“Bu bir ağır sıklet boks maçı gibi ve biz de rauntlar arasındaki o kısa zaman dilimindeyiz.”[1]
1991 yılında Soğuk Savaş’ın bitmesiyle, savunma bütçelerinin kısılarak kaynakların ekonomik kalkınmaya aktarıldığı Barış Temettüsü dönemi, Çin’in yükselişi ile sona erdi. ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kurucusu olduğu ve kendi lehine çalışan küresel serbest ticaretin liderliğini, Çin’in yükselişiyle birlikte kaybediyor. 2001 yılında Çin’in bu sisteme entegre olmasıyla işler değişti. Çin dünyadaki pazarları ele geçiriyor. Nadir toprak elementlerinin işlenmesinde yüzde 90 pazar payına da sahip. Batılı şirketler, Çinli şirketlerle rekabet etmekte zorlanıyor. Batı pazarları gümrük duvarlarını Çin’e karşı yükseltince; Çin rotayı Afrika’ya, Asya’ya ve Latin Amerika’ya çevirdi. Batı artık bu ekonomik savaşı kaybettiğini anlayıp, Çin’in büyümesini durdurmak için sert ekonomik yöntemlere başvuruyor.
Güç dengelerinin yeniden değişimiyle beraber sistem bir yapısal kriz içine giriyor; tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya evriliyor. Çin, ABD’nin uluslararası düzenine karşı, kendi lehine çalışan çok kutuplu bir dünya düzeni kurmak istiyor. ABD-Çin rekabeti temel ekseni; pazarlara, çip üretimi için önemli olan nadir toprak elementlerine ve stratejik ticaret yollarına hâkim olma mücadelesi üzerinden şekilleniyor. ABD-Çin rekabeti ve 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşı ile beraber dünya hızla silahlanmaya başladı. ABD Çin’i küresel liderliğine ve güvenliğine bir tehdit olarak görüyor. Çin ise ABD’yi kendi meşru yükselişini engellemeye çalışan bir güç olarak görüyor. Bu ikisinin çatışmasının yanında Rusya, Hindistan ve Avrupa Birliği her biri üçüncü bir kutup olarak çıkmaya çalışıyor.
Savunma Bütçelerinde Rekor Artış
2025 yılı itibarıyla, küresel savunma bütçelerindeki rekor artışlarla birlikte dünya, adım adım sıcak bir çatışma ortamına doğru sürükleniyor. SIPRI verilerine göre küresel askeri harcamalar, 2024 yılında 2,7 trilyon doları aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.[2]Reel olarak yüzde 9,4’lük bu artış, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana kaydedilen en yüksek yıllık sıçramadır. Bu artışın temel nedenleri arasında Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Hamas-İran eksenindeki çatışmalar ve Hint-Pasifik’te Çin ile ABD arasında tırmanan gerilim yer alıyor. Küresel savunma harcamalarının dünya GSYİH’ye (Gayrisafi Milli Hasılaya) oranı (askeri yük) yüzde 2,5 seviyesine yükselmiş olsa da dünya ekonomisinin hacimsel büyüklüğü nedeniyle ayrılan kaynakların mutlak değeri ve alım gücü devasadır. Küresel silahlanma yarışının baş aktörlerine bakıldığında, ABD Savaş Bakanlığı’nın (DOW) 2025 mali yılı bütçe talebi 849,8 milyar dolar olarak belirlendiğini görüyoruz. Enerji Bakanlığı bünyesindeki nükleer silah faaliyetleri de eklendiğinde toplam ulusal savunma bütçesi 900 milyar dolara yaklaşıyor.
Öte yandan Çin’in askeri harcamaları, 2025 yılının hem en büyük bilinmeyenini hem de en büyük itici gücünü oluşturuyor. Pekin yönetimi, savunma bütçesinde yüzde 7,2’lik bir artış açıklamış ve resmi verilere göre bütçeyi yaklaşık 1,67 trilyon Yuan (yaklaşık 236 milyar dolar) seviyesine taşıdı.[3] Rusya ise ekonomisini tamamen bir “savaş ekonomisine” dönüştürdü. 2024 yılında Rusya’nın savunma harcamaları reel olarak yüzde 38 artarak tahmini 149 milyar dolara ulaştı. ABD hegemonyasının tek kutuplu yapısının aşınması, Washington’u köklü bir strateji değişikliğine gitti. Donald Trump’ın dönüşü, emperyalist hedeflerden vazgeçildiği anlamına gelmiyor; aksine Trump, emperyalizmin askeri maliyetini tek başına sırtlanmayı reddediyor. Avrupa Birliği’ne yönelik “NATO payını yüzde 5’e çıkarın.” ültimatomu ve “Sizi artık koruyamayız!” retoriği, mali yükü müttefiklere devretme stratejisinin bir parçası. Bu bağlamda, 5 Aralık’ta yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinin zamanlaması manidar. Başkan Trump, 18 Aralık Perşembe günü kameralardan uzak bir şekilde, 901 milyar dolarlık rekor düzeydeki 2026 savunma bütçesini yasalaştırdı.[4]
Trump’ın yeni stratejisi üç hedef üzerinde duruyor: Avrupa’da NATO üyelerini silahlanmaya zorlamak ve Rusya’yı Çin’den uzaklaştırmak, Latin Amerika’da “arka bahçe” kontrolünü yeniden sağlamak. Dışişleri Bakanı Rubio’nun Venezuela ve Küba çıkışları, Venezuela petrol tankerlerine el konması somut bir eylem planı aslında. ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Maria Salazar Fox Business kanalına verdiği röportajda, Venezuela’nın dünyadaki kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip olduğunu ve ülkenin yönetimini değiştirmeye yönelik bir hamlenin, “ABD ekonomisi için çok iyi haber” olacağını savundu.[5] ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) Komutanı General Laura Richardson’ın 2023 yılında verdiği röportajında; Bölgenin zengin kaynaklar ve nadir toprak elementleri dolayısıyla önemli olduğunu, dünya lityum rezervinin yüzde 60’ı orada olduğunu söyledikten sonra Çin zaten orada ABD de oyun kurup orada olmalı diyor.[6] Latin Amerika’daki baş hedeflerinden biri Çin’i kıtada artık durdurmak.
Pasifik’te ise Çin’i çevrelemek için müttefiklere devasa silah satışları yapılıyor. Özellikle Pasifik’teki müttefikler birer ileri karakola dönüştürülüyor. Japonya, GSYİH’in yüzde 3,5’i oranında savunma harcamasına zorlandı ve kabine, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük askeri bütçe olan 57 milyar doları onayladı. Bu bütçe Çin anakarasını vurabilen Tip-12 seyir füzelerini, uzun menzilli saldırı füzelerini, 2028’e kadar devreye girecek “SHIELD” drone sürülerini ve yeni nesil savaş uçağı projelerini kapsıyor.[7] Benzer şekilde Güney Kore, 2030’a kadar “dünyanın en iyi dört savunma gücünden biri” olma vizyonuyla nükleer enerjili denizaltı anlaşmaları yaptı, Tayvan ise ABD ile 11.11 milyar dolarlık tarihinin en büyük silah paketini açıkladı. Tayvan’ın 2026 savunma bütçesinin GSYİH’in yüzde 3’ünü aşması ve özel firmaların savunma üretimine dahil edilmesi, adanın savaşa hazırlandığının göstergesi.[8] Çin ise Pasifik’te donanmasını her geçen gün büyütüyor. Çin’in tamamen yerli tasarıma sahip ilk “süper uçak gemisi” olan Fujian, 2025 yılı itibarıyla operasyonel testlerde kritik aşamalara geldi. 5. nesil savaş uçaklarının test sürüşleri ve üretimleri de hızla devam ediyor. Batı’daki diğer ülkelerle arayı kapatıyor gibi görünüyor. 29 Aralık’ta Çin Halk Kurtuluş Ordusu, dün Tayvan’ın kuzey, güneybatı, güneydoğu ve doğu bölgelerinde, muhripler, firkateynler, savaş jetleri, bombardıman uçakları ve insansız hava araçlarının katıldığı “Adalet Görevi 2025” adlı kapsamlı askeri tatbikata başladı.
Avrupa cephesinde ise Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri olumsuz bir seyir izliyor. Tarafların barış talepleri, her iki ülke için de varoluşsal bir nitelik taşıyor. Mearsheimer’ın vurguladığı gibi bu savaş masada değil, sahada bitecek gibi görünüyor.[9]
Rusya’nın askeri harcamaları, savaş öncesi 2021’den bu yana yaklaşık yüzde 300 artarak 2025 yılı için ayrılan 3,6 trilyon rubleden (39 milyar dolar) 13,5 trilyon rubleye (147 milyar dolar) yükseldi.[10] Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya, Avrupa ülkeleriyle savaşmayı planlamıyor, ancak Avrupa savaş başlatırsa Rusya “şu anda hazır” olduğunu söyledi.[11]
ABD’nin güvenlik şemsiyesini kısması, Avrupa’yı hızla yeniden askerileşmeye itmiştir. Lojistik engelleri aşmak için Hollanda, Almanya ve Polonya arasında “Askeri Koridor” (Askeri Schengen) anlaşması imzalanmıştır. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu” kurma hedefiyle ordu mevcudunu artırmayı planlarken zorunlu askerliğin de ön hazırlıklarını yapıyor. Alman savunma sanayii, Rheinmetall’in yeni fabrikaları ve Quantum Systems’in İHA yatırımları ile yeniden canlandırıyor.
Fransa’da ise Cumhurbaşkanı Macron, “gönüllü askerlik” uygulamasını duyururken, Genelkurmay Başkanı’nın “En büyük zayıflığımız savaşma iradesi eksikliğidir” ve “Ülkenin gerekirse çocuklarını kaybetmeye hazır olması gerektiği” çıkışı, Avrupa’nın psikolojik olarak da savaşa hazırlandığını kanıtlar nitelikte. Ayrıca İngiltere 2025 yılında savunma ihracatında şimdiye kadarki en yüksek yıllık değere ulaştı. Hükümet verilerine göre 20 milyar sterlinin (yaklaşık 27 milyar dolar) üzerinde anlaşma sağladı.
Baltık ülkeleri Litvanya, Letonya, Estonya ve Polonya, anti-personel mayınlarını yasaklayan Ottawa Sözleşmesi’nden resmen çekildi; Rusya ve Belarus’a karşı sınırlarına binlerce beton sığınak, tank engeli ve mayın bölgelerinden oluşan devasa bir savunma hattı inşa etmeye başladılar.
Orta Doğu’da ise Türkiye, İsrail ve Körfez Ülkeleri’nin bölgesel güç olma çekişmeleri devam ediyor. Türkiye’nin bölgesel güç olma yolundaki engellerinden biri PKK ile yaptığı 41 yıldır devam eden savaştı. Türkiye, PKK ile çatışma sürecini sonlandırmak adına barış görüşmeleri başlattı. Ancak kaygan bir zemin üzerine kurulu olan bu sürecin akıbetini kestirmek güç. SDG’nin HTŞ yönetimine entegrasyonu konusundaki belirsizlikler süreci tehdit ediyor. Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen istikrar sağlanamadı. Alevi ve Dürzi katliamları devam ediyor. İçeride IŞİD’in tekrar hortlaması ya da hortlatılması istikrarsızlığın süreceğini gösteriyor. HTŞ yönetimi ABD ile anlaşarak Golan Tepeleri’ni İsrail’e bırakmış, karşılığında Sezar yaptırımları kalkmıştır. İsrail, Dürzi katliamını gerekçe göstererek Suriye’nin güneyine yerleşmeye başladı.
Trump yönetimi Gazze için barış planlarından bahsetse de sahadaki gerçeklik, Filistin direnişinin ezilmesi ve İsrail’in bölgede kalıcı hale gelmesi yönünde. ABD yetkilileri, silahsızlanma müzakerelerinin başarısız olması halinde ISF’nin güç kullanma yetkisine sahip olduğunu ileri sürüyor. Batı Şeria’da İsrail güvenlik kabinesi yeni Yahudi yerleşim birimi inşasını onayladı. İsrail, Gazze’de kan dökerek yerleşirken Batı Şeria’daki alanlarını genişletiyor. 22 Aralık 2025’te Kudüs’te bir araya gelen İsrail, Yunanistan ve GKRY savunma iş birliğini en üst seviyeye taşıyan Üçlü Çalışma Planı imzaladı. Doğu Akdeniz’deki enerji platformlarını ve boru hatlarını korumak amacıyla ortak bir deniz ve hava gücü oluşturulması fikri resmileşti. İsrail başbakanı Netanyahu, İran’ın yıllık 3 bin adedi aşan füze üretim kapasitesini gerekçe göstererek ABD ile ortak bir askeri planlamak üzere Washington’a yapacağı ziyaret söz konusu. İran’a tekrar bir saldırı yine gündemde…
Netanyahu, bölgesel hakimiyetini genişlemek için Somaliland’ı tanıdı. Somaliland, Babül Mendeb Boğazı’nın hemen yanında yer alıyor ve tüm gemi trafiği bu koridordan geçiyor.
İsrail’e göre daha sınırlı bir gücü olan Türkiye, durumu dengelemek için İran ile yakınlaşabilir.
Küresel güç mücadelesinin en karmaşık cephesi ise Sahel Kuşağı’ndan Afrika Boynuzu’na uzanan hatta açıldı. Fransa ve ABD’nin nüfuzunun kırılmasıyla oluşan boşluk, Rusya ve Çin tarafından dolduruluyor. Mali, Burkina Faso ve Nijer’in kurduğu Sahel Devletleri İttifakı (AES), Batı destekli bloklara karşı bir direniş ekseni oluşturuyor. Moskova, “Africa Corps” adıyla askeri varlığını kurumsallaştırarak rejim güvenliği karşılığında stratejik madenlere erişim sağlıyor. Çin ise limanlar ve demiryolları üzerinden yürüttüğü borç diplomasisi ile kıtanın lojistiğini ve kobalt, lityum gibi kritik elementleri kontrol ediyor. Aslında bu durum, Batı savunma sanayisi için büyük bir tedarik zinciri riski oluşturuyor.
2025 yılında Afrika’da Sudan’da şiddetli bir iç savaş da yaşandı. 2023’te başlayan savaş, 2025’te Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sivil insanları katletmesiyle göz ucuna geldi. Sudan Ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan savaşta 150 bin kişi öldü. Birleşik Arap Emirlikleri destekli Hızlı Destek Kuvvetleri, altın madenlerinin kontrolü için savaşı bırakacak gibi gözükmüyor.
Çatışma alanları kutuplara da sıçradı: Trump’ın Grönland’a olan ilgisi, adanın balistik füze erken uyarı sistemleri için taşıdığı hayati önem taşıyor. Ayrıca eriyen buzullarla erişilebilir hale gelen nadir toprak elementleri ve enerji kaynakları da adanın önemini arttıyor.
2026’ya Doğru Yeni Paylaşım Savaşları
Sonuç olarak 2026 yılı; bütçelerin savunmaya aktarıldığı, devletlerin güvenliği öncelediği bir yıl olacak gibi görünüyor. Bu süreç basit bir silahlanma yarışı değil, caydırıcılığın önemini yitirdiği, doğrudan çatışmaya yapılan somut bir hazırlık. Büyük emperyalist güçler belki doğrudan çatışmayacak ancak vekalet savaşları küresel ölçekte yayılacak. İşçi sınıfının yaşam standartları düşerken ve kamu hizmetlerinden kısılan kaynaklar savunma sanayiine akarken şu gerçeği görmemiz gerekiyor: Kapitalizm var olduğu sürece bu savaşlar devam edecek. Lockheed Martin, General Dynamics ve BAE Systems gibi devasa silah şirketleri kârlarına kâr katarken, yoksul kitleler kendilerini cephede buluyor. Savaş, kapitalist sistemin bir hatası değil, bizzat sistemsel bir özelliğidir. Yeni pazarlara hücum etmek, sermaye ihraç etmek ve stratejik kaynaklara hükmetmek… Artık fosil yakıtlar için değil, teknoloji için vazgeçilmez olan nadir toprak elementleri için ve tedarik zincirleri için savaşlar yapılacak. Bugün yaşananlar, gerileyen bir hegemon (ABD ve Batı) ile yükselen bir güç (Çin) arasındaki yeni bir paylaşım savaşıdır.
(Aralık 2025’te Göttingen ve NRW bölgesinde lise öğrencileri “Öldürmeyi Öğrenmek İstemiyoruz” diyerek sokağa çıktı.[12] CSA Enstitüsü’nün yayınlanan bir anketine göre, Fransız gençlerinin (18-24 yaş) yüzde 76’sı, Fransız askerlerinin Ukrayna toprağında savaşmasına karşı çıktı.[13] “Macron’un savaşı için ölmeyeceğiz” temalı tartışmalar devam ediyor. 2026 Savaş karşıtı hareketlerin ve genel grevlerin yılı da olabilir. Bu bizim elimizde…)
[1] P. Kine, 4 ways China-US relations could fracture in 2026, Politico, 26 Aralık 2025
[2] SIPRI, Trends in World Military Expenditure 2024, Nisan 2025
[3] Xinhua News Agency, China to increase defense budget by 7.2 percent in 2025, 5 Mart 2025
[4] Office of the Under Secretary of Comptroller, FY 2025 Budget Request Overview, United States Department of Defense, 4 Nisan 2024
[5] N. Sherman and S. Musafer, Venezuela says Trump wants its oil. But is that the case?, BBC, 12 Aralık 2025
[6] CSIS, Looking South: A Conversation with GEN Laura Richardson on Security Challenges in Latin America, 4 Ağustos 2023.
[7] R. Ogata, Japan defense spending to double on equipment, but only 10% for manpower, Nikkei Asia 27 Aralık 2025
[8] E Aytekin, Çin, Tayvan’a silah satışı nedeniyle ABD’li 20 şirkete ve 10 yöneticiye yaptırım uygulayacak, Anadolu Ajansı, 26 Aralık 2025
[9] J. J. Mearsheimer, The Darkness Ahead: Where The Ukraine War Is Headed, John’s Substack, 23 Haziran 2023
[10] The Moscow Times, Did Russia’s Defense-Sector Boom Peak in 2025?, 26 Aralık 2025
[11] S. Vakulina, If Europe wants to start a war we are ready now, Russia’s Putin says, Euronews, 2 Aralık 2025
[12] ZDFheute. Schüler-Proteste gegen Wehrdienst deutschlandweit [Almanya genelinde zorunlu askerliğe karşı öğrenci protestoları], 5 Aralık 2025
[13] CNews, Sondage : 76% des Français contre l’envoi de soldats français en Ukraine [Anket: Fransızların %76’sı Ukrayna’ya Fransız askeri gönderilmesine karşı], 28 Şubat 2024

