Ukrayna’da devam eden savaşın toplumsal maliyeti ve zorunlu askerlik politikalarının yarattığı gerilim, cephe gerisinde giderek daha sert biçimlerde dışa vuruyor. Kasım 2026 başlarında Kiev yakınlarındaki Petropavlovska Borşçagovka köyünde yaşananlar, savaş rejiminin toplumsal meşruiyet sınırlarını nasıl zorladığını ve asker toplama mekanizmalarının gayriresmî gözaltı aygıtlarına dönüşme eğilimini çıplak bir biçimde gözler önüne serdi. Sosyal medyada bir müstakil evin bodrum katında 40’a yakın askerin ve askerlik şubesi tarafından alıkonulan sivillerin tutulduğu haberlerinin yayılması üzerine bölgede toplanan yüzü aşkın mahalleli ve asker yakını, kolluk kuvvetleriyle saatler süren şiddetli bir çatışmaya girdi. Devlete ait resmî kurumların kışkırtma ve dış etki iddialarıyla örtbas etmeye çalıştığı bu olay, cephedeki krizin artık Ukrayna şehirlerinin sokaklarına ve mahallelerine taşındığının en net göstergesidir.
2 Kasım günü öğleden sonra başlayan ve gece yarısına kadar süren olaylar, birliklerini terk eden askerlerin ve askerlik şubesi görevlilerince işe giderken alıkonulduğu belirtilen yurttaşların özel bir mülkün bodrumunda kilitli tutulduğu duyumuyla patlak verdi. Bölgeye akın eden çoğunluğu kadın ve gençlerden oluşan yaklaşık 100 kişilik kitle, binanın kapılarını zorlayarak mahpusların serbest bırakılmasını talep etti. Güvenlik güçleri ile eylemciler arasında çıkan arbedede polis ve Ulusal Muhafız birliklerine meşaleler, sis bombaları, taşlar ve su şişeleri fırlatıldı. Gerilimin tırmanması üzerine olay yerine gelen Ulusal Muhafızlar Komutanı Oleksandr Pivnenko ve Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov bizzat müdahalede bulunmak zorunda kaldılar. Binadan çıkarılan dört askerin acilen hastaneye kaldırıldığı, bu kişilerden birinin omurgasında kırık tespit edildiği bildirildi. Olayın yarattığı toplumsal patlama, kolluk kuvvetlerinin tahliye otobüsünü devirmeye çalışan ve barikat kuran kitleyi dağıtmak için havaya ateş açmasına kadar vardı.
Gayriresmî Gözaltı Merkezleri ve Zorunlu Seferberliğin Sınırları
Petropavlovska Borşçagovka’daki çatışmanın özünde, Ukrayna devletinin asker ihtiyacını karşılamak adına başvurduğu zorlayıcı yöntemlerin hukuki ve insani sınırları aşmış olması yatıyor. Ulusal Muhafızlar ve Azov Tugayı yetkilileri söz konusu evin geçici konuşlanma noktası olarak kiralandığını ve burada askere alınanlar ile birliğini terk edenlerin işlemlerinin yapıldığını iddia etse de, bina önünde toplanan ailelerin ve görgü tanıklarının ifadeleri bambaşka bir tablo çiziyor. İşe giderken yoldan çevrilen sivillerin, firar eden askerlerin resmî hiçbir yargı kararı olmaksızın bodrum katlarında alıkonulması ve fiziksel şiddete maruz bırakılması, devlet şiddetinin boyutlarını gösteriyor. Binadan ağır yaralı ve omurgası kırık vaziyette çıkarılan askerler, bu mekânların rehabilitasyon veya kayıt noktası değil, kelimenin tam anlamıyla gayriresmî birer cezaevi ve işkence merkezi olarak işlev gördüğünü kanıtlıyor.
Bu durum, Ukrayna toplumunda giderek derinleşen bir sınıfsal ve toplumsal yarılmaya işaret ediyor. Savaşın uzaması, cephedeki insani kayıpların artması ve zorunlu askerlik yaşının düşürülüp sokak taramalarının sıkılaştırılması, işçi sınıfı ve yoksul halk kesimleri üzerinde muazzam bir baskı yaratıyor. Muktedirlerin ve zenginlerin askerlikten muaf kalabildiği ya da yurt dışına çıkabildiği bir ortamda, fabrikaya veya işe giderken sokak ortasından toplanan gençlerin zorla cepheye gönderilmesi, kitlesel firarları beraberinde getiriyor. Firar vakaları artık münferit disiplinsizlik olayları olmaktan çıkmış, savaşın yürütülüş biçimine ve seferberliğe karşı pasif bir kitle direnişine dönüşmüştür. Petropavlovska Borşçagovka’da gördüğümüz üzere, firar eden ya da zorla toplanan askerleri korumak için barikat kuran mahalleliler, bu pasif direnişin aktif bir halk tepkisine evrilme potansiyelini barındırıyor.
Nitekim bu patlama tekil bir örnek değildir. Kısa süre önce Lviv’de de askerlik şubesi aracının öfkeli bir kitle tarafından devrilmesi ve halkın asker toplayan görevlilere müdahale etmesi, cephe gerisindeki öfke birikiminin sistemsiz ama yaygın bir karakter kazandığını göstermişti. Sokakta yürürken kaçırılır gibi götürülen yakınlarını korumak isteyen kadınların, gençlerin ve mahalle sakinlerinin kolluk kuvvetleriyle çatışmayı göze alması, devletin millî birlik söyleminin halk nezdindeki inandırıcılığını kaybettiğinin somut belgesidir.
Dış Mihrak Söylemi ve Savaş Rejiminin Meşruiyet Krizi
Olayın büyümesi ve bizzat Kirill Budanov gibi tepe isimlerin gece yarısı köye gelmek zorunda kalması, Kiev yönetiminin krizin kontrolden çıkmasından ne kadar korktuğunu gözler önüne seriyor. Ancak devlet mekanizmasının bu toplumsal patlamaya verdiği yanıt son derece tanıdıktır: Olayı komplo teorileriyle açıklamak, münferit provokasyonlara bağlamak ve baskı aygıtlarını artırmak. Olayların ardından açıklama yapan Budanov, yaşananları devlet için kabul edilemez ve özellikle Rus tehdidi karşısında Ukraynalıların birliğine zarar veren gelişmeler olarak nitelemiş, çatışmanın dış etki ve kışkırtma sonucu çıktığını öne sürmüştür.
Devlet yetkilileri, olayın odağına özel bir klinik sahibi olduğunu belirten ve ambulansla olay yerine gelip alıkoyduğunu kamuoyuna duyuran Valentina Molodaya adında bir kadını oturtmuştur. Molodaya’nın derhal gözaltına alınması ve olayların arkasında planlı bir sabotaj arama çabası, iktidarın kendi politikalarının yarattığı toplumsal cinneti görünmez kılma hamlesinden ibarettir. Şüphesiz ki devlet bürokrasisi, Devlet Soruşturma Bürosu (SBU) aracılığıyla yetki aşımı gerekçesiyle askerî görevliler hakkında soruşturma açıldığını duyurarak gaz almaya çalışmaktadır. Fakat bodrum katında omurgası kırılan askerlerin, silah seslerinin yükseldiği sokakların ve devrilmek istenen tahliye otobüslerinin gerçeği, bir iki yetkilinin görevden alınmasıyla ya da dış mihrak söylemleriyle örtülemeyecek kadar derindir.
Savaş rejimi, bir yandan cephedeki mevzileri korumaya çalışırken, diğer yandan cephe gerisindeki halkı baskı ve propaganda ile kontrol altında tutmaya çalışıyor. Ancak Petropavlovska Borşçagovka örneğinde görüldüğü gibi, resmî kurumların yalanlamalarına ve kolluk şiddetine rağmen halkın bodrum katındaki insanları kurtarmak için meşalelerle ve taşlarla sokağa dökülmesi, korku eşiğinin aşılmaya başladığını gösteriyor. Gece yarısı nereden geldiği belirsiz maskeli grupların kitleyi dağıtmak üzere sahaya sürülmesi ise devletin toplumsal muhalefeti bastırmak için gayriresmî ve paramiliter yöntemlere başvurmaktan çekinmeyeceğinin bir işaretidir.
Ukrayna’da emekçilerin ve halkın önüne konulan seçenekler giderek daralmaktadır: Bir yanda emperyalist paylaşım savaşının kıyma makinesine sürülmek, diğer yanda ise kendi mahallesinde gayriresmî gözaltı merkezlerinde şiddet görmek. Petropavlovska Borşçagovka’da yaşananlar, ne münferit bir provokasyon ne de basit bir asayiş olayıdır. Bu olay, zorunlu askerlik rejimi ile savaşa sürülen yoksul Ukrayna halkı arasındaki çelişkinin patlama noktalarından biridir. Savaş uzadıkça, militarizmin ve devlet şiddetinin ürettiği bu gayriresmî bodrum katları çoğalacak; ancak buna paralel olarak halkın kendi evlatlarını ve komşularını korumak için geliştireceği direniş hatları da derinleşecektir.


