklim inkarcısı bilim insanları tarafından adeta siparişle hazırlandı. Söz konusu rapor, Trump yönetimim tarafından otomobillerden, enerji santrallerinden ve fabrikalardan kaynaklanan sera gazlarını sınırlayan kuralları yürürlükten kaldırma gerekçesi olarak kullanılıyor.

İklim inkarcılığını yaymak ve iklim krizini durdurmak için mücadele edenlerin seslerini daha fazla bastırmak için yeni bir adım atılması planlanıyor. Sızan bilgilere göre Trump yönetimi, dünyanın önde gelen iklim araştırma laboratuvarlarından biri olan Colorado’daki Ulusal Atmosfer Araştırma Merkezi’ni (NCAR) kapatmaya hazırlanıyor. 1960 yılında kurulan ve federal fonlarla atmosfer kimyası ve fiziksel meteoroloji alanlarında araştırma yapan kurumun kapatılmak istenmesinin gerekçesi ise “yeşil dolandırıcılık” olduğu ifade ediliyor.

Trump öncülüğündeki egemen sınıfların 2026 ajandası çok hızlı başladı. Baş döndürücü gelişmeler şüphesiz şok etkisi yaratıyor ancak bu ajandadaki tüm niyetlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği verilecek mücadeleyle belirlenecek. Trump kabinesinin ajandasındaki tüm niyetlerini gerçekleştirebilmesi için çok büyük suçlar işlemesi gerekecek. Dünya halkları buna müsaade edecek mi?