Karadeniz, jeopolitik güç mücadelelerinin ve Rusya-Ukrayna savaşının lojistik hatları kesme stratejilerinin bir sonucu olarak sivil denizciler için dünyanın en tehlikeli havzalarından biri haline gelmiştir. Temmuz 2023’te Tahıl Koridoru Anlaşması’nın sonlanmasıyla başlayan gerilim, 2025 ve 2026 yıllarında sivil ticari gemilerin doğrudan hedef alındığı yeni bir aşamaya evrilmiştir. Muharip devletlerin karşılıklı olarak limanları ve bu limanlara uğrak yapan tüm gemileri askeri hedef ilan etmesi, sivil deniz taşımacılığını savaşın doğrudan cephesi haline getirmiştir. Sivil mürettebatın yaşam mahallerinin ve makine dairelerinin kasıtlı olarak hedef alınması, uluslararası hukukta karşılığı olan ancak pratikte denetimsiz kalan sistematik hak ihlallerini beraberinde getiriyor.
Son dönemde bölgede yoğunlaşan insansız hava aracı (İHA), insansız deniz aracı (İDA) ve serbest sürüklenen mayın tehlikeleri, sivil gemiciliğin fiziki sınırlarını tehdit etdiyor. Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri’nin Rusya’nın enerji ihracatını ve lojistiğini baltalamak amacıyla başlattığı operasyonlar, Karadeniz ve Azak Denizi genelinde geniş bir gemi grubunu hedef almıştır. Sadece Temmuz 2026 ortalarında gerçekleşen operasyonlarda petrol tankerleri, gaz tankerleri ve kuru yük gemilerinden oluşan onlarca geminin vurulduğu açıklanmıştır. Rusya ise bu hamlelere misilleme olarak Ukrayna limanlarına ve bu limanlara yönelen üçüncü ülke bayraklı gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bu durum, Karadeniz’de seyir yapan gemilerde çalışan deniz işçilerinin hayatlarını her geçen gün daha da tehlikeye atıyor.
“Sermayenin Kâr Hırsı Can Alıyor”: Deniz İşçileri Platformu’nun Gündeme Taşıdığı Gerçeklik
Son dönemde Karadeniz’de sivil ticari gemilere yönelik olarak gerçekleşen ve deniz işçilerinin can güvenliğini doğrudan tehdit eden saldırılar halen devam ediyor. Deniz İşçileri Platformu, temmuz ayının ikinci haftasına girerken 96 saatte 35 geminin Karadeniz’in çeşitli yerlerinde vurulduğunu açıkladı.
Karadeniz’deki bu savaş ortamı, denizcilik sektörünün yapısal güvencesizliği ve sömürü mekanizmalarıyla birleştiğinde sivil denizciler için bir hayatta kalma krizine dönüşüyor. Denizciler egemen devletlerin emperyalist savaşlarında tarafsız esirler haline getirildi ve armatörlerin kâr marjlarını korumak adına denizciler bile bile ölüm sahalarına sürülüyor.
Denizcilik sektörünün işleyiş modelinde, yüksek riskli çatışma bölgelerine sefer düzenleyen armatörler, yüksek navlun ücretleri elde ederken, olası gemi kayıplarını özel savaş sigortaları aracılığıyla finanse ediyor. Buna mukabil, gemide çalışan işçilerin can güvenliği doğrudan bu kâr hesaplarının birer kalemi haline geliyor. Deniz İşçileri Platformu, 19 Kasım 2023 tarihinde Karadeniz Ereğli limanı önünde mendireğe çarparak batan ve 12 mürettebata mezar olan M/V Kafkametler kuru yük gemisi örneğinde olduğu gibi, devletin denetim mekanizmalarının yetersizliğini doğrudan hedef alıyor. Platformun “Kafkametler bir kaza değil, işçi katliamıdır” tespiti, standart dışı ve yaşlı gemilerin ağır kış şartlarında bile bile seyre çıkmasına izin veren idari ve sermaye iş birliğine işaret ediyor.
Hukuki Normlar ile Sektörel Pratik Arasındaki Çelişki: ITF ve IBF Savaş Bölgeleri
Uluslararası taşımacılık işçilerinin haklarını korumakla yükümlü olan Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ITF) ve Uluslararası Pazarlık Forumu (IBF), Karadeniz’deki güvenlik krizine paralel olarak riskli bölge tanımlamalarını ve denizci haklarını içeren protokollerini güncellemiştir.
ITF ve IBF’in aldığı kararlar doğrultusunda, Karadeniz havzasının kuzey kesimleri, Ukrayna limanları, Azak Denizi ve Kerç Boğazı en üst seviye olan “Savaş Operasyonları Bölgesi” olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda sivil denizcilere şu temel haklar tanınmıştır:
● Gemi savaş bölgesine girmeden önce mürettebata durumun bildirilmesi zorunluluğu,
● Savaş bölgesinde bulunulan süre boyunca en az 5 günlük asgari ödeme taahhüdüyle temel ücretin yüzde 100’ü oranında günlük ikramiye ödenmesi,
● Olası ölüm veya sakatlık durumlarında tazminat miktarlarının iki katına çıkarılması,
● Seyri reddetme hakkı: Denizcilerin, hiçbir iş kaybı veya yaptırımla karşılaşmaksızın riskli bölgeye gitmeyi reddetme, tüm masrafları armatöre ait olmak üzere ülkelerine geri gönderilme ve iki aylık temel maaş tutarında tazminat alma hakkı mevcuttur.
Hukuki Denetimsizliğin Sonuçları
Kağıt üzerinde güvence altına alınan bu haklar, denizcilik sektörünün kolay bayrak olarak adlandırılan ve uluslararası denetimlerin uzağında kalan tescil sistemleri nedeniyle fiilen işlevsizleşiyor. Gemi sahiplerinin büyük bir kısmı, vergi yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla gemilerini Panama, Malta, Palau veya Belize gibi ülkelerin bayrakları altında çalıştırıyor. Bu durum, gemilerin uluslararası çalışma standartlarını (MLC 2006) ve toplu iş sözleşmelerini devre dışı bırakmasına olanak tanıyor.
Toplu iş sözleşmesi güvencesinden yoksun, sendikasız koşullarda çalışan binlerce deniz işçisi, işten atılma, ücret gaspı veya sektörel olarak kara listeye alınma baskısı altında, can güvenliğinin bulunmadığı Karadeniz rotalarında çalışmaya zorlanıyor. Armatörler, yasal boşluklardan faydalanarak savaş tazminatı ödemiyor, personelin haklı sebeplerle gemiyi terk etme taleplerini görmezden geliyor ve personeli adeta gemiye hapsediyor.
Denizcilikte Örgütlü Mücadeleye olan Acil İhtiyaç
Karadeniz’de son dönemde tırmanan ticari gemi saldırıları, sivil denizcilerin can güvenliğini doğrudan tehdit eden jeopolitik bir kriz olmanın ötesinde, kapitalist üretim ve dolaşım ilişkilerinin yarattığı yapısal bir sömürü krizidir. Devletlerin savaş lojistiği adı altında sivil ticari alanları askerileştirmesi, sermayenin ise bu yüksek riskli ortamı daha fazla kâr elde etmek için bir fırsata dönüştürmesi, faturanın yine işçi sınıfına kesilmesine yol açıyor.
Karadeniz’de sivil denizcilerin hayatını korumak; devletlerin emperyalist savaş politikalarına karşı durmaktan, standart dışı ve güvencesiz gemilerin seyrini engellemekten ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış hakların fiilen uygulanmasını sağlayacak denizci örgütlenmelerini güçlendirmekten geçiyor. Deniz işçilerinin mücadelesi, sadece dalgalara ve savaşın bombalarına karşı değil, onları bu ölüm rotalarına mahkum eden sermaye düzenine karşı verilmelidir.


