6 Eylül 2025’te İstanbul Küçükçiftlik Park’ta konser veren ve özellikle genç kadınlar ile çocuklar arasında gün geçtikçe popülerleşen Manifest grubuna da soruşturma açılmıştı. “Teşhir suretiyle hayasızca hareketlerde bulunma” suçlamasıyla yargılandıkları davada, grup üyelerine 3 ay 22 gün hapis cezasının verilmişti. Sonrasında mahkeme; hükmün açıklanmasını geri bırakmış, yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrollerini de kaldırmıştı.
Son yıllarda özellikle sanatçılara karşı “müstehcenlik” suçlamasıyla açılan dava sayılarındaki artış göze çarpmaya başladı. Fakat açılan davaların sadece sanatçılarla sınırlı kalmadığı ve kalmayacağı gün geçtikçe daha net bir şekilde anlaşılıyor.
Hypers Ajansı’nın ve Manifest müzik grubunun kurucusu ve grubun menajeri Tolga Akış 2026 yılının Ağustos ayında ‘müstehcenlik’ suçlamasıyla tutuklanma talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. Daha sonra hakimlik, “müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayınlama ve yayınlamaya aracılık etme” suçlamasıyla tutuklanmasına karar verdi.
Mabel Matiz’e Ha Leylim Şarkısının Sözleri Ve Klibi Sebebiyle Soruşturma Açılmıştı
Daha önce “Perperişan” şarkısı nedeniyle açılan ‘’müstehcenlik’’ davasından beraat eden Mabel Matiz’e 2026 yılının Ağustos ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Ha Leylim” şarkısının sözleri ve klibinin “müstehcenlik” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle soruşturma başlatmıştı. Matiz soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmıştı.
Savcılık ifadesinde Ha Leylim isimli şarkının sözlerinin ve müziğinin kendisine ait olduğunu belirtip: “Klipte müstehcenliğe ilişkin herhangi bir sahne, görüntü, gönderme bulunmamaktadır. Soruşturma kapsamında video klibinde yer alan iki erkeğin birbirine bakmasına ilişkin görüntü, aralarındaki ilişkinin niteliği ne şekilde olursa olsun müstehcenlik suçuna vücut vermemektedir. İki insanın birbirine bakması, karşılıklı dans etmeleri suç değildir. Birbirlerine aşk ile de bakıyor olabilirler, nefret ile de bakıyor olabilirler, kırgınlıkla da bakıyor olabilirler. Bütün bunlar sinemanın, sanatın, edebiyatın konusuna dahildir ve suçlanmamalıdır. Sistematik bir şekilde yapmış olduğum çoğu eserden kimliğim üzerinden suç içerikli anlamlar çıkarılmasını kabul etmiyorum. Eserlerimi sürekli açıklamak zorunda bırakılmamın haksızlık olduğunu düşünüyorum. Aynı eserlerin başka bir sanatçı tarafından yapıldığı takdirde herhangi bir soruşturma açılıp açılmayacağını, aynı yorumların yapılıp yapılmayacağını samimiyetle ve naçizane kendi içimde sorguluyorum. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum ” ifadelerini kullanmıştı.
Müstehcenlik Davaları Bunlarla Sınırlı Değil
Açılan müstehcenlik davaları yalnızca bu sanatçılarla sınırlı değil. 2026 yılının Haziran ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 içerik üreticisine “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak” suçlarından onar yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında ise trans oyuncu Meli Bendeli tutuklanmıştı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek beş ilde yedi kişi hakkında eş zamanlı düzenlediği operasyonda, Bendeli’nin yanı sıra şarkıcı Tuğba Ekinci’nin de aralarında bulunduğu beş kişi gözaltına alınmıştı.
Emniyet, soruşturmaya gerekçe olarak şüphelilerin farklı sosyal medya platformlarında “müstehcen” olduğu ileri sürülen görüntüler paylaştığı iddiasını göstermişti. Soruşturmada Meli Bendeli’nin de aralarında bulunduğu dört kişi sulh ceza hakimliğince tutuklanmıştı. Profesyonel fotoğrafçılık yapan Bennu Gerede ise katıldığı bir programda kullandığı ifadelerden dolayı gözaltına alınmış, emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece yurt dışına çıkış yasağı ile serbest bırakılmıştı. 2025 yılında sosyal medya fenomeni Mükremin Gezgin hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ‘hayasızca hareketler’ ve ‘müstehcenlik’ suçlarından suç duyurusunda bulunmuştu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında Ankara’da gözaltına alınan Mükremin Gezgin, aynı yılın Nisan ayında çıkarıldığı hakimlik tarafından ‘Müstehcenlik’ suçundan ev hapsi cezasına çarptırılmıştı.
TCK 226 Ahlak Polisliği Mi?
Müstehcen kelimesi TDK’de “açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız” şeklinde tanımlanırken TCK’nin 226. maddesinde müstehcen içeriklerin çocuklara ulaştırılması, basılması, yayımlanması ve dağıtılmasına ilişkin cezalar düzenleniyor. Özellikle kadın bedeninin denetimi için iktidar tarafından yaratılan müstehcenlik suçlaması her geçen gün biraz daha genişletiliyor. 12 Eylül’de düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonunda, birçok LGBTİ+ aktivistinin ve dernek üyelerinin ‘’Dernekler Kanunu’na muhalefet”, “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” ve “çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik” iddialarıyla tutuklanması da bunun örneklerinden biri. Açılan davaların, yapılan tutuklamaların özellikle sanat camiası ya da sosyal medyada görünürlüğü olan kişiler üzerinden olması iktidarın baskı politikalarını gözler önüne seriyor.
Müstehcenlik suçlamaları genişletilerek iktidar tarafından çizilen normlara uymayanlar suçluymuş gibi gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. İktidar, günlük yaşamın ve günlük yaşamda tüketilen görsellerin, içeriklerin denetim mekanizmasının yolunu ararken “müstehcenlik” suçlamasını bulmuş gözüküyor. Eğer buraya karşı toplumsal bir muhalefet üretilemezse ilerleyen günlerde bizleri daha fazla “müstehcenlik” suçlamasıyla donatılmış davalar bekliyor olabilir. Ancak bu baskı politikaları karşısında sessiz kalmayan, haklarını ve yaşam alanlarını savunan güçlü bir toplumsal muhalefet de var.
Çağlayan Adliyesi önünde ‘Ailem Güvende’ operasyonlarına karşı ‘Varlığımız suç değil’ diyerek ses yükseltenler ve Mor Dayanışma gibi kurumların ‘Başka Bir Yaşam Mümkün’ şiarıyla ördüğü örgütlü mücadele hatları, bu baskılara karşı en net cevaptır. İktidarın çizdiği dar normlara boyun eğmek yerine, bu karşı duruşu ve dayanışmayı büyütmek her zamankinden daha acil bir zorunluluktur.”


